Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

Kaygılıyız çünkü…

Kaygılıyız çünkü…

TÜRKİYE’YE ORTADOĞULU KİMLİĞİNİ; ONA ILIMLI İSLAM ENTARİSİ BİÇEN AMERİKA VERDİ…MUSTAFA KEMAL’İN CUMHURİYETİ VE ÇOK ÖNCESİNDE FATİH’İN OSMANLISI BÜTÜNÜYLE YÜZÜNÜ BATI’YA DÖNMÜŞTÜ, ARAB’A DEĞİL…

AMA OLUNCA HALK KÜLLİYEN CAHİL; ÖZENİP DURMAKTA ARABIN ENTARİSİNİ GİYMEYE…VE GİDEREK BULAŞMAKTA CEHALETE…ÜLKESİ ELDEN GİDİYOR, AMA TÜM DUYGULARI KÖRELMİŞ; OLAN, BİTENİ GÖREMİYOR…

ŞU AKBABALAR NEDENİYLE ACILAR DİNMİYOR, ACILAR BİTMİYOR…
Bizler de yakınmakdan başka ne yapabiliyoruz ki?…
*Ne zaman?…
Son onbeş yıldır ülkenin ne uluslararası saygınlığı ve ne komşu ülkelerle ilişkilerinde, ne de ülke içinde barışçıl koşullar kalmadı…Herkes “sözde” dindar…Ama herkes birbirine kindar…

Ülkenin kaynakları yabana pazarlandı, hesap soran halk azarlandı…Ergenekoncu dendi düşünen beyinler Silivri’den, kara toprağa mezarlandı…Sıra geldi; “bedelli” ödeyemeyenin bedenine…Önceleri kimsecikler akıl, sır erdiremedi nedenine… Proteinden, vitaminden, sağlıklı beslenmeden uzak kalsa da, fosfatlı ekmeklerle, GDO’lu besinlerle beyni dumura uğratılsa da canı yanan, yüreği kanayan halk sonunda uyandı…

Ama ne zaman?…Ülke olunca kan, revan; işte o zaman sormak geldi aklına, usuna “Be hey Tayyiban; nedir senin davan?…Ne istiyorsun genç fidanlarımdan?…” diye…

Bu ülke dibe vurunca ancak silkinir, kendine gelir diye yıllarca umudunu yitirmeyenler; bu kez gördüler ki halk en sonunda uyandı, ama ne yazık ki ülke Edirne’den Kars’a kadar al kanlara boyandı…Şimdi herkes dipten, doruğa öfke dolu…Çünkü Türk analarının özyurdu; ağlıyor ANADOLU…
* Mavi Didim, Yeşil Didim, Bolluk bereket yüklü Didim…
Nasıl ki kalem kılıçtan keskinse, bir kilo şeftali ya da bir kilo domates, bir kilo incir ya da çilek gereğinde bir kilo altından bile değerlidir. Özellikle zeytin; ilk çağlardan beri SİYAH ALTIN diye bilinir.Çünkü insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için öncelikle havaya, bir başka deyişle oksijeni bol havaya, suya ve doğaldır ki besinlere gereksinim duyarlar. Bu temel gereksinimlerinden birinin yokluğunda, insanlar yaşamlarını yitirmek tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Onları yaşama geri döndürmek için ne kasalarındaki altınları, ne en gelişmiş teknolojiyle ürettikleri sanayi ürünleri, ne de son model arabaları yeterli olmaz. Yalnızca ve yalnızca yılın oniki ayında güneşle dans eden Türkiye’nin topraklarında, doğal koşullarda üretilmiş tarım ürünleri kurtarabilir. İşte bu nedenlerdi ki bizler bu güzel ülke Türkiye’nin, özellikle de bolluk, bereket kenti Didim’in halkı olarak yeşil bir dünyada yaşıyor olmanın ayrıcalığının ayırdına vararak, geleceğimize güvenle bakmalıyız.
Son günlerde;Didim’de turizm ölüyor diyerek, turizmci yakınıyor. Oysa tarım henüz ölmedi, yaşıyor…Zeytin bağları, bereket yüklü tarım toprakları bütünüyle yok edilmedi, talana uğramadı…Geleceğimize güvenle bakmakla yetinmeyip, bu yeşil dünyamızı sonsuza dek yaşatacak önlemleri de almalıyız.

*Yanıyoruz…
Sıcaklardan değil elbette…Ciğerlerimiz yanıyor, ormanlarımız yanıyor, yakılıyor…Özkaynaklarımız yok ediliyor…Doymadılar ülkeye zarar vermeğe…Birileri yine arsa derdinde olmalı ki ülkenin en güzel yörelerindeki ormanlar yakılıyor.Orman alanları yapılaşma uğruna talan ediliyor…Çok iyi biliyoruz ki Bacasız Sanayi diye adlandırılan TURİZM SEKTÖRÜ çokdan öldü; yabancı gezginler artık ülkemize gelmiyor…Konut yapımlarında arz o kadar çok ki, talep yetersiz olunca yap-satçılar iflas bayrağını çektiler.Ama yine de birileri acımasızca ormanlarımızı yakıyorlar.
Bu nasıl bir yeşil düşmanlığıdır?…Ha PKK mehmetçikleri katletmiş, ha ülkenin ormanları yakılmış.Böylesi bir acımasızlık; ancak yedi düvel işbirlikçilerinde olabilir.

*Biliyoruz…
Biliyoruz bu gidişle ülkeye;
ŞERİATI, HİLAFETİ GETİRECEKLER…

NAMUS, ŞEREF YERİNE KURAN’A EL BASIP, YEMİN DE EDECEKLER …

Şimdilik okullarda müfredat değişikliği çalışmalarıyla hem tepkimizi ölçüyorlar, hem de bilinç altlarımıza iletilerini gönderiyorlar,usanmadan çabalıyorlar…
Ve bu arada“YETMEZ AMA EVET” DİYEN o şerefsiz, haysiyetsiz, vatan haini AYDINIMSILARA İÇTEN TEŞEKKÜRLER; DERİN FELSEFİK KATKILARIYLA 6. YÜZYILA DÖNÜYORUZ SON HIZLA…
Selma ERDAL

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN