Kara Zıpkalılar Destanı

Kara Zıpkalılar Destanı

Yunanlıların İzmir’e, İngilizlerin Samsun’a asker çıkarmalarıyla birlikte Karadeniz sahillerinde Rum çetelerinin sayısı süratle artmış, Türk köylerine ve halkına yaptıkları zulüm ve tecavüzler önlenemez hale gelmiştir.

Dağlar asker kaçaklarıyla doludur. Sırf Samsun havalisinde kırk, Amasya mıntıkasında yirmi bir Rum Pontus çetesi faaliyet göstermektedir.

29 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemâl Paşa’nın görüşme isteği üzerine; Karadeniz sahillerindeki en etkili, Rum Pontus’un baş belası olan teşkilâtın reisi Topal Osman Ağa yakın arkadaşları Temoğlu İsmail, Dalgaroğlu Bilâl, Çavraklı Kara Ahmet’le Havza’ya gelir.

Mustafa Kemâl Paşa; ”Çok buhranlı günler yaşıyoruz. Ümitsiz değiliz. Bundan sonra elele çalışacağız. Pontusluların Karadeniz kıyılarında neler yaptıklarını bir de erbabından, senin ağzından dinleyelim dedik.” der.

Osman Ağa, Karadeniz sahillerindeki Rum Pontus ve Ermeni faaliyetleri hakkında ayrıntılı bir rapor sunar.

Mustafa Kemâl Paşa:

– Görüyorum ki, vatansever duyguları taşımaya gençliğinde başlamışsın. Senin bugünkü yolun, o günlerde açtığın çığırdan geliyor. Memleket kurtuluncaya, içinde bir tek iç ve dış düşman kalmayıncaya kadar çarpışmak zorundayız. Sen Karadeniz köy ve sahillerini koruyacaksın. Çeteni derme çatma bir kuvvet olmaktan çıkar, bir alay teşkil et. Bu alayın kumandanı da sen olacaksın. Pontuscular hangi usülleri kullanıyorsa, siz de o usülleri çekinmeden kullanın. Vatanı kurtarmakta bu son şansımızdır. Bu mücadeleyi kaybedecek olursak, tarihten siliniriz. Pontus belâsının temizlenmesini tamamiyle senin tecrübeli ellerine bırakıyorum. Madem ki Türk halkı tamamiyle seni destekliyor, git Giresun’da belediye başkanlığı koltuğuna otur. Şehir bilfiil senin ve adamlarının işgalinde olsun. Bunu yapabilir misin?

Topal Osman Ağa güler:

– Ne demek Paşam? Çocuk oyuncağı bu! Orasını ele geçirmek sadece gün meselesidir. Hele sizin gibi bir kumandan arkamızda olduktan sonra, evvel Allah… Pontuslulara gelince, siz merak etmeyin. Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşek arıları gibi boğulup gidecekler.




Ve hemen arkasından Giresun ve havalisinden:

Aba, zıpka, başlık
Beş para harçlık
Ağa dayı beni de yaz

özdeyişi ile;

Kimin ekmeğine yağ sürer savaş
Kimin kanına batırır lokmasını
Kimin karnını doyurur
Yoksulun yakılmış harmanı…

A benim aslan yarim
Dilleri destan yarim
Dağları düşman tutmuş
Mavzere yaslan yarim

mani ve türküleriyle binlerce kişi, müfreze ve gönüllü alaylarına yazılırlar.

Giresun gönüllülerinden kurulan müfrezeler, Osman Ağa’nın alay komutanlığı yaptığı iki gönüllü alay Sakarya muharebelerine katılmadan önceki dönemde, Giresun merkez olmak üzere batıda Sinop, doğuda Trabzon arasındaki sahil şeridi ve dağlarda Rum Pontus çetelerine, son derece sert ve değişik metotlar uygulayarak kök söktürdüler. Ya tamamen yok edildiler, ya da tamamen dağıtıldılar.

<Karadeniz Sahili Gönüllüleri Kumandanı Osman Ağa ile mülâkat. Ahmet Emin Yalman. 19 Şubat 1922. Vakit Gazetesi:

Babam varlıklı olduğundan, beni askere göndermemek için bedelli asker olmamı istemiş, lüzumlu parayı da yatırmış. Duyunca çok üzüldüm. Dinlemedim. Gönüllü bir müfreze kurup İstanbul’a gittik. Çatalca önünde Bulgarlarla çarpışırken sağ ayağımdan 10-12 mermi ile yaralandım. Diz kapağım parçalandı. O günden beri aksağım.

Rum Pontustu, Yunandı derken; geçen sene(1921) Koçgiri Kürt isyanı çıktı. Giresun gönüllüleri ile isyanı iki ayda bastırdık. Kışın Karahisar dağlarında karın derinliği üç metreyi buluyordu. Refahiye’de 2300 mevcutlu isyanla çatışmaya girdik. Onun arkasından Dersim(Tunceli) Ovacık’ta bir Kürt isyanı daha başladı. Bunların üzerine yürüdük. Bizim geldiğimizi haber alınca derhal vaziyeti anladılar. Koçgiri isyanındakilerin başına gelenlerden kurtulmak için çareyi isyan ettikleri hükümete, Erzincan’daki yönetime sığınmakta bulundular.>

1920 Nisan’ının ilk haftası orta büyüklükte bir tekne, öğlen saatlerine yakın Sinop’un Gerze ilçesinin iskelesine yanaştı. İçinden yaşları ondokuz, yirmiyi geçmeyen, bıyıkları yeni terlemiş, siyah giysiler içerisinde, pür silâh onyedi genç çıktı. Silâhlı gençler önde aksayarak yürüyen reislerini takip ederek, iskelenin 50 m uzağındaki, üzerinde hükümet konağı yazılı kaymakamlığa girdiler. Şehrin çarşısının başlangıcında bulunan kaymakamlığa, Osman Ağa’nın geldiğinin duyulması çok uzun sürmedi ve halk hükümet konağının önünde toplanarak merakla beklemeye başladı.

Binanın içinden önce gürültüler, bağırış, çağırışlar geldi. Daha sonra da şehrin Rum eşrafından, zengin ve varlıklı bir şahıs olan Hıristos kaymakamlığa girdi. Gürültüler yeniden sokağa kadar taştı ve bir el silâh sesi duyuldu. Kısa bir süre sonra da Osman Ağa dışarı çıkıp çarşıda birkaç Türk’ün dükkânlarına uğradı. Ve adamlarıyla birlikte geldikleri tekneye binerek, iskeleden ayrıldılar. Bütün bunlar birkaç saatin içinde olmuştu. Halk, tekne deniz ufkunda bir nokta haline gelip kayboluncaya kadar limandan ayrılmadan gidenleri seyretti. Osman Ağa’nın haberi hızla, dağlara taşlara uçuruldu…

Kara zıpkalılar hükümet konağına girer girmez, Osman Ağa doğruca kaymakamın odasına çıkmış ve ona bölgedeki en azılı Rum Pontus çetesinin başı olan Harbo’nun nerede olduğunu sormuş, kaymakamın mıntıkada astığı astık, kestiği kestik Rum eşkiya hakkında birşey bilmiyor olması bir tarafa, ileri geri konuşması üzerine onu tartaklamış.

Bu defa, ilçede ileri gelen Rumlardan biri olan Harbo’nun kayınbiraderi, çetenin başyardım ve yatakçısı, onların her türlü ihtiyaçlarını karşılayan Hıristos’u kaymakamlığa çağırtmış. Hıristos’a da Harbo eşkiyalarının yerini sormuş, o da kaymakam gibi bilmiyorum, haberim yok, gibi cevaplar vermiş, bununla da kalmamış, birden celâllenip: ” Siz kimsiniz? Sizin gibi çetecilerin beni sorguya çekmesi ne haddine! ” der demez Osman Ağa’nın yardımcılarından Mustafa Kaptan’ın tabancası Hıristos’un şakağında patlamış.

Giresun Gönüllüleri Müfrezesi Reisi’nin çarşıda alışveriş yapıyor gibi bir iki Türk’ün dükkânına uğraması da muhbir-haber elemanlarıyla görüşmesinden başka birşey değildi.

Küre Dağları(İsfendiyar) silsilesinin batı uzantısındaki Dranaz Dağı, Gerze sahillerinden 35-40 km içeridedir. Sinop’u Boyabat üzerinden İç Anadolu’ya bağlayan yol, bu dağdan geçer. Dranaz üzerindeki köylerden biri Bürnük’tür ve bu köyün yakınında yolun kenarında ” Kurtlu Han” adıyla bir konaklama yeri vardır.




Giresun gönüllülerinin Gerze’den ayrıldıkları günün gece yarısını geçen saatlerinde Kurtlu Han’dan dışarı Rumca müzik sesleri, naralar, nidalar gelmektedir… Aniden hanın kanatlı kapılarının ikisi birden tekmeyle ardına kadar açılır. Lüks ve idare lâmbaları ile salonun ucundaki ocağın alevlerinin aydınlattığı geniş salonda, Harbo ve otuzaltı Rum Pontus eşkiyası çalgılar eşliğinde çengi oynatmaktadır. Hepsi buz kesilir. Hiçbiri duvarda asılı olanlar şöyle dursun, yanlarında duran mavzerlerine bile davranamazlar. Kara Zıpkalılar karşılarındadır… Rum Pontuslular büyük küçük bütün dillerini yutmuş, gözleri faltaşı gibi dışarı fırlamış haldeyken, Osman Ağa’nın sesi hanın duvarlarında çınlar:

– Ulan palikarya enikleri! Türk köylerinde korumasız insanları soyar soğana çevirir, onlara zulüm ve tecavüzlerinizin zaferi diye mi burada alem yapıp çengiler oynatırsınız?!..

Yunan’ın İzmir’e, İngilizlerin Samsun’a çıkmasıyla şımarıp bu toprakların efendisi mi olacağınızı aklınız kesti? Nankör kefereler, şimdi ben sizin gibi köçeklere nasıl avrat gibi oynatılacağını gösteririm! Soyunun hepiniz! Dümbelekçiler! Siz de biraz önceki Rum Rum gıygıyımı çalın!

Ocak başında bulunan, ekmek ve yufka pişirmede kullanılan 6-7 sacı işaret ederek, Giresun gönüllülerine, ” Şunları ısıtıp salonun ortasına koyun! ” emrini verir.

Nihayet Harbo’nun dili çözülür:

– Ağam etme eyleme, biz ettik sen etme, bağışla…

– Ulan Türk düşmanı hırbo, seni artık bütün Rum kiliselerinin duaları bile kurtaramaz, yaltaklanıp durma…

Uzun sürmez, Kurtlu Han’dan gruplar halinde yükselen mavzer sesleri, karanlıkları deler gibi civardaki ormanlar ve hana yakın köylerde uğuldar.

Gün ağardıktan çok sonra, gene de korka korka Kurtlu Han’a girebilen civardaki Türk ve Rum köylüler, Harbo ve adamlarının cesetlerini irkilerek izlemekten; salonun duvarına kömürle yazılmış yazıyı epey geç fark ederler.

RUM PONTUSLULAR!

VATANA İHANET EDENLER VE TÜRK AHALİYE EZİYET ÇEKTİRENLER, YERLERDE GÖRDÜKLERİNİZ GİBİ TEPELENECEKTİR!

Giresun Müdaafaî Milliye Reisi

Osman Bey

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın