Kainatın Efendisi – Peygamber Efendimiz

Kainatın Efendisi – Peygamber Efendimiz

Kainatın Efendisi

Kâinatın Efendisi

(Peygamber Efendimizin hayatı ve güzel Ahlâkı )

 

MÜBAREK NURU

Alından alına geçen “nûr”
Âdem aleyhisselâm yaratılınca alnına, sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın nûru nakşedildi. O nûr alnında parlamaya başladı. Âdem aleyhisselâmdan itibaren temiz babalardan ve temiz analardan geçerek, Peygamber efendimize kadar geldi bu nûr…

Bunu Allahü teâlâ âyet-i kerimede meâlen şöyle bildirmiştir:

“Senin nûrun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ınkılâb etmiş ulaşmıştır.”(Şuarâ sûresi: 219)

Hadis-i şerifte ise bu husus şöyle bildirilmiştir:

“Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücûda getirdi. Sonra, bu kısımlarından en iyisini seçti. Beni bunlardan vücûda getirdi. Sonra evlerden, ailelerden en iyisini seçip, beni bunlardan meydana getirdi. O hâlde, benim rûhum ve cesedim mahlûkların en iyisidir. Benim silsilem, ecdâdım en iyi insanlardır.”

Yaratılan ilk insan olan Âdem aleyhisselâm, Muhammed aleyhisselâmın zerresini taşıdığı için, alnında O’nun nûru parlıyordu. Bu zerre Hazret-i Havvâ’ya, ondan da Şît aleyhisselâma ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. Muhammed aleyhisselâmın nûru da zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti

Âdem aleyhisselâm vefat edeceği zaman, oğlu Şît aleyhisselâma şu vasiyette bulundu:

“Yavrum! Bu alnında parlayan nûr, son peygamber Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bunu, mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyette bulun!”

Muhammed aleyhisselâma gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasiyet etti. Hepsi bu vasiyeti yerine getirip, en asîl ve en kibâr kızlar ile evlendiler. Nûr, kadın erkek, temiz alınlardan geçerek asıl sahibine ulaştı.

Resûlullah efendimizin dedelerinden birinin iki oğlu olsa, yahut bir kabile iki kola ayrılsa, peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın nûru, en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunurdu. Her asırda O’nun dedesi olan zât, yüzündeki nûrdan belli olurdu.

O’nun nûrunu taşıyan seçilmiş bir soy vardı ki, her asırda bu soydan olan zâtın yüzü pek güzel ve çok nûrlu olurdu. Bu nûr ile kardeşleri arasında seçilir, içinde bulunduğu kabile başka kabilelerden daha üstün, daha şerefli olurdu.

Nitekim Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte buyurdular ki:

“Benim dedelerimin hiç biri zinâ yapmadı. Allahü teâlâ, beni, temiz, tayyib, iyi babalardan temiz analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayırlısında, en iyisinde bulunurdum.”

Başka bir hadis-i şerifte de,

“Mensûp olduğum topluluk, ne zaman ikiye ayrılmış ise, Allahü teâlâ beni muhakkak onların en hayırlı olan tarafında bulundurmuştur.” buyurdu.

Âdem aleyhisselâmdan beri, evladdan evlada geçerek gelen bu nûr, Târûh’a, ondan oğlu İbrahim aleyhisselâma, sonra oğlu İsmail aleyhisselâma geçmiştir. Onun da alnında güneş gibi parlayan nûr, evladlarından Adnân’a ondanMe’âdd, ondan da Nizâr’a intikal etmiştir.

Nizâr doğunca, babası Me’âdd, oğlunun alnındaki nûru görüp sevinmiş, büyük bir ziyafet vererek; “Böyle oğul için, bu kadar ziyafet az bir şey” dediği için, oğlunun adı Nizâr, yani az birşey mânâsında kalmıştır.

Bundan sonra da bu nûr, sıra ile intikal ederek asıl sahibi olan sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmaulaştı.

Yarın: Dede Abdülmuttalib

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın