Kentsel dönüşüm’ denilince…

Kentsel dönüşüm’ denilince…

Geçtiğimiz günlerde Adana Valiliğice yapılan ‘Kentsel Dönüşüm Sahaları, Afet Riskli Yapılar ve İmar Sorunları’ toplantısına basında geniş yer verildi. Toplantıda Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, ilçe Kaymakamları, ilçe Belediye başkanları yer alanlar arasında…

Söz alanlar ‘hep’ olduğu gibi, ‘güzel’ tablolar çizmekten uzak durmamışlar…

Yapılan Adana sunumu, konuşmacıların, Adana’nın ‘yaşanılır’ bir kent olması için gerek duyulan ‘yeni’ yapılanma…

Kentin boş alanlarına yapılacak binalardan, buralarda oluşturulacak yeşil alanlardan, sosyal yaşam alanlarından, kent yaşamını kolaylaştıracak projelerden söz ediliyor…

Bundan beş yıl önce Çevre-Şehircilik Bakanlığının çıkarmış olduğu kentsel dönüşüm yasası olarak da anılan ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi’nin amacına bir bakalım…

Orada diyor ki:

‘Başta deprem olmak üzere, sel, heyelan, kaya düşmesi, çığ gibi afet riski altında bulunan bölgelerin; risk dışında kalan, ekonomik ömürlerini tamamlamış, eski-hasarlı binaların tasfiyesi, yerine sağlıklı, güvenli, standartlara uygun yaşam alanlarının oluşturulması, olası afetlerde can-mal kayıplarının önlenmesi…’

Kentlerdeki çarpıklığın ortadan kaldırılmasını, doğal dokunun korunmasını, kentin yaşanırlılığının artırılmasını, tarihsel duruşunun kalıcılığını amaçlamıştı bir yerde…

Aradan beş yıl geçti…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’un yükselen binalarını, talana dönüşen alanlarını, bozulan yaşanırlığını, çirkinleşmesini, yurttaşın yaşamının zorlaşmasını gözlemlerken şunları söyledi:

‘Bu şehre ihanet ettik, hala da ediyoruz; bunda benim de payım’

Adana’da güzel ‘şeyler’, olması ‘gerekenler’ söyleniyor da;

Bu geçen sürede verilen imarların, açılan yolların, değerlenen arsaların, altyapılar tamamlanmadan çıkılan binaların sorumlusu kim?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SEN DÖNÜNCEYE KADAR!

Güzel sözler söyleniyor; hoş!

Yaşamını Avustralya’da sürdüren, yıllar sonra geçen yıl Adana’ya gelen bir dost ‘Adana beton yığını olmuş, yaşam alanları bitirilmiş, çirkinleşmiş’ demişti…

Şunu sormak istiyorum:

‘Kentsel Dönüşüm denilen kavram, yurttaşın daha modern, daha yaşanılır bir kentte, daha güvenilir biçimde yaşamını sürdürmesi, demekse eğer; bu sokakları, bu caddeleri trafiğinden, yaşam alanlarına kim bozdu? Eski yapıların yerine yenilerini yapmaya tamam da; daha çok kazanmak amacı ile kat sayısını, inşaat alanını artırarak sosyal alanların göz ardı edilmesine kim izin verdi?’

Bugün ‘kentsel dönüşüm’ denince, yerine dikilecek çok katlı binalar akla geliyor; amaç yaşam alanlarını insana göre geliştirmek değil de, betonlaşmaksa; bilelim…

Öyle ya; vurun sırtına!

İşsizlik sorunu her gün biraz daha büyüyüp, biraz daha işsizle toplumun arasındaki ‘makas’ aralığı genişlerken; toplumsal paylaşımın, ya da ‘adil’ paylaşımın yanındaki ‘hümanizm’ de yara almaya başlıyor!

‘Acısı, kederi, bayramı’ bir sanılan bu toplumun içerisindeki yurttaşlar, biraz daha kendini yaşamdan ‘öteleme’ kaygısıyla baş başa…

İşin ‘paranoyak’ yanından söz etmiyorum. Kimilerinin ‘paranoya’ demelerine de aldırmıyorum!

Toplumsal arenamızda kendine yer bulmuş, yer bulduğu için de toplumdaki ‘eksiklikleri’ görmezden gelmeye alışmış, herkesin çok kazandığını sanan, aracının renkli camının dışından bilgisi olmayanlarla…

Açlık sınırı altında kalan asgari ücreti bile evine götüremeyen, açlıkla-tokluk arasında yaşamını sürdürmeye çalışan, sokaktaki vitrin sevicilerinden kaçmak için evinden çıkamayan, eşine-çocuklarına karşı boynunu büken, üzerine çekecek yorganı sistemce parçalanmış işsizler…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  PANDEMİ OLMUŞUZ!

Bu gerçeği ‘paranoyaya’ yüklemenin anlamı yok!

Peki, asgari ücreti sağlayamayan, üstelik televizyondan başka eğlencesi olmayan katmana, bir yerlerde yapılan plazanın reklamını yaparken ‘aaa, iki artı bir daireler altıyüzkırkbin liraymış’ denilmesinin amacını kim açıklayabilir?

İşsizin evine altıyüz lira girmezken, altıyüzbin liraya sattığın daireyi tanıtıyorsun, tanıtırken sevinç çığlığı attırıyorsun, attırırken televizyon karşısında bulunanı şaşkına döndürüyorsun; biliyor musun?

Nereden bilecek ki?

Dar gelirli, ya da gelirsiz yurttaşın aklıyla ‘alay’ etmek kadar ‘olağan’ bir şey yok!

Öyle ya, vurun sırtına!

Vurdukça sokaklar boşalacak; sokakları yeniden doldurmak ya…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın