DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 362741-0,33%
Adana
24°

PARÇALI AZ BULUTLU

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Kâbusnâme [Çok kıymetli nasihatler]
55 okunma

Kâbusnâme [Çok kıymetli nasihatler]

ABONE OL
26 Ocak 2015 20:55
Kâbusnâme [Çok kıymetli nasihatler]
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kâbusnâme, 1082 yılında Kûhistan sultanı İskender bin

Kâbus’un, oğlu Gilan Şah’a nasihatleridir. Tarih boyunca pek çok

padişah, sultan ve devlet adamı tarafından birçok dillere çevrilir,

birçok edebî, tarihî ve ahlâkî eserlere kaynak teşkil eder.

—————- K â b u s n â m e —————-

Ey oğul, artık ben kocadım. Zayıf ve azıksız olarak yol ağzına

kadar geldim. Ölüm mektubunu elime verdiler. O mektup, sakalın

ağarmasıdır.

Şimdi ey oğul, tecrübelerle elde ettiğim birkaç öğüt sana yadigâr

olsun. Bu öğütlere uyarak hareket edersen, her muradına erersin,

zamanın elinden sille yemezsin. Çünkü baba şefkati, oğlunun

azarlanmasını bile istemez. Öyleyse sen de kulağını bu öğütler için

açık tut, sonra pişman olmayasın.

Gençler kendi bilgilerini yaşlıların bilgisinden üstün görürler.

Bunu bildiğim halde, sana yol göstermek için susarsam doğru

olmaz. Bütün tecrübelerimi az ve öz olarak yazdım. Her şeyin azı ve

özü faydalıdır.

Değerli mal, değerli insana vermek için saklanır. Benim de en

değerli şeyim bu öğütlerdir ve en değerli kimsem de sensin. Bu

öğütleri hor görme, bu sözlerden hem hikmet, hem saltanat kokusu

gelir. Çünkü bu sözler hem padişahların sözüdür, hem de

hukemanın sözüdür. Öyleyse yaşlılığında başına bir iş gelirse sıkıntı

çekmemek için, bu sözleri gençlik çağında öğren. Çünkü yaşlılar çok

yaşadıkları için çok tecrübe elde ederler, sıkıntılı anlarda bunların

faydası olur.

***

Akıllı ol ve kendi soyunun itibarını iyi gözet, tâ ki, şerefsizlerden

olmayasın. Akıllı ve kabiliyetlisin, ama öğüt de aklın süsüdür, benim

vereceğim şeyle aklını süsle. Süslemezsen yine sen kaybedersin.

Benim ölümüm yakındır, senin de yerime gelmen yakındır. Öyle

çalış ki bu dünyada bir azık hazırlayasın, o yolda sana yardımcı

olsun. Çünkü, (Dünya ahiretin tarlasıdır) buyurulmuştur. Kendini

öyle ver ki, senin yerine başka biri ekmesin.

***

Ölümsüz diyarı, bu ölümlü diyar ile değiştirmeye kalkma. İyiler

aslana, kötüler ite benzer. Çünkü it bulursa bulduğu yerde yer; aslan

ise kendi inine götürür, sonra yer. Bu şu demektir: İt nefsinin esiridir,

bulduğunu burada yer, aslan zekidir, ne bulursa, ne avlarsa o öteki

diyara götürür. Gayret et, senin de avın iyilik olsun, öteki diyarda

lazım olur. İyilikten murat, ibadettir. Kul için ibadetten daha iyi av

yoktur. Çünkü ibadet eden ateşe benzer. Ateş ne kadar alçak yerde

yansa da, alevi yükselir. İbadet etmeyenler de, suya benzer, su ne

kadar yukarı akıtılsa da, aşağı düşer, göklere yükselmez.

Boynumuzun borcu olan ibadet ateşini öyle kuvvetli yak ki, alevi

göklere yükselsin.

***

Allahü teâlânın emrine uygun şükredersen, azı çok yerine

geçer. Allahü teâlâ da çok değil, sadece beş türlü ibadet emretti.

Çok olsa idi yapmaktan âciz kalırdık. Bunlardan biri Allah’ın birliğini

ve Muhammed aleyhisselamın peygamberliğini dil ile söylemek ve

kalb ile tasdik etmektir. Diğeri namaz ve oruçtur. Zenginlere farz

olan hac ve zekât da vardır.

Kelime-i şehadet, batıllardan Allahü teâlâya sığınmaktır. Namaz

o kabullenişin hakikatini kulluğunda uygulamaktır. Oruç, o

kabullenişin ve kulluğun hakikatini Allah’a bildirmektir. Madem ki

Allah’ın kuluyuz, öyleyse o kullukta sağlam durmak gerektir. Namaz

ve oruç Allahü teâlânın has nimetidir, onları has kullarına nasip

kılmıştır. Kötü kimseler bu nimetlerden uzak kalır. Eğer bu iki

nimette kusur edersen seçkinlerden olamazsın, ayak takımından

olursun.

Zekatını severek ver. Zekat malın kiridir. Kirli malla iş yaparsan

temiz işlerin de kirlenir. Ömürde bir kere hac yap. Hac, günahları

temizler. Bir farz hac, yirmi kez Allah yolunda savaşmaktan daha

sevaptır.

Namazda maddi faydalar da vardır. Her şeyden önce, namaz

kılanın bedeni ve elbisesi devamlı temizdir. Namaz kılan kişide

büyüklenme olmaz, çünkü namazın aslı tevazudur. Kendini

tevazuya alıştırırsan, bedenin de sana uyar, tevazu kazanır. Sen

tevazuyu gözetince, Allahü teâlâ makamını yüceltir.

Oruç tutmak yılda bir aydır. Yılda bir ay olan kulluğu dahi

eksiklikle geçiren namert olur, aklı olan namertliği kendine reva

görmez.

Oruç tutmakta fitneci olma. Kadı gibi şehrin ileri gelenleri ne

zaman oruç tutarlarsa, sen de o zaman tut; onlar ne zaman yerse

sen de ye, cahillerin sözüne uyarak bir gün önce tutma.

Oruçla kulun ağzı mühürlenir. Sen bu mührü bütün bedenine,

diline, gözüne, ayağına, eteğine de vurmalısın ki oruç senden razı

olsun.

***

Şahsiyetini ana babanın verdiği adla değil de, kendi gayretinle

kazanmaya çalış. Çünkü anan ve baban sana Ahmet, Mehmet gibi

bir ad verdi. Oysa senin kazandığın ad, ya âlim, ya hâkim, ya

doktor, ya öğretmen veya sanatkâr olacaktır. Bu adlar halk arasında

makbul olduğunu gösterir.

***

Tatlı dille konuşmayı alışkanlık haline getir. (Dili tatlı olanın

dostları çok olur) demişlerdir. Ne kadar tatlı söylersen söyle, sözün

yerini bilmedikçe söyleme. Çünkü yerinde söylenmeyen söz, tatlı ve

güzel de olsa acı ve çirkin görünür.

Kendini sıkıntıya sokacak sözü söyleme. Bu durumda susmak

daha iyidir. Güzel söz söyleyen güzel cevap işitir. İstediğini söyleyen

istemediğini işitir. (Kötü söz insanı dinden, tatlı dil yılanı ininden

çıkarır) derler.

***

Birine gelen belaya sevinmezsen, sana gelen belaya da kimse

sevinmez. Senden zayıf olana zulmetme, böylece sen de, senden

kuvvetli olanlardan zulüm görmezsin.

Çorak yere tohum eken ürün alamaz. Nanköre iyilik eden, çorak

toprağa tohum eken gibidir, fayda görmediği gibi zarar da görebilir.

Fakat iyiliği, lâyık olandan esirgeme.

Elinden iyilik etmek gelmezse, bari halkı iyiliğe yönelt. Çünkü

(Eddâllü alel-hayri kefâilihî), yani (Hayra yönlendiren, o hayrı

işlemiş gibi olur) buyurmuşlardır.

Yaptığın iyilikten dolayı pişman olma ve kötülükten çok sakın.

Çünkü iyiliğin ve kötülüğün karşılığı ölmeden sana erişir. İyilik ettiğin

kişinin gönlü ne kadar rahat olursa, senin de gönlüne o kadar rahat

erer. Kötülük ettiğin kişinin gönlüne ne kadar sıkıntı gelirse, senin de

gönlüne o kadar sıkıntı gelir, belki de sen daha çok sıkıntı çekersin.

İki yüzlü olma, buğday gösterip arpa satma, halka kendini iyi

gösterip gizlice kötü işler yapma, bu riya nişanıdır. Riyakârlıktan çok

sakın.

***

İnsan iki hâl üzeredir: Sevinç ve keder. İster kederli, ister

sevinçli ol, kederini ve sevincini öyle birisine söyle ki, üzüldüğün

zaman o da seninle birlikte üzülsün, sevindiğin zaman o da seninle

birlikte sevinsin.

İyiliğe ve kötülüğe çabuk sevinme ve üzülme, bu çocukların

işidir. Olmayacak şey için kendinden geçme, yani olur olmaz şey

için kendi durumunu değiştirme. Çünkü akıllı kişiler, olur olmaz şey

için kendilerinden geçmezler ve değme yel ile deprenmezler.

Sevinçli iken bir musibet gelince kederlenme, refaha kavuşunca

da hemen sevinme. Akıllı kişiler bunları hoş görmezler. Her yokuşun

bir inişi, her zorluğun bir ferahlığı vardır. Sevinmenin sonunda bir

üzüntü, üzülmenin sonunda bir sevinç vardır.

Ummadığın bir yerden ümidini temelli kesme ve bir şey

umduğun yerden de sakın çok ümitli olma. Çünkü genelde nasip,

umduğu yerden değil, ummadığı yerden gelir.

İyiye iyi, kötüye kötü de, hakkı inkâr etme. Yani sevmediğin bir

kişi bile, bir şeye iyi diyorsa, o şey gerçekten de iyi ise, ona sakın

kötü deme. Kötü derlerse, sen de kötü olduğunu biliyorsan; ona iyi

deme. Hakkı kabul etmenin, hakkı inkâr etmekten iyi olduğunu

unutma.

***

Öfkelenme. Biri sana öfkelenip sert söylerse sen ona

yumuşaklıkla cevap ver. Ama ahmaklara susmaktan başka çare

yoktur. Nitekim (Ve ma cevab-ül ahmak-ı illes-sükut), yani (Ahmağa

verilecek en güzel cevap ancak susmaktır) demişlerdir.

Senin üzerinde emeği olanın emeğini boşa çıkarma. Eğer o

emeğin karşılığını ödemiyorsan bari nankör olma. Senin için emek

çeken düşmanın ise, ona da elinden gelen her iyiliği, ihsanı yap.

Çünkü insan ihsanın kuludur.

Bazı iyi işler vardır, onları âdet edinen hem halk katında, hem

de Hak katında itibar görür. Bunlar, ilim, edeb, tevazu, zühd,

doğruluk, iffet, kimseyi incitmemek ve halka kolaylık göstermektir.

Bunların hepsinin sermayesi hayadır. Nitekim Peygamber efendimiz

(El hayâü minel iman) yani (Haya, imandandır) buyuruyor. Haya

varsa iman da var. İman varsa, o iyi işlerin hepsi de hâsıl olur.

***

Cahili, beceriksizi, insan yerine sayma, bunlarla beraber

oturma, hele kendini âlim sayan cahilden, aslandan kaçar gibi kaç.

Cahille sohbet etme, iyilerle sohbet et. Çünkü, iyilerin sohbeti

yüzünden senin adın da iyi olur.

Şırlağan susam yağıdır, ne zaman gülle sohbet eder, hemhâl

olur, artık ona susam yağı demezler, gül yağı derler, menekşeyle

hemhâl olursa menekşe yağıdır derler. Gül ve menekşe gibi güzel

çiçeklerin hassaları, rayihaları yüzünden, onlarla kırk gün düşüp

kalkınca, susamın adı unutuldu, gül ve menekşe ile anılır oldu. Hatta

bu durumu hiç bilmeyen onu gül yağı menekşe yağı sandı. Onun

için Peygamber efendimiz, (Bir kavimle kırk gün düşüp kalkan,

onlardan olur) ve (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir) buyurdu.

Demek ki iyilerle veya kötülerle beraber olan onlar gibi olur.

***

Sana yapılan iyilikleri asla unutma. Senden bir şey bekleyene,

sitemle “Benden bir şeyler umuyorsun galiba” diyerek başına

kakma; çünkü senden bir şey bekleyene sitem etmek “ben de bir

menfaat bekliyorum” demek olur ki, bu da himmetsizliktir. İyi huyu ve

iyi kişiliği meslek edin, kötü huylardan uzak ol. Kimseye zararın,

azarın ve nazarın değmesin. Zarar verici olmak iyi değildir; çünkü

zarardan eksiklik doğar, eksiklikten ise şerefsizlik. Öyleyse halk

içinde şerefsiz olmak iyi değildir.

Seni akıllı kişiler övsün, cahil kişiler övmesin. Çünkü akıllılar ileri

gelenlerdir, cahiller ayak takımıdır. Bu iki grup birbirinin zıddıdır.

Akıllının bilgilice işini cahil beğenmez, cahilin bilgisizce işini akıllı

zaten beğenmez. Çünkü akıllı olan kendi mizacına uygun olarak

bilgilice iş görür, seni onun için beğenir; cahil de kendi mizacına

uygun olarak iş görür, seni onun için över. Cahilin övdüğü işten

sakınmak gerek, tâ ki akıllıların eğlencesi olmayasın; çünkü sıradan

kişilerin katında övülen insan, ileri gelenlere maskara olur.

***

Kimseyi incitme. Birisi seni incitse de, sen onu incitme ki,

büyüklüğün nişanı budur.

Tecrübeli, şefkatli dostların sana öğüt verirlerse, öğütlerine

kulak ver. Öğüt veren böylesi dostların yanına yalnız olarak git ve

öğütlerinden nasibini al. Çünkü faydalı öğüt yalnızken verilir, halk

arasında verilen öğüt kulağa girmez olur, hem de sitem gibi olur.

Bir konuda bilgin tam olsa da bilginle gururlanma. Ne zaman

sana bir iş düşse, iyice bilsen ki sen o işi başarabilirsin, buna

güvenme, bir akıllı kişiye danışmadıkça o işe başlama. Kendi

görüşünü beğenenlerden olma.

Bir bilene akıl danışmayı ayıp sanma, “Doğru görüş benim

görüşümdür, başkası bana elverişli olanı ne bilir” deme, kendi

bildiğine gitme. Çünkü kendi görüşüyle iş tutan kişi, pişman olur.

Akıllı yaşlılarla ve şefkatli insanlarla yani o işin ehli ile istişare et,

sonra o işe el at.

Nasıl bir gözle görmek, iki gözle görmek gibi olmazsa, iki kişinin

görüşü de bir kişinin görüşü gibi değildir. Ehli olan çok kişi ile istişare

daha iyidir. Bir doktor hastalansa kendi kendini ameliyat edebilir mi?

İhtiyaç sahibi birisi senin yanına gelecek olsa, onun için çalış,

çabala; emeğini ondan esirgeme. Bu, düşmanın veya seni

çekemeyen biri olsa da, farklı davranma. Ola ki o düşmanlık

dostluğa dönüşe.

Sözden anlayan kişiler sana gelecek olsalar, onlara hürmet et

ve iyi davran. Çünkü onların sana gelmeleri seni ağırladıkları yani

sana kıymet verdikleri içindir. Sen de onları ağırlarsan yani onlara

kıymet verirsen, bu kez sana gelmeye daha istekli olurlar.

Şahsiyetsiz kişinin yanına, kimse gelmek istemez.

***

Doğru konuş, sakın yalan söyleme ve yalana benzeyen gerçeği

de söyleme. Çünkü bir gerçek ki yalana benzer, o da yalan olmuş

olur. Hep sözünün doğruluğuyla tanınmış biri olarak bilinmeye çalış.

Sözü yerine uygun olarak söyle, uygunsuz söz söyleme. Çünkü

beğenilen sözün hem söyleyene yararı var, hem de işitene.

Uygunsuz sözün zararı ise, söyleyene de, işitene de olur.

Sözünün başına ve sonuna dikkat et. Birisine bir şey

söyleyecek olursan yüzüne karşı söyle, arkasından konuşma.

Böylece sözü bilerek söyleyenlerden olursun. Çünkü lafını bilmeden

konuşan kişi, açık ve anlaşılır konuşan papağana benzer. Papağan

sarf ettiği sözden habersizdir. Papağan gibi olanlara, “konuşur ama

konuşmasını bilir” demezler. Öyleyse konuşan ve konuşmasını bilen

odur ki, konuştuğu zaman kim olursa olsun ondan bir şey

anlayabilmeli. Böyle olmayana insan demezler, çünkü böyleleri

insan suretinde hayvandır.

Söz yüce bir şeydir, sen de sözü yüce bil. Çünkü söz en yüksek

yerden gelmiştir, onun için azizdir. Bu aziz sözün yerini bulunca

bildiğinden sakınma. Ve yeri değilse sözü harcama, tâ ki sözün zayıf

olmasın, aklına ve bilgine zarar gelmesin.

***

Yok yere, anlamsız iddiada bulunma. Bir ilimden habersizsen, o

ilimle ilgili iddiayı bırak. Dilediğini, o bilmediğin ilimle elde

edemezsin, ama bildiğin ilimle ne gerekirse elde edersin.

Sana faydası veya zararı olmayan sırrı öğrenmeye heveslenme

ve sırrını kimseye söyleme. Birkaç kişi bir yere toplanıp otursa,

orada biriyle fısıldaşma. İyi dahi konuşsan halk kötüye yorar: “Kim

bilir ne uygunsuz söz ki, fısıltıyla söylüyor” der. Çünkü halkın

birbirine olan şüphesi kötüdür, öyleyse sözü açık söyle, ama ne

söylersen kendi değerince söyle, kendinden büyük söyleme.

Birisinden işittiğin sözü dinle, fakat o sözle çabuk hareket etme.

Ne söylesen, önce düşün, sonra söyle, tâ ki sonra o sözünden

pişman olmayasın; çünkü derhal söylemenin bir şekli var: Ya yarar,

ya zarar. Ama düşünüp söylemek iki şekildir:

1- O sözün zararlıysa düşünmekle anlarsın, o zararlı işten

sakınırsın.

2- Yararlısını doğru bilirsin, çekinmeden o yararlı şeyi elde

etmeye gayret edersin.

Nerede olursan çok bilgili ve az sözlü ol. Susmak ikinci sağlıktır.

Çünkü çok kişi sağlıklı iken, sözü yüzünden hasta olur. Az söylemek

ve öz söylemek akıl nişanıdır. Çok söylemek bilgisizlik nişanıdır.

Çünkü bir kişi ne kadar akıllı ve kâmil olsa da, ne zaman çok sözlü

olursa -sözleri hep yerinde olsa bile- ayak takımı arasında adı

beyinsiz olur. Eğer cahil ve sıradan biri de olsa, ne zaman

susmuştur ve konuşmaz, sıradan kişiler onu akıllı ve hünerli

kişilerden sayarlar.

***

Ne kadar temiz gönüllü, ne kadar iyi kalbli olsan da, kendini

övücü olma. Kişi kendine iyiyim diye şahitlik ederse şahitliği

geçmez. Çünkü şahitliği kendin için yaparsan onu dinlemezler. Çalış

ki, seni başkaları övsün. Kendi kendini övme.

Gücün yettikçe söz dinlemekten ürkme. Çünkü insan söz

dinlemekle söz ehli olur. Buna delil şudur: Bir çocuk doğunca yer

altında bir kubbede besleseler, süt emzirseler ve anasıyla dadısı

yanında hiç konuşmasalar, o çocuk büyüdüğü zaman dilsiz olur.

Ama orada iki çocuk olsa ve hiçbir söz işitmeseler, ikisi birbiriyle

konuşmakla bir dil oluştururlar ve o dili de ancak ikisi bilir, başkaları

bilmez. Öyleyse halkın sözünü işit ve kabul et. Özellikle geçmiş

beylerin ve âlimlerin sözlerini can kulağıyla dinlemek ve itimat etmek

gerek.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.