Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El-Mühendis’in ABD Tarafından Öldürülmesi ve Yansımaları

Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El-Mühendis’in ABD Tarafından Öldürülmesi ve Yansımaları

Bilgay Duman – Mehmet Alaca

ABD’nin, 3 Ocak’ta Irak’ın başkenti Bağdat’ta havaalanına düzenlediği saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani ve Irak’taki Haşdi Şaabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis öldürülmüştür. Saldırıda Süleymani ve Mühendis’in yanı sıra Süleymani’nin damadı ile Haşdi Şaabi Halkla İlişkiler ve Protokol Sorumlusu Muhammed Rıza Cabiri, Hasan Abdulhadi, Haşdi Şabi Üyeleri Haydar Ali, Muhammed eş Şibani ve Samır Abdullah da hayatını kaybetmiştir. Ayrıca Lübnan Hizbullahı’nın Irak Dosyası’ndan Sorumlu Yetkilisi Muhammed Kothrani de saldırıda hayatını kaybetmiştir. Saldırının drone ve füzelerle gerçekleştirildiği iddia edilmiştir.

29 Aralık’ta Haşdi Şaabi taraftarlarının ABD’nin Bağdat Büyükelçiliğine yaptığı baskın sonrası Tahran ile Washington arasında uzun zamandır devam eden gerginliğin tırmandığı görülürken, ABD’nin Irak’taki karizmasının “en düşük” seviyeye indiği şeklinde yorumlar yapılmıştır. ABD’nin baskına misillemesiyle, İran’ın Irak ve Ortadoğu’daki operasyonlarını yürüten ve İran ruhani lideri Ali Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Süleymani’yi ve Irak güvenlik bürokrasisinin resmi parçası olan Haşdi Şaabi’nin başkan yardımcısı ve Süleymani’yle yakın ilişkisi olan Mühendis’i öldürmesi ise gerginlikte yeni bir aşama olmuştur. Zira ABD’nin İran’a ilk kez doğrudan müdahale ettiği bu saldırıyla yıllardır dünya medyasında yaratılan “Süleymani miti” sona erdiği gibi bu suikast iki ülke arasındaki gerilimde savaş ilanı olarak yorumlanmıştır. Nitekim Uluslararası Kriz Grubu’nun 1 Ağustos 2019’da yayımladığı raporda, ABD ve İran arasındaki anlaşmazlığın, Birinci Dünya Savaşı öncesi gerginlikleri anımsattığı ve küçük bir olayın bölgeye yayılacak çatışmaya neden olabileceği belirtilmiştir. Ortadoğu’nun, Avrupa’nın 1914’ünü tecrübe ettiğini belirten rapor, Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ı öldüren kurşunun tüm Avrupa kıtasını ateşe attığını hatırlatarak, bugün de tek bir saldırının, ABD ve İran ile bu ülkelerin bölgesel ittifakları ve vekalet güçleri arasında askeri gerginliğe neden olabileceğine işaret etmiştir. Nitekim Süleymani suikastı bu çapta bir etkinliğe sahiptir. Bu açıdan bakıldığında, Süleymani’nin öldürülmesinin, İran-ABD ekseninde bölgesel bir çatışmaya yol açabileceği düşünülebilir. Özellikle ABD’nin Irak’taki askeri varlığını ve istihbarat gücünü yeniden gündeme getiren saldırıya İran’ın vereceği cevap ise bölgede gerilimli bir bekleyişe yol açarken saldırı ABD, İran, Irak ve bölge açısından farklı anlamlar taşımaktadır.

İran’a Etkileri
Süleymani’nin öldürülmesine ilişkin İran’dan ciddi tehditler gelmesi, ABD ile artan gerginliğin savaşa dönüşebilme ihtimaline işaret etmektedir. Zira üç gün ulusal yas ilan eden Hamaney’in, “Suçluları acı bir intikam bekliyor” demesi, ABD ve müttefiklerine yönelik beklenmedik saldırıların direkt veya vekaleten yürütüleceğini düşündürmektedir. Bu bağlamda, İran Devrim Muhafızları Ordu Sözcüsü Ramazan Şerif’in, Devrim Muhafızları ile bölgedeki müttefiklerinin bugünden itibaren yeni bir aşamaya geçeceğini ve ABD ile İsrail’in sevincinin “mateme dönüşeceği” yönündeki sözleri dikkat çekicidir. Ayrıca, İran’ın, Süleymani’nin cenazesi dahi gelmeden yerine yardımcısı Tuğgeneral İsmail Kaani’nin getirmesi ise faaliyetlerinin kesintiye uğramayacağını ve Tahran’ın hırsını göstermiştir.




Öte yandan geçtiğimiz dönemde İran’ın dini lideri Hameney tarafından en yüksek devlet nişanı ile ödüllendirilen Kasım Süleymani için yapılan törende, Hameney’in Kasım Süleymani’ye “sen yaşayan bir şehitsin” ifadesinde bulunmuş olması, İran’ın bu tarz bir saldırıyı bekliyor olabileceğine işaret etmektedir.

Ancak Süleymani’nin Tahran rejiminin en önemli bekçilerinden biri olduğu düşünüldüğünde ise Tahran’ın bu saldırıya yanıt vermesi kaçınılmaz görünmektedir. Zira Süleymani, İran açısından sıradan bir komutan değildir. Devrimin koruyucusu olarak nitelendirilen ve doğrudan İran’ın Dini Lideri Hameney’in emrinde olan Kudüs Ordusu’nun komutanıdır. Bu nedenle mevki olarak İran açısından son derece önemlidir. Öte yandan Kasım Süleymani, özellikle 2010’lu yıllarda kazandığı kişisel karizma ile İran’ın Ortadoğu’daki görünen yüzü olmuş, bu anlamıyla efsaneleştirilmiştir. Böyle bir figürün öldürülmüş olması, her şeyden önce İran açısından bir prestij kaybı olarak değerlendirilebilir. İran’ın bu prestiji düzeltmek ve tekrar güçlü görünmek için ABD’nin bu saldırısına tepki vermeme ihtimali son derece düşüktür. İran’ın gerek ülke içindeki protestolarda sarsılan gerekse de son dönemlerde Irak ve Lübnan başta olmak üzere tüm Ortadoğu’da bozulan imajını onarmak adına da cevap vereceği düşünülebilir. Ayrıca, İran’ın vekalet savaşçıları bağlamında fedai eylemleri gerçekleştirme ihtimali bulunduğu gibi Ortadoğu’da Şii eksen olarak adlandırılan hattın üzerindeki herhangi bir noktadan da eylem gerçekleştirebilir. İran’ın direniş ekseni olarak da tanımlanan ve içerisinde birçok Şii halkın yaşadığı ve Şii örgütlerin aktif olduğu ülkeleri kapsayan bu bölgelerin uzun süre ABD için İran karşıtı bir saldırı yapma noktasında caydırıcı faktör olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, İran’ın bu bölgeler dahilinde, birçok merkezden ve eş zamanlı saldırılarla misilleme yapabilme kapasitesi bulunmaktadır. Ancak kendi içinde azınlık grupları ve rejim muhalifleriyle yaşadığı problemlerin yanı sıra nüfuzu altındaki bölgelerde artan İran müdahaleciliğinden duyulan rahatsızlık dikkate alındığında, Tahran’ın, ABD ile gerginliği tırmandırmasının kendi içi bütünlüğüne de zarar vereceği söylenebilir.

ABD’nin Pozisyonu
Süleymani suikastı, ABD kamuoyunda, terör örgütleri El Kaide lideri Usame bin Ladin ve IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin öldürülmesinden sonraki en büyük eylem olarak değerlendirilmektedir. Nitekim ABD saldırıyla birlikte Ortadoğu’da istihbarı açıdan üstünlüğünü bir kez daha dünyaya takdim etmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Twitter hesabından ABD bayrağı görseli paylaşması, ABD Temsilciler Meclisi’nin hakkında azil kararı verdiği Trump’ın suikast sonrası milliyetçi söylem üzerinden azil sürecinden kurtuluş kartı aradığı da değerlendirilebilir. Hatırlanırsa, Haşdi Şaabi taraftarlarının ABD’nin Bağdat Büyükelçiliğini basmasının ardından, Trump’ın 1 Ocak’ta “Büyük bedel ödeyecekler. Bu bir uyarı değil, bir tehdit” açıklamasından sonra saldırı gerçekleşmiştir.

Buna karşın, ABD’nin Irak ve Afganistan’a müdahalesinden ders almadığını düşündürten bu saldırıdan sonra, İran’la girişilecek yeni bir savaşın maliyetlerinin tahmin edilemeyecek boyutlarda olacağı öngörülebilir. 2018’de ABD’ye hitaben “Savaşı siz başlatabilirsiniz ancak biz bitiririz” açıklaması yapan Süleymani, İran’ın asimetrik gücünün Washington tarafından bilindiğini belirtmiştir. Bu açıdan, ABD’nin üslerine ve petrol şirketlerine yapılacak saldırıların ABD kamuoyundaki İran’a yönelik tepkileri körükleyebileceği gibi Trump ve etrafındaki şahin politikacıların muhalifler tarafından daha fazla eleştirilmesine yol açabilir. ABD Savunma Bakanlığı’nın “General Süleymani aktif olarak Irak ve bölgedeki Amerikan diplomat ve askerlerine yönelik saldırı planı yapıyordu” açıklaması da olası eleştirilerin önünü almak noktasında bir değerlendirme olarak yorumlanabilir. Öte yandan, ABD’nin İran’dan gelecek herhangi bir karşı saldırıda, bölgedeki müttefiklerinin ve nüfuzu altındaki alanların da güvenliğini sağlama konusunda adım atması muhtemeldir.

Bundan sonraki süreçte ABD’nin hemen her ülkedeki varlığı İran açısından bir hedefe dönüşebilir. Bu noktada İran’ın ABD’ye yönelik sınırı olmayan bir eylemselliğe girişeceğini söylemek mümkündür. Öte yandan ABD ele geçirdiği bu üstünlüğü korumak için sadece askeri konularda değil, siyasi, ekonomik ve diplomatik olarak da İran’ı sıkıştırmaya çalışabilir. Yeni yaptırım kararları alınabileceği gibi, Irak ve diğer ülkelerdeki İran varlığına yönelik asimetrik unsurlar üzerinden müdahalede bulunabilir.

Irak’ın Durumu
ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden gerilimin siyasal, toplumsal, ekonomik ve askeri olarak en fazla hissedildiği Irak’ta, Süleymani ve Mühendis’e yönelik yapılan suikast tepkilere neden olduğu gibi gerilimin tırmanmasının ülkedeki kaosu derinleştireceğini söylemek mümkündür. Nitekim Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih, Süleymani ve Mühendis’in öldürülmesine ilişkin, ABD saldırganlığının Irak ve bölgedeki barışı tehdit edeceğini söylemiştir. Bunun yanı sıra, ülkede 1 Ekim’den beridir devam eden protestolar nedeniyle 29 Kasım’da istifa eden ama yeni başbakan belirlenene kadar görevine devam eden Başbakan Adil Abdülmehdi, saldırının Irak’ın egemenliğinin ihlali olduğunu, Irak ve bölgede yıkıcı bir savaşın fitilinin ateşlediğini söylemiştir. Bu açıdan, Abdülmehdi’nin açıklamaları ve İran destekli siyasi grupların adayı Esad İdani’nin başbakanlığını reddeden, İran’ın ısrarı halinde istifa edeceğini açıklayan ve ABD’ye yakın olduğu düşünülen Salih’in ülkesinin savaş alanına dönüşmemesi için hamle yaptığı düşünülebilir.

Irak’ta Şiilerin en büyük dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’nin, “Bağdat Havalimanı yakınında DEAŞ’a karşı zaferin kahramanlarına (Süleymani ve Mühendis) yapılan, kaba bir saldırı ve Irak’ın egemenliğinin ihlalidir.” açıklamalarında, Haşdi Şaabi konusunda mesaj vermesi, Irak’ın merkeze alındığını göstermektedir. Nitekim İran karşıtlığıyla bilinen Sistani’nin, talebe rağmen Süleymani ile görüşmediği hatırlanırsa, Irak’ı Tahran-Washington kavgasından uzak tutmak istediği anlaşılmaktadır. Bunun yanında, Haşdi Şaabi’nin Sistani’nin çağrısıyla kurulduğu ve İran’ın IŞİD’e karşı mücadelede Irak’ta ciddi emek harcadığı dikkate alındığında Tahran’a bir jest yaptığı da düşünülebilir.

Irak’ta uzun süredir gündemde olan ABD’nin askeri varlığının saldırılarla birlikte yeniden gündeme gelmesinin, parlamentoda birçok konuda ayrışma yaşayan grupları bir araya getirme ihtimali bulunmaktadır. Saddam Hüseyin rejimini devirmek için Mart 2003’te Irak’ı işgal eden ABD’nin, ülkede bilinen 9 askeri üssü ve 5 bini aşkın askeri bulunmaktadır. Nitekim saldırıların ardından Irak Parlamentosu, ABD askerlerinin ülkedeki varlığını görüşmek üzere olağanüstü toplanma kararı almıştır. Hatırlanacağı üzere, Ocak 2019’da Mukteda es-Sadr öncülüğündeki Sairun koalisyonu, İran’a yakınlığıyla bilinen Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih grubu ve eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin Kanun Devleti Koalisyonu, ABD güçleri ve diğer yabancı güçlerin ülkeden çıkarılmasını öngören bir yasa tasarısı hazırlamış, fakat tasarıdan bir sonuç elde edememişti. ABD’nin 29 Aralık’ta Anbar’da Haşdi Şaabi bünyesinde yer alan ve İran’a en yakın gruplardan biri olarak bilinen Ketaib Hizbullah üslerine saldırmasının ardından tekrardan gündeme gelen tartışmalara, son dönemde İran destekli gruplarla ayrışma yaşayan Sadr’dan destek gelmiştir.  Bu bağlamda yapılacak tartışmalar geçmişte sonuç elde edememiş olsa da bu süreçte gerçekleşme ihtimali bulunmaktadır. Ancak bu durumda ABD’nin öfkesinin Irak’a daha fazla yansıyacağını da belirtmek yerinde olacaktır. Özellikle de Sadr’ın, komutasındaki Mehdi Ordusu ve Yevm el-Mevud Tugayı’na “Irak’ı korumak için hazır olma” talimatı vererek, “(Süleymani’nin) Hedef alınması cihat, muhalefet ve devrim ruhunu hedef almaktır.” ifadelerinin bu bağlamda karşılık bulduğunu söylemek gerekmektedir.

Saldırılarla birlikte, Haşdi Şaabi içinde ayrışmalar ve Şii milis gruplar arasındaki çekişmenin derinleşmesi de söz konusu olabilir. Örgüt üzerindeki İran hegemonyasını kırmak için 2016’da bir yasa ile Irak merkezi hükümetine bağlı bir güç olarak meşrulaştırılmış, ancak Irak hükümeti tam anlamıyla kontrol altına alamamıştır. Bu süreçte örgüt içerisinde çözülmeler yaşanmış olsa da Haşdi Şaabi içerisinde bir dağılma yaşanmamıştır. Ancak Mühendis’in ölümüyle birlikte örgüt üzerinde hem Irak devletinin hem de örgüt içinde İran yanlısı olmayanların etkisinin artma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Irak’ta 1 Ekim’den bu yana hükümet ve İran karşıtlığı üzerinden devam eden protestolarda suikastlar sonrası sevinç gösterileri yapılması, Irak sokaklarının İran’dan bağımsızlık isteğinin boyutlarını göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında, saldırılar sonrasında savaşa girilmemesi halinde, Irak’ta Tahran hegemonyasının azalma şansı olabileceği düşünülebilir. Öte yandan, İran’da Kasım Süleymani suikastına tepki amacıyla yapılan gösteriler ve benzerlerinin Irak, Lübnan ve İran’ın etkisi altındaki ülkelerde gerçekleşme ihtimali ise hem İran’da hem de bu ülkelerde artan İran karşıtlığına karşı bir süreç geliştirebilir.

Ortadoğu ve Bölgeye Etkisi
Rusya Dışişleri Bakanlığının bölgede gerginliği artıracak “maceracı bir adım” olarak tanımladığı saldırı sonrası, bölgede ABD’nin müttefikleri İsrail ve Körfez ülkelerinde hareketlenme yaşanması beklenebilir. Bu açıdan ilk akla gelen, Lübnan’da İran destekli Hizbullah’ın İsrail’e yönelik hamlelerle misilleme yapma ihtimalidir. Bu bağlamda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Süleymani’nin öldürülmesi nedeniyle Yunanistan’a yaptığı resmi ziyareti yarıda keserek ülkesine dönmesi tehdit algısıyla ilişkilendirilebilir. Nitekim Haşdi Şaabi bünyesinde Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a yakınlığıyla bilinen Asaib Ehlül Hak Örgütü lideri Kays el-Hazali’nin “Suikastın karşılığı İsrail’in sonu, ABD’nin bölgeden çıkarılması olacak” tehdidi, İsrail’in endişelerini ortaya koymaktadır. Özellikle Suriye’de Beşşar Esad rejiminin saldırıyı kınaması da İsrail’in endişelerini artırmaktadır. Zira Suriye’de İran yanlısı milis grupların oldukça etkin olduğu bilinmektedir. Ancak bu tehdit algısı, İsrail’de hakkındaki 3 ayrı yolsuzluk dosyasından yargılanması gündemde olan Netanyahu için 2020 seçimlerinde avantaj da sağlayabilir.




Bunun yanı sıra, ABD’nin İran karşıtı politikalarını destekleyen Körfez ülkeleri Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) sınırı olduğu ve bölge petrolünün önemli kısmının dünyaya ihraç edildiği Körfez’in güvenliği geçmişte yaşanan tansiyonlar ışığında en kırılgan noktalardan biri olarak görünmektedir. Bu bağlamda, İran’ın, ABD ve müttefikleriyle ilişkili petrol gemilerine, tesislerine ve enerji şirketlerine saldırılarda bulunabileceği gibi Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimi de söz konusu olabilir. Hatırlanırsa, Eylül’de Suudi Arabistan’da devlet petrol şirketi Aramco’ya ait iki büyük tesise saldırılar yapılması, dünya petrol piyasasını ciddi anlamda etkilemiştir. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, saldırıyla ilgili İran ve Haşdi Şaabi’yi suçlamıştır. Bu bağlamda, İran’ın Körfez’e olası bir saldırısı, dünya ekonomisini etkileyecek düzeyde petrol fiyatlarını da dalgalandırabilir. Ayrıca, Ortadoğu’daki petrol üreticisi ülkelerin Asya, Avrupa, Kuzey Amerika ve ötesine ikmal yaptığı kritik bir güzergâh olan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ihtimali Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nü (OPEC) oluşturan Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Irak gibi ülkelere ciddi ekonomik zarar verebilir. Ayrıca, dünyadaki petrol ticaretinin beşte birinin Hürmüz’den yapıldığı hesap edildiğinde, olası bir saldırıda dünya petrol piyasalarının alt üst olacağı söylenebilir.

Sonuç olarak, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, Ortadoğu’daki dengeleri yoğun bir biçimde etkileyecek bir operasyon niteliğinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Daha önceki dönemlerde ABD ve İran arasında kontrollü gerginlikten bahsetmek mümkün olmakla birlikte, önce ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne yönelik baskın, sonrasında Kasım Süleymani ve beraberindekilerin öldürülmesi, kontrollü gerginlik sınırının aşıldığını göstermektedir. Bu dönemden sonra her iki taraf açısından da eylemselliğin ön plana çıkacağı bir sürecin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu konuda özellikle İran’ın atacağı adımların sürecin belirleyicisi olabileceğini ifade etmek mümkündür. Zira ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun “İran ile gerilimi halen azaltmaya hazırız” açıklaması yapmış olması, ABD’nin İran’ın hamlelerini beklediğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Diğer taraftan ABD – İran geriliminin Türkiye’ye doğrudan bir yansıması olması beklenmese de dolaylı bir etkisi muhakkak olacaktır. Başta Irak olmak üzere ABD – İran geriliminin Ortadoğu’da bir istikrarsızlık faktörüne dönüşmesi, Türkiye açısından olumsuz bir durumdur. Bu nedenle Türkiye’nin ABD ve İran arasındaki yumuşatıcı ve gerginliğin azaltılmasında kolaylaştırıcı bir faktör olabileceğini söylemek mümkündür. Zira özellikle Irak’ta ABD ve İran arasında yaşanacak gerginlikten dolayı ortaya çıkabilecek güç boşluğu, IŞİD ve PKK başta olmak üzere terör örgütleri tarafından doldurulabilecek niteliktedir. Bu durum sıkıntılı günler geçiren Irak açısından ciddi problemlere yol açabileceği gibi, Türkiye’nin güvenliğini de olumsuz etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN