DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 362741-0,33%
Adana
24°

PARÇALI AZ BULUTLU

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

İslam Toplumlarında Bilim
50 okunma

İslam Toplumlarında Bilim

ABONE OL
17 Mayıs 2016 21:14
İslam Toplumlarında Bilim
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İbni Sina
İslam Bilimi deyince ne anlaşılmalı?İslam topraklarında bilimsel çalışmalar ne zaman başladı,ne zaman duraklamaya girdi ? İslam topraklarındaki bilime ivme veren nedir ? Kuran mı yoksa eski bilim mi ? Yunan klasiklerinin Arapça’ya çevrilmesinde Hıristiyanların, Süryanilerin ve çeşitli halkların katkıları olmuş mudur? Asiler, Gazali’nin ders notlarını görünce ne dediler de Gazali yeniden 4 yıl medreseye devam etti? Gazali,neyi savundu?
Katip Çelebi,Gazali’nin eseri İhyau Ulum’id-din için
” Eğer bu eser hariç, tüm İslami eserler tahrip olsaydı, İslamiyet yine de bir şey kaybetmezdi. ”derken kim “Gazali’nin tasavvufa dair İhyau Ulum’id-din adlı kitabı yalan hadislerle doludur” demiştir?
Büyük Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk’ü öldüren sınıf arkadaşı kimdi? İslam topraklarındaki bilim İspanya’ya ne zaman ve nasıl geçti? İslam topraklarındaki ansiklopedistlerde ve bu arada Erzurumlu İbrahim Hakkı’da ilkel de olsa evrim kuramının izleri olduğunu biliyor musunuz? Erzurumlu İbrahim Hakkı hangi etkiler sonucu bilim dışı görüşleri savunmaya başladı? Ben sizi bir kısımını buraya yazabildiğim soruların yanıtlarıyla yüzyüze getireciğim.
Önce İslam Dünyasındaki Bilgelere ve İlgi Alanlarına Göz Atalım:
Cabir Ibn Hayyan (Geber)Kimya (Kimyanın babası) öl: 803
Al-Asmai Zooloji, Botanik, Animal Husbandry. 740 – 828
Al-Khwarizmi(Algorizm)Matematik,Astronomi,Coğrafya.(Algorithm,Algebra, calculus) 770 – 840
‘Amr ibn Bahr Al-Cahiz,Zoologi, Arap Grameri, Rhetoric,Lexicography
776 – 868
Ibn Ishaq Al-Kindi (Alkindus)Felsefe, Fizik, Optik, Tıp,Matematik, Metalurji.800 – 873
Sabit Ibn Kurra (Thebit)Astronomi, Tıp, Geometri, Anatomi.836 – 901
‘Abbas Ibn Firnas, Mechanics of Flight, Planetarium, Artificial Crystals. öl:888
Ali Ibn Rabban Al-Tabari,Tıp, Matematik, Caligraphy, Literature.838 – 870
Al-Battani (Albategnius),Astronomi, Matematik, Trigonometri.858 – 929
Al-Fargani (Al-Fraganus)Astronomy, Civil Engineering.C. 860
Al-Razi (Rhazes)Tıp, Ophthalmology, Smallpox,Kimya,Astronomi.864 – 930
Al-Farabi (Al-Pharabius),Sosyologi, Logic, Felsefe, Siyaset Bilimi,Muzik.870 – 950
Abul Hasan Ali Al-Mesudi,Geography, History.öl: 957
Al-Sufi (Azophi) Astronomi 903 – 986
Abu Al-Kasim Al-Zahravi (Albucasis),Surgery, Medicine. (Father of Modern Surgery) 936 – 1013
Muhammad Al-Buzcani,Matematik, Astronomi, Geometri,Trigonometri.940 – 997
Ibn Al-Haytam (Alhazen)Fizik, Optik, Matematik.965 – 1040
Al-Mawardi (Alboacen),Siyaset Bilimi, Sosyoloji, Jurisprudence, Ethics.972 – 1058
Abu Reyhan Al-Biruni,Astronomi, Matematik. (Dünyanın Çevresini ölçtü)973-1048
Ibn Sina (Avicenna) Tıp, Felsefe, Matematik, Astronomi.981 – 1037
Al-Zarqali (Arzachel)Astronomi (Usturlabı bulmuştur).1028 – 1087
Omar Al-Hayyam,Matematik, Şiir.1044 – 1123
Al-Gazali (Algazel)Sosyoloji, Teoloji, Felsefe.1058 – 1111
Müslüman Toledo’nun(1085), Korsika ve Malta’nın(1090), Provence ‘in(1050), Sicilya (1091) ve Kudüs (Jerusalem (1099)’ın düşması.Birkaç Haçlı Seferi Müslüman kaynaklarının,yaşamlarının,mülklaerini,kurumlarının ve alt yapısının yüzyıllık bir dönemin üzerinden birinci hasar dalgası.
Abu Bakr Muhammad Ibn Yahya (Ibn Bajjah)Felsefe, Tıp, Matematik, Astronomi,Şiir, Muzik.1106 – 1138
Ibn Zuhr (Avenzoar)Cerrahi, Tıp.1091 – 1161
Al-Idrisi (Dreses)Coğrafya (Dünya Haritası, İlk küre).1099 – 1166
Ibn Tufayl, (AbdubacerFelsefe, Tıp, Şiir.1110 – 1185
Ibn Ruşd (AverroesFelsefe, Law, Tıp, Astronomi, Teoloji.1128 – 1198
Al-Bitruji (Alpetragius)Astronomy öl: 1204
Müslüman kaynaklarının, yaşamlarının, mülklerinin, kurumlarının ve altyapısının yüz on iki yıllık bir sürenin üzerinde ikinci hasar dalgası. Haçlı Seferleri (1217 – 1291) ve Moğol istilaları (1219 – 1329). Haçlılar, Kudüs’ten Müslüman İspanya’nın batısına kadar Akdeniz boyunca etkindi. Müslüman Kordoba’nın (1236), Valencia’nın (1238) ve Seville’nin (1248) Düşüşü. Doğudaki en Müslüman sınırdan, Orta ve Batı Asya, Hindistan, İran ve Arap anavatanına kadar Moğolların hasarı. Bağdat’ın Düşüşü (1258) ve Abbasi Halifeliği’nin sonu. İki milyon Müslüman Bağdat’ta katledildi. Önde gelen Müslüman medeniyet merkezlerindeki başlıca bilimsel kurumlar, laboratuvarlar ve altyapı imha edildi.
Ibn Al-Baitar Eczacılık,Botanik, Öl: 1248
Nasir Al-Din Al-Tusi Astronomi, Öklitçi Olmayan Geometri.1201 – 1274
Celaleddin Rumi Sosyoloji1207 – 1273
Ibn Al-Nafis Damişki, Anatomi1213 – 1288
Al-Fida (Abdulfeda)Astronomi, Coğrafya, Tarih.1273 – 1331
Muhammad Ibn Abdullah (Ibn Battuta)World Traveler. 75,000 mile voyage from Morocco to China and back.1304 – 1369
Ibn Haldun,Sosyoloji, Tarih Felsefesi, Siyaset Bilimi.1332 – 1395
Ulug Bey,Astronomi,1393 – 1449
Müslüman kaynaklarının,yaşamlarının,mülklerinin,kurumlarının ve alt yapısının üçüncü hasar dalgası. İspanya’da Müslüman egemenliğinin sonu'(1492). Granada’da Vivvarrambla halk meydanında bilim, edebiyat,felsefe ve kültür üzerine bir milyon ciltten fazla eser yakıldı. Afrika,Asya ve Amerika’da kolonileşme başladı.
Herhangibr başka yerdeki kıyaslanabilir bir gelişiminden iki yüz yıl önce,Türk bilimadamı Hezarfen Ahmet Çelebi,Galata Kulesi’nden havalanıp Boğaz üzerinden uçtu.Elli yıl sonra,Çelebi ailesinin bir diğer bireyi Logari Hasan Çelebi,ateşleme yakıtı olarak 150 okka( yaklaşık 300 pound) barut kullanarak ilk insanlı roketi gönderdi.
Güney Hindistan’da Misore Sultanı Tipu (1783-1799) dünyanın ilk savaş roketinin mucididir. Srirangapatana’da İngilizler tarafından ele geçirilen roketlerden ikisi,Londra’daki Woolwich topçuluk müzesi’nde sergilenmektedir. Roket motor muhafazası çok gözenekli çelikten yapılmıştır. 50 mm çapında ve 250 mm uzunluğundaki roket,900 metreden 1.5 km’ye kadar menzil performansına sahiptir.
(Dr.A.Zahoor:http://users.erols.com/zenithco/index.html)
İslamın Yükselişi ve Düşünce/ Bilim
İslam’ın yükselişi birden bire oldu. 632 yılında Hz.Muhammed’in ölümünden daha beş yıl geçmeden izleyicilerinin orduları hem Pers ve hem de Roma ordularını kesin bir şekilde yenilgiye uğrattılar. Bundan sonra uzun yıllar, karşılarına hiçbir kuvvet çıkamayacaktı. 8. yy’da İslamiyet, Orta Asya’dan İspanya’ya kadar uzanan geniş bir alanda egemenlik kurdu. Afrika ve Asya’daki Roma sömürgeleri,büyük öneme sahip Küçük Asya’nın(Anadolu) dışında Arapların ellerine geçti. Orta Asya’dan Hindistan içlerine uzanan Pers İmparatorluğu da aynı durumda idi. O zamandan itibaren bu geniş bölgenin büyük bir kısmı ortak bir kültür,ortak bir din ve ortak bir dille,birkaç yüzyıl kadar da ortak bir hükümete ve serbest ticaret koşullarına sahip olacaktı. Daha da uzun bir zaman din ve hac, Fas’tan Çin’e kadar,bilgin ve şairlere serbest geçiş sağladı.
Bu yayılma, kısa vadede, kültür ve bilimi büyük ölçüde etkiledi. O zamanın Arapları, uygarlığın (medeniyetin) yabancısı değillerdi. Kendi kurdukları kentler vardı ve Roma İmparatorluğu’ nun doğu ticaretinin örgütlenmesinde esaslı bir işlev görmüşlerdi.Ayrıca savaşlar ve fetihler, onları yeni halklar ve kültürlerle tanıştırdı. Fetihlerin kolaylığı, Akdeniz’in kentsel uygarlığını yerli halkın rızası ile ele geçirdiklerini gösterir. O tarihlerde halkın çok azı,giderek etkisizleşen bir hizmet karşılığı boyuna ağırlaşan vergiler koymaktan başka bir işe yaramayan imparatorluk yönetimini savunmak yanlısı değildi. Hıristiyanlığın resmi din olması gerçeği,İmparatorluğun Asya ve Afrika bölgelerindeki nüfusun direnmesine yardım edeceği yerde bu direnmeyi engelledi.Çünkü dalalet mezheplerine bağlı olan büyük çoğunluk müslüman Halifeler yönetiminde,ortodoks imparatorlarca yönetilmdikleri zamanlara oranla cezalandırılma tehlikesinden daha uzaktılar.”
İslam güçleri, işgal ettikleri bölgelerde kendi memuriyet gelirlerini sağlama bağladıktan sonra yerel ve kentsel ekonomilere karışmak yanlısı değillerdi. Şam’daki Emevi Halifeliği, tamamen Yunan yönetmenlerce ve Yunanca yönetiliyordu. Buna bağlı olarak İslam’ın kendine özgü bir ekonomik sistemi olmadı.Askeri kumandanın önceleri tam-kan Araplara münhasır olduğu,fakat sonraları Roma’daki gibi herhangi bir becerikli maceracının eline geçtiği son aşamaların klasik kentsel ekonomisinin basit bir şekli idi. Kölelik ortadan kalkmadı; ama köle arzının azlığından,bunlar artık sadece ev içi hizmetlerde kullanılır oldu. Kölelerin sürü halinde olduğu yerlerde kitle isyanları eksik olmadı. Örneğin Basra Körfezindeki güherçile ocaklarında zenci Zanj’ların isyanı Roma devrinin Spartaküsçülerinin isyanı kadar dehşetli oldu. Arazi,serf durumundaki,ağır şekilde vergilendirilmiş reaya tarafından ekilip biçiliyordu. Bunlar da sık sık isyan ettiler. Toplumcu(komünist) Karmatianların böyle bir isyanı yüzyıldan fazla sürdü.
Ticaretin canlanması ile klasik çağlara oranla tüccarların önemi daha bir arttı. Gerçekten de İslamın birliği, Roma İmparatorluğunun sıkıntılarla dolu son yıllarında yitirdiği geniş bölgenin yeniden tek bir yönetim altında ve daha da genişleyerek birleştirilmesine ve ademi merkezileştirilmesine olanak hazırladı,bu da ticareti büyük ölçüde artmasına yolaçtı. Korodoba’dan Buhara’ya dek müslümanlarca fethedilen hiçbir yerde,Roma gibi imparatorluğun kanını emen ve ekonomisini baskı altında tutan bir merkez olmadı. Mekke siyasi,ekonim ya da kültürel değil daima dini merkezdi. Sardece İskenderiye, Antakya ve Şam gibi eski kentler,yaşamlarında yeni bir canlılığa kavuşmakla kalmadılar;her tarafta Kahire,Bağdat ve Kordoba gibi aynı tarzda yeni kentler kuruldu. Bütün bu kentler birbirleriyle sürekli ilişki içindeydiler ve ürünlerinin farklılığı hem ticaretlerinin hem de teknik gelişmelerinin bir dayanağını oluşturdu. Bunlardan başka ,İslam kentleri, Roma İmparatorluğundaki durumun tersine,geriye kalan Doğu dünyasından kopuk değildi. İslam, Asya ve Avrupa biliminin odak noktası olmuştu. Sonuç olarak Yunan ve Roma teknolojisi bakımından oldukça yabancı ve erişilmez bir dizi yeni icat,aynı pota içinde toplanabilidi. Bunlara çelik, ipek, kağıt ve porselen gibi maddeler dahildir. Bu maddeler de 17. ve 18. yy’larda Batının büyük teknik ve bilimsel devrimine yol açacak daha sonraki gelişmelerin temelini oluşturdular.”
(J. Bernal, BilimTarihi, s: 191-192)
Ünlü Bilim Kenti: Bağdat
8. yüzyıl ortasında Dünyanın en ünlü kentlerinin listesine bir şehir daha eklenmişti: Bağdat . İlk Hıristiyan yüzyıllarında Mezopotamya bölgesinin ortası ve güneyi Perslerin elindeydi ve bunların başkenti şimdiki Bağdat’ın yakınlarında olan Ktesiphon’du. Bağdat, Farsça “Tanrıverdi” anlamına gelir.Bağdat, 750 de kuruldu. 1258′ de yıkıldı. Kurucusu, Abbasi halifesi Mansur (Ebu Cafer). Dört yıl süreyle binlerce sanatkar, işçi, mimar, duvarcı, tuğlacı, marangoz, dekoratör, daire şeklinde bir modele göre bu güzel şehri oluşturdular. Şehri kuşatan üç sur vardı: Merkezinde halifenin sarayları ve konakları bulunuyordu. On yıl içinde bu genç başkent, huzurun, bilimin ve estetiğin kaynaştığı bir şehir oldu. Şairlerin anlattığına göre yerler, gül suyuyla yıkanıyordu. Yolların tozu miskti. Her yerden yeşillikler ve çiçekler fışkırıyordu. Kuşların cıvıltısı, huzuru besleyen doğal bir müzik şöleni gibiydi. Flüt sesleriyle hurilerin gümüş sesi birbirine karışıyordu. Bağdat, beşyüz yıl Doğu dünyasının parlayan bir kültür merkezi olarak kaldı.
( Bağdat bilgileri:S. Mahmud,İ.T., s: 112,Ortadoğu s: 18)
“Binbir Gece Masallarını ” okumayan, halife saraylarının ününü duymayan var mıydı?
Bağdat’ ta hafif yapılı kemerler, çöldeki serap gibi iç açıcıydı. Orada sanatçının eli, duvarların ağırlığını hantallığını kaldırmıştı. Şadırvanların suları, beyaz mermer kaplara akar ve insan, akanın su mu, yoksa mermer mi olduğunu anlayamazdı. Tüm duvarlar, tüm tavanlar, acaip nakışlarla cümlelerin çizilmiş ve yazılmış olduğu kabartma bir halı gibiydi. Arap yazısı, Arap nakışları gibi karışıktı, girintili çıtkıntılıdır. Yazıların yanında nakışlar, bilinmeyen bir dilde yazılar gibiydi. Yazılarda tanrı ve Muhammet övülür, halifelerin sarayı göklere çıkarılır ve insanların yaşadığı konutların en güzeli olduğu söylenir.”
(İNİO s: 416-417)
Kitapçı Nedim’ in Dükkanı
Saraydan Bağdat sokaklarına çıkarsanız, kitapçı Nedim’ in dükkanını görürdünüz. “Dipte, yerdeki yığın yığın kitap arasında oturan dükkan sahibini görürsünüz. İlk bakışta burada değerli hiçbir şey yok gibidir. Kitaplar, ne pahalı parşömenden ne de Mısır papirüsündendir; Çin icadı ucuz kağıtlara yazılmışlardır.
Ama kağıt ve tozun bol olduğu bu dükkanda, yine de halife sarayından çok mucize vardı.
Kitapçı, hangi kitabı aradığınızı nezaketle sorar, kendisinin düzenlediği “fihrist” e şöyle bir göz atmanızı önerirdi. Bu, Arapça kitapların uzunca bir listesiydi: İran destanları, Yunan filozoflarının kitapları, Hintli bilim adamlarının eserleri toplanmıştı.
Sizi ne ilgilendiriyor?
Hindistan’da doğan matematik mi? Halklardan, ülkelerden bahseden coğrafya mı? Yoksa peygamberlerle hükümdarların tarihi mi?
İşte Tabari ‘ nin Dünya Tarihi . Bu büyük eserde bütün halklarla ülkelerin seçkin adamları hakkında; Musevilerin peygamberi Musa, Cihangir Büyük İskender, hükümdar Keyhüsrev ve imparator August hakkında bilgi bulabilirsiniz.” Üstelik Tabari, hangi olayı kimden işittiğini belirtiyor; yani yazdıklarını belgelemek istiyordu.
” Yerle göğün oluşumunu bilmek isterseniz, Ptolemeus’ un Arapça’ya çevrilmiş on altı ciltlik “Al- macasti” adlı eserini okuyabilirdiniz..” Kısacası Nedim’ in dükkanı günümüzün Sahafları gibiymiş. Halifenin sarayından bile zengin. Bilgi zenginliği anlamında.
Kitap yakmak… Eski bir hastalık. Bir hadiste şöyle deniyordu : bilginlerin harcadığı mürekkeple, şehitlerin dökülen kanları tartıldı, bilginlerin mürekkepleri ağır geldi…Söylentiye göre ikinci halife Ömer zamanında zaptedilen İran’ da pek çok kitap ele geçirilmiş. Kumandanlardan biri Ömer’ e: ” Kitapları ne yapalım, ganimet olarak alınan öbür eşyalarla birlikte Müslüman halka dağıtalım mı?” diye sormuş. Ömer de :” Kitaplar, Kuran’ dakilerden bahsederse gereksiz demektir. Yok, söz konusu başka bir şeyse, o halde zararlıdır. Bunun için her iki halde de kitapları yakmalı” demiş.
Bu olayın İran’ da değil, İskenderiye’ de geçtiğini söyleyenler de vardır. İskenderiye’ de kitaplıkları, Sezar’ ın bazı lejyonerleri, Patrik Teofil ‘ in kışkırttığı bazı Hristiyanlar defalarca yakmıştı. Artanları da İskenderiye ‘ yi fetheden Araplar yakmıştı.
(İnsan Nasıl İnsan Oldu s:416-418)
Parlak Yüzyıllar
Her ülkenin ya da ulusun tarihinde inişler çıkışlar, zaferler yenilgiler vardır.Arapların da kitap yaktığı zamanların geride kaldığı zamanlar oldu. İslam ülkelerinin bugünkü konumlarına ve performanslarına bakılınca onların geçmişte de başarılı bir şeyler yapmış olduklarına pek inanılmaz.Oysa tarih bugün ileri olanın hep ileride ya da bugün geri olanın hep geride olduğu bir toplumsal akış örneği vermiyor.Bir zamanlar Mezopotamya uygarlıklar havzası değil miydi?Dev pramitleri yapan Mısırlılar,başka tüm halkları kendilerinden aşağıda görmüyorlar mıydı? Dünyanın ilk üniversetelirinin ilk Bilim Evlerinin açıldığı İran ve Irak bugün ne hallerde?…
Evet İslam toplumlarında da parlak yüzyıllar vardı:Dokuzuncu, onuncu, on birinci,onikinci yüzyıllar…Bu yüzyıllar, İslam topraklarında bilimin yükselme devirleriydi. Şam ‘ da, Bağdat ‘ ta, Buhara ‘ da, Ürgenç ‘te aralarında Araplar, İranlılar, Türkler,Hıristiyan ve Museviler’ in bulunduğu bilim adamları doğayı serbestçe inceliyor; evrenin doğuşu ve kuruluşuyla ilgili sorunları serbestçe tartışıyorlardı. İslam biliminin en verimli devirleri, 9. 10. ve 11. yüzyıllardı.İslam İmparatorluğu,bir çok küçük devlete bölünmüştü. Ama bu, bilim adamlarının çalışmalarını engellemedi. Bunlar Kordova ‘ da, Buhara ‘ da, Bağdat ve Ürgenç ‘ te nerede olursa olsunlar her yerde kendilerini dünyanın vatandaşı sayarlardı. Her hükümdar, her emir ünlü bilgin ve şairleri sarayına çekmeye çalışırdı. Medreseler, kitaplıklar, gözlem evleri bir şehir için en muhteşem saraylardan da önemli sayılırdı.
(İnsan Nasıl İnsan Oldu s: 419 )

İslam Bilimine Işık Verenler
Kutsal sayılan hadis kitaplarında defalarca yinelenen şöyle bir hadis vardır: ” Peygamber, ölüm döşeğindeydi. Etrafındaki sahabelere ‘ bana bir kağıt getirin de size bir şey yazayım ki bundan sonra sapmayasanız’ diye seslendi. Orada bulunan Ömer, ‘ Peygamber hastalığın etkisiyle ne dediğini bilmiyor. Yanınızda Kuran var. Allah’ ın kitabı bize yeter!’ diyerek peygamberin yazmasını engelledi. ”
(Aktaran Edip Yüksel, Müslüman Din Adamlarına 19 Soru, s: 25)
İslam Toplumları 8.ve 16. yy arasında büyük bilimsel çalışamlar yaptılar.Bu,çalışmalar, önce Yunan bilgelerinin eserlerinin çevirisiyle başladı.İslam bilim adamları bu çevirilerle yetinmemişler,ona kendileri de bir şeyler katarak zenginleştirmişler ve orjinallik kazandırmışlardır.İslam bilimi, 14. yy’dan itibaren Osmanlı İmparatorluğu topraklarında da iki yüz yıl kadar yaşamıştır.İslam toplumlarındaki bu

çalışmalar,İslamın bir imparatorluk halini aldığı zamanda oldu. Bunun bir sonucu olarak İslam bilimine çeşitli halklar,çeşitli dilden ve dinden insanlar katkı yapmıştır.Nejat Bozkurt’tan aktarıyorum:
İslamiyetin başlangıcında, bilimlerin güçlenme ve yaratıcılık döneminde yer alan başlıca tanınmış kimseler oldukça farklı ve geniş bir coğrafyadan gelmişler ve birikimlerini ortaya koyarak bütünleştirmişlerdir: El Kindi (801-866) Kufe’den gelen bir Arap, El Farabi (870-950) Farab’dan gelmiş bir Türk, Ebubekir er Razi (854-925) Rey’den gelen bir İranlı, El Biruni (973-1051) Harezm’den gelen bir Türk, yine İbni Sina (980-1037) Türkistan, Buhara’dan gelen bir Türk, İbn ül Heysem (965-1040) Irak, Basra’dan gelmiş bir Arap ; İbni Rüşt (1126-1198) Endülüs Emevilerindendir, İspanya-Kordoba’dan gelen bir Araptır. Bütün bu farklı kültür ve coğrafyalardan gelen kimseler İslam dini etrafında toplanmışlardır. Bu ortak bilimsel etkinliğin temel itici gücü ya da lokomotifi Araplar olmuş ve bilim dili olarak da Arapça kullanılmıştır. Aynı zamanda Kur’an’ın dili de olan Arapça, kıvraklığı ve zenginliği nedeniyle İslam dünyasında özel bir öneme sahip bulunmaktaydı. Arap dilinin kendine özgülülüğü, İslam uygarlığında belirleyici ve cok önemli bir rol üstlenmekteydi. Bu dilin eğilip bükülebilmesi ve dikkate değer biçimde üretken olması çevirmenlere bilimsel ve teknik terimleri yaratma ya da onlara yeni karşılıklar bulma olanağını sağlamaktaydı. Özgün sözcüklerin, yeni kavramların bulunması ve yaratılmasında sağladığı kolaylık bakımından bu dilin özel bir verimliliği olmuştur.
(Nejat Bozkurt, Bilimler Tarihi ve Felsefesi, s: 20-21)
Bundan önce eski Yunandaki bilgeleri ve onların temel görüşlerini sunmaya,tartışmaya çalıştık. Batı Düşünce Tarihi, tüm gelenek ve dayanaklarını eski Yunan’dan aldığını belirtir. Bunda doğruluk payı vardır;ama bu görüş, eksiktir. Çünkü Hint, Çin, Babil ve Mezopotamya kültürlerinin kavşağındaki Ortadoğu halkları, eski Yunan düşüncesinin çeviricileri, koruyucuları ve gelişiricileri olmuşlardır. Bu bölümde işte tarihin bu verileriyle ilgili konularında tartışacağız.
“İslam Bilimi” Ne Demektir?
Bu sorunun önemini anlatmak için size bir anekdot sunmak istiyorum.
Bilim ve Ütopya dergisinin Mart 1999 (57. Sayı) kapak manşeti “İslam’ın Marx’ı: İbni Haldun” idi. Bir düşünün bakalım,bu nitelemede bir tutarsızılık var mı? Evet var. Bunu da dergi ,yaklaşık bir yıl sonra ( Nisan 2000-70. Sayı) açıkça yayımladı. “Şimdi Karl Marx da “Hıristiyan Marx’ı mı oluyor!” diye yazdı Ender Helvacıoğlu.(Bilim ve Ütopya, Nisan 2000, s: 9, 1. Dip not)
Aşağıda göstereceğim gibi İslam bilimi,yalnız Müslüman bilimcilerin çabaları demek değil.İslam dünyasındaki çeşitli halkların oluşturduğu,hatta başta Nasturilerin,Hristiyanların ve Yahudilerin katkı yaptığı bir olgudur.Bu konu,ortodoks inançlara sahip insanlar için önemli olmayabilir. Ama bir zamanlar İslam Topraklarında yeşeren ve Batı bilim ve düşünce hayatına kaynaklık eden çabaların 300-400 yıldır neden olmadığını açıklamak için bir veridir.
Şahin Alpay soruyor: “ Batı bilimi-İslam bilimi ya da bilimde İslam-batı geleneği ayırımı olur mu? Bilimin milleti olur mu?”
Bilim tarihçilerimizden Ekmeleddin İhsanoğlu bu soruya şu yanıtı veriyor:
“ Örneğin Yunan, Çin, Hint, Rönesans, İslam bilimi diyoruz. Tabi bunlar arasında gelenek farkları var. Bilim sosyal bir işlev. Hakim olan paradigmalar farklı. Bilim, mutlak değil. Yorumlar farklı olabilir. Mesela İslam bilimi kendinden önce gelen gelenekleri devraldı; Yunan ve Hint bilim geleneklerini özümsedi. Bunlardan yeni sentezlere, evrensel buluşlara gitti. Küresel trigonometri, cebir astoromiyi geliştirdi. İslam bilimi Latince’ye ve İbranice’ye çevrilerek Avrupa’ya taşındı. Rönesanstan sonra da Avrupa’da başka bir sentez oldu. Yeni kurumlar çıktı. İslam’da medrese var, üniversite yoktu. Bunların gelişme çizgileri farklı oldu. Bunlar kıyaslanamayacak ayrı gelenekler ”.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.