DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 362741-0,33%
Adana
24°

PARÇALI AZ BULUTLU

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Kederi Gördüm
9056 okunma

Kederi Gördüm

ABONE OL
03 Haziran 2022 12:37
Kederi Gördüm
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Aykırıdır, asidir düşünceler. İtaate başkaldırıştır dizeler. Yazarsın ölürsün, okursun, ölürsün…

Ruhun bir güvercindir artık. Geleceğe dair umutlarını da, ruhunla birlikte gömersin”

 

Mutlu insanları gördüm. Her biri heyecanlıydı. Bavullarına itinayla yerleştirdikleri kıyafetlerini gördüm. Bayram şekerleri gibi rengârenk kıyafetler… Her birinin hayalleri vardı geleceğe dair.

 Telaşla koşan çocuğu gördüm. Sırt çantası bir o yana bir bu yana savruluyordu. Arka cebinden cüzdanı fırladığı gibi ayağım dibine düştü. Cüzdanının içinden bir vesikalık fotoğraf fırladı. Eğildim yerden cüzdanı ve vesikalığı aldım. Fotoğrafta güzel bir kadın resmi vardı, anne olduğu her halinden belli. Kadın canlandı. Canlanmasıyla, köyümde açan pembe gülün kokusunu burnumda hissettim. Gözlerinde endişe vardı. Cüzdanı ve fotoğrafı çocuğa uzattım. Hiç konuşmadı. Sessizce aldı ve güvenlik bölümüne yürüdü.

“Oysaki gülmelerinin ardına saklanan çocuğa yazılmıştır ölüm fermanı. Umuda doğru yolculuk yaparken, bilmeden ölüyordur ve vesikalık fotoğraflarda kederin ardında saklanan gülmeler, yıllanmış sandık lekesi gibi sarardıkça unutuluyordur. Bundandır tüm vesikalık fotoğrafların kimsesizliği.”

kederi gördüm_ayça öztorun 1 

Gözlerim güvenlikten geçen insanların çıplak ayaklarına takıldı ve her birinin çehresinde masum umutlar vardı. Tebessümle bir yerlere gitmeye çalışıyordu. Birden ortalık karardı. Sanki hayat durdu. Siyahlara bürünmüş biri belirdi karşıdan. Bir film sahnesinin içindeydim. Her şey yavaşlamıştı.

 Adamın sağ ve sol omzunda Kiramen kâtibin yazıyordu. Boynunda levha asılıydı. “Alla hu Ekber” ama ayakları yüzünün baktığı yere değil tersine bakıyordu. Az ilerideki gencin, adamı gördüğünde irkildiğini gördüm. Bir kadın sesi kulağımda yankı yapıyordu. Ses var, siluet yoktu. “on gün sonra evlenecekti” diye sürekli tekrar ediyordu.

 Nefes alışverişlerimde kayboldum. Gözlerim o an, benden insanlar var mı diye etrafı aradı. Tanıdık insanlar… Hepsi tanıdıktı. Çünkü hepsi bana benziyordu. Hepsi benden biriydi, hepsi insandı…

Birden koca bir kara deliğin farkına vardım. Az önce gördüğüm siyahlar içindeki barut kokulu adam, ölüm defterini çıkardı ve hükmü verdi. Kıyafetinin altında saklanan uzun kuyruğuna dolanmış soğuk bir demir gördüm. Gerisini hatırlayamıyorum. Hatırladığım tek şey, her yer kan içindeydi. Ve yerde yatan insanların rengi çekilmiş, sararmış hazan yapraklarına dönmüşlerdi. Acı dolu çığlıklar kasırga olmuş beni zifiri bir karanlığa çekmişti. Artık yalnızdım. Derin, sağır bir sessizlik başlamıştı. Herkes ölmüş, benden kimse kalmamıştı.

kederi gördüm_ayça öztorun 2

“Kan gölünde yatan umutlar her yana savrulur. Kimseler görmez. Görenlerin gözleri ölür. Bir ses umuda dair… Kan gölünde ses ölür”

Ağlıyordum. Ağlamak insani duyguların en ferahlatıcısıdır. Tıpkı hakiki gülüşler gibi…

Zifiri karanlık yollarda bilinçsizce koşmaya başladım. Birden yoğun ışık huzmesi gözlerimi aldı. Küçük küçük insanlar, bir köprünün başında davullar zurnalar çalıyor, garip bir şekilde oynuyorlardı. Onların da ayağı ters yöne bakıyordu. Kıyafetleri kan kırmızısıydı. Sadece aralarından bir tanesi farklı giyinmişti. Başında altından tacı vardı. O emrediyor, yanındaki iki uşak, rengârenk şekerleri havalara fırlatıyorlardı. Yere düşen şekerleri diğer kısa boylu, ters ayaklı adamlar, tıpkı fareninkine benzer ince tiz sesler çıkararak kapışıyorlardı.

 Eskiden köyümüzün mezarlığından geçerken annem bize bir hikâye anlatmıştı:

“Gece sakın buralardan geçmeyin. Bu mezarda cinler var. Geceleri eğlence yaparlar. Cinlerin Padişahının adı Mihrez el-Ahmer’dir. Tacı altındır ve çadırı yündendir. Yardımcılarının giyimi kırmızıdır. İblisin çocuklarından biridir. Kırmızı renkte ve insan görünümündedir. İnsanlara musallat olduğunda burunlarından kan akıtır. Kuyuları kurutur ve herkese düş gördürür” demişti.

Evet, karşımdaki Mihrez el-Ahmer’di. Bir şeyi kutluyorlar, deli gibi eğleniyorlardı. Ben cinlerin gece eğlencesini kanım donmuş izliyordum. Sessizce kalabalığa doğru yaklaştığımda gözlerime inanamadım. Köprünün kenarlarındaki korunak demirlerde, insanların cansız bedeni kanlar içinde asılı duruyordu.

Var gücümle oradan uzaklaştım. Uzaklaştıkça zurna ve tef sesleri sanki ardımdan kovalarcasına büyüyordu.

Tekrar karanlığın içinde savruldum. Bir buzhanenin önünde bekleyen, ağlayan insanları gördüm. Birisi tek tek çiçek isimlerini tekrar ediyor, her isim açıklandığında, kasırgalar kopuyor, ağaçlar kasırgadan yan yatıyor, dalları kırılıyordu. Çaresiz ağlamalar, ağıtlar ve çığlıklar birbirine karışıyordu.

İçimde tarifsiz bir acı, volkanından boşanmış lavlar gibi dışa vuruyor, bağırıyor bağırıyordum. Birden omzumu bir el tuttu. Bağırmaktan yorgun düşmüş bedenim kıpramıyordu. Omzumu kimin tuttuğu umurumda bile değildi. Elin sahibi,

 “Ölmesin, sakat kalmasına da razıyım. Canı içinde olsun yeter ki” dedi titreyen sesiyle.

Sese doğru döndüm. Çocuğun cüzdanından fırlayan vesikalık fotoğraftaki gül kokulu anne karşımda duruyordu. Birbirimize sarıldık, hem de sıkı sıkıya… İnsandık, acıyı paylaşarak bölüştük. Ağlaştık bir süre, katıla katıla ağlaştık.

“Canı içinde olsun” dedi çaresizce, “canı içinde olsun…”

“Celladındır sana yön veren. Önce çağlayan nehrin kurur. Bulutlar grileşir, içine akan güneşin kırılır. Soğuktur geceler gündüzler ölür.”

Nefes alamıyordum. Kan ter içinde yatağımdan doğruldum. Oturuyor muydum, sağa sola düşüyor muydum? Etraf mı dönüyordu, yoksa ben mi yalpa yapıyordum? Bilmiyordum. Odamın ışığını yaktım. Çalışma masamda ne aradığımdan emin olmadan not defterimi elime aldım. Tekrar yerine koydum. Vecdi Çıracıoğlu’nun içime işleyen, “Gemileri Sayan Kedi” romanını alıp, göğsüme bastırdım. Niye yaptığımı anlamlandıramadım. Her hangi bir sayfayı açtım. Arkadaş Zekai Özger’in şiirinden bahsettiği bölüme gözüm ilişti. Ezberimde olan şiiri kendi kendime tekrar ettim:

Ben az konuşan çok yorulan biriyim / Şarabı helvayla içmeyi severim / Hiç namaz kılmadım şimdiye kadar / annemi ve Allah’ı da çok severim / Annem de Allah’ı çok sever / biz bütün aile zaten biraz Allah’ı da kedileri de çok severiz. / Hayat trajik bir homoseksüelliktir / Bence bütün homoseksüeller adonist’tir / Çünkü bütün sarhoşluklar Freud’un alkolsüz sayıklamalarıdır / Siz inanmayın bir gün değişir elbet / Güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü / Çünkü ben okumuş muydum neydi? / bir yerlerde tanrılara kadın satıldığını / Ah canım Aristophones /Barış ve eşek arılarını hiç unutmuyorum / Ölümü de bir giz gibi içimde / Ölümü tanrıya saklıyorum / ve bir gün hiç anlamayacaksınız / güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum / Düşüverecek ellerinizden / Bir gün elbette Zeki Müren’i seveceksiniz / ve Zeki Müren’i seviniz.

 “Ah Vecdi, gece gece bana şiirde okuttun! Biliyor musun? Barışı yazacağımız günleri umutla beklerken, bir gün ölüleri sayan adamı yazmandan korkuyorum! Çünkü sen iyi yazarsın sanrılı durumları.

 Bir süre sonra kendi kendime konuştuğumun farkına vardım. Aynaya doğru yürüdüm. İlk defa endişeyle sararmış yüzümde kederi gördüm.

“Bayramlar yok artık. Çocuklara bayram şekeri yemek haram. Artık barışı yazacağımız günleri umutla bekler oldum. Bayramlık kıyafetlerimiz solgun. Ve bu bayramda yastayız.

Damatlık ve gelinlik yerine kefenlere sarılı bedenler… Ve benim entarilerimde çiçek yok artık…

Uyumamalıyım… Bu ülkede mutlu uykular yalan. Ha cellat geldi, ha kapıyı çalacak! Uyanmaktır doğru olan…”

AYÇA ÖZTORUN


Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.