Kılıçdaroğlu’na…

Kılıçdaroğlu’na…

İşin ‘en’ acı olan yanı, ‘sonuçtan’ çıkarımlar yapmak yerine; ‘yanlışları’ savunmak, ‘sorumluyu’ dışarıda aramak olmalı!

Dün konuşmanızı izlerken düşündüm…

Belediye Başkan adaylarının birçoğunu,

Milletvekili adaylarının tamamını, kurduğunuz komisyonla işbirliği içinde olan bölge ‘tanınmışlarıyla’ birlikte belirlenmesi sağlanmamış gibi ‘koltuk sevdalılığından’ söz ediliyor. En son cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorusu bile ‘dudaklarınız’ arasında değil miydi?

Bilmediğiniz, tanımadığınız bölgelerden bir-kaç işbilenle kurulan komisyonlar, belirlenen listeler ‘ne’ içindi peki?

Elbette, hepsi demokrasi adına…

Neden, siz istediniz diye olmalıydı?

Neden, siz istediniz diye sıralama sayılmalıydı?

Neden, siz istediniz diye oy verilemeliydi?

Neden, siz istediniz diye susulmalıydı?

Her seçim biraz daha eridiğiniz, her seçim biraz daha koltuğunuzu sevdiğiniz, her seçim biraz daha çevrenizle var olduğunuz, her dönem biraz daha işbirlikçilerinizi koruduğunuz için mi?




***

Daha kısa bir süre önceydi…

Ulasal paramızın değer yitirmeye başladığı günlerde, hükümetten gelen ‘dış güçler’ söylemine haklı olarak karşı çıktığınızda; üretimin yeterli olmadığı, tüketim ürünlerine daha çok harcama yapıldığı gerçeğini anımsayarak bu sonucun kaçınılmazlığından söz etmiştim.

Doğrusu da buydu!

Eleştiriniz de yerindeydi…

Bugün anlattıklarınızla, o gün söylediklerinizi yan yana koyduğumda kendi kendime soruyorum:

Bu anlayış neden?

Genel Başkan oluşunuzdan bu yana kaç seçim yaşandı, ben unuttum. Sizden umut olan çokları vardı oysa… Her seçim öncesinde ‘tüm’ umut kapılarını sonuna dek aralıyor, seçim günü yanınıza aldığınız iki çığırtkanla yurttaşı sandığı korumaları için etmedik laf bırakmıyor, sonunda da ‘mum ışığını’ aratıyorsunuz; yalan mı?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SEN DÖNÜNCEYE KADAR!

Yine öyle olmadı mı birkaç gün önce?

Sayısını verdiğiniz ‘vaatlerin’ dışında, kendinize bir ‘çıta’ belirlemediniz mi? Gecenin yarısında deniz vurgunu yemiş gibi git-geller yaşadığı yetmiyormuş gibi seçmenin; bekleyin, demeniz neden? Beklendi, kısa bir süreden sonra ‘fır dönüp’ ne dendiği anlaşılmayan sözcünün saçma-sapan sözleriyle ‘sonuç bu’ diyerek yurttaşı apıştırması neden?

Neler oluyor Genel Başkan?

Bir de… Günlerce gündeme taşıdığınız şeker fabrikası konusunu bile, pancar üretilen bölgelerde anlatamamışsınız, oradaki çalışanlara dediklerinizi inandıramamışsınız ki sonuç ortada! Denilenler yalan mıydı, siz bizi aldattınız mı? Yoksa bu sonuç neden?

***

Partideki ‘koltuk sevdalıları’ nasıl oluştu, kim destekledi, kim bunların varlığından güç aldı; siz değil mi? Bunu yaparken ‘partinin’ küçüldüğünden, partilinin küstürüldüğünden, yerel yönetimle örgüt arasında oluşturulan bağdan dolayı ‘tekelleşmeden’ haberiniz yok muydu? Adana’da yaşananlar kulağınıza dek gitmedi mi de, yerel yönetim ile örgüt arasındaki çıkmazın sürmesini izin verdiğiniz gibi aday belirleme sırasında ‘referans’ saydınız?




***

Dediğiniz gibi, siz bile olsanız ‘koltuk sevdalısı olan, bireysel çıkarlarla görev yapan kişilerin bu partide işi yoktur.’

Onun için de biraz geri çekilmek, olanları biraz olsun dışarıdan izlemek, iktidarın tüm seçimleri kazanmasının karşısında duramayışınızı sorgulamak zorundasınız.

Muharrem İnce’yi suçlamayın hiç!

Adam gibi, bu güne değin son birkaç kuşağın görmediği performansı gösterdi, gittiği her yerde yurttaşla hem bütünleşmesini, hem de elindekini üleşmesini bildi. Yıllardır gidilemeyen yerlere koşarak, türkü söyleyerek, kimi zaman horon teperek gitti, onlarla birkilte öyküler üretti; iyi de etti!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  PANDEMİ OLMUŞUZ!

Bu sizin için ‘Genel Başkanlık’ta sonun başlangıcı olmalı. Deneyimlerinizi yer yer dile getirmeli, yeni görev alacaklara ‘bilen’ olarak katkı vermelisiniz. ‘Koltuk düşkünlüğünden’ hem siz, hem de etrafınızdaki ‘fır-dönenler’ vaz geçmeli artık!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın