KENTİM SİS (Sayfa 33)

KENTİM SİS (Sayfa 33)

Kozan’da kışlar bol yağmurlu geçerdi. Yağmur yağdıktan sonra ortalık buran buram toprak kokardı. Bahara doğru, yağmurlardan hemen sonra alaimisema rengarenk belirirdi gökyüzünde. “Ebemkuşağı çıktı” diye bağrışırlardı çocuklar. “Altından geçersek erkek çocuğu olurmuşuz” derdi kızlar. Bunu duyan ben, çılgınlar gibi alaimisemaya doğru koşardım. Ulaşmak ne mümkün. Sadece o koşudan bana kalan, Kozan sokaklarında baharın tatlı rüzgarını özgürce bağrıma basmak olurdu. Ne yazık ki erkek egemen toplumun hayalleri, erkek çocuk üzerine kurgulanmıştı. Bilinçaltımıza erkek üstünlüğünü öyle bir işlemişlerdi ki, bütün kızlar erkek çocuğu olma çabasıyla alaimisemanın altından geçmek için yarışırdı.

Bizim erkek çocuğumuz olmadığı için halalarım anneme laf vurur, annemi sindirmeye çalışırlardı. Biz dört kız çocuğu bu duruma çok üzülürdük. Bize en büyük teselli babamızdan gelirdi. “İyi ki kız babasıyım” derdi. Annem ise hep bu travmayı yaşadı.

Kozan’da çok şahit olmuşumdur hamilelik muhabbetlerine. Kadınların toplandığı ortamda bir sessizlik olmuşsa;
“Anam bacım, bu ne sessizlik? Kesin birinin kızı oldu!”

Diğer kadınlarda hemen atılırdı lafa;

“He vallahi! Kesin oldu.”

Bu durum sinirlerimi alt üst etmeye yeterdi. Sessizliği, kederle ve istenmeyen kız çocuklarının doğumuyla özdeşleştiriyorlardı.
“Bu kadınlar niye kendilerini bu kadar aşağılıyor ki?” derdim kendi kendime.

Aş erme dönemlerinde, hangi yemeği canın isterse ona göre cinsiyet belli olur derlerdi.

“Ye tatlıyı bul atlıyı! Ye ekşiyi bul Ayşe’yi” Oğlan çocuğunu tatlıyla, kız çocuğunu ekşiyle özdeşleştirirlerdi. Gerçi bu düşünce Türkiye’nin genelinde var.

Kadınlar toplanır, hamile kadının avuçlarını açarlar ve ipe taktıkları yüzüğü avuç kenarında bir aşağı bir yukarı beş kere sarkıtıp el hizasına doğru kaldırırlardı. Altıncı hamlede ipe takılı nikâh yüzüğünü avuç içine tutarlardı. Yüzük, avuç içinde daire çizmeden dik bir şekilde sağa sola gidiyorsa oğlan, yuvarlak çiziyorsa kız derlerdi. Yuvarlak çizdiğinde hamile kadının yüzüne hüzün çöker, kayınvalide olan kişi bu durumu kabullenmek istemezdi.

“Bu sayılmaz kele! İpi sallarken elin titredi, baştan yap hele” diyerek itiraz ederdi.

Ah benim güzel kentimin masum kadınları, kız çocuğu olmanın ezikliğini ne kadar derinden yaşamışsınız. Oysaki her biriniz, bizim bereketli topraklarımızın bereket tanrıçası Ceres’in ruhunu taşıyorsunuz. Tarlada, harmanda, sapanda, evinde üreten emekçilersiniz.

Bu topraklarda yiğit, mert insanlar yetiştirerek analık unvanıyla taçlandırılmış insanlarsınız. Bu kitap, sizlerin hikâyeleri olmasaydı nasıl yazılırdı.

Kozan’ın baharı, limon çiçeği kokularıyla içimize işlerken, yağmurda bereketini dolu dolu verirdi doğurgan Kozan topraklarına. Çocukluğumun en güzel dönemleri Kozan’da geçti. Her mahallesini, komşularımızı, acı tatlı tüm hatıraları tek tek kaleme alırken bazen gülecek bazen ağlayacağım. Ama en önemlisi geçmişteki o güzel insanları ve memleketimi yüreklerinize taşıyacağım.

AYÇA ÖZTORUN

(Kentim Sis adlı kitabımda yayınlanacak olan fotoğrafların bir kısmını burada paylaşmak istedim. Çok eski yıllara ait Kozan fotoğrafları varsa benimle paylaşmanızı rica ediyorum.)

aa1

aa2

aa3

aa4

aa5

aa6

aa7

aa8

aa9

aa10

aa12

aa13

aa14

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın