DOLAR 15,5402 0.39%
EURO 16,2317 0.67%
ALTIN 906,270,51
BITCOIN 454910-2,82%
Adana
24°

AZ BULUTLU

20:21

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Köyden Kente Göçün Nedenleri Ve Sonuçları

Köyden Kente Göçün Nedenleri Ve Sonuçları

ABONE OL
24 Temmuz 2015 13:49
Köyden Kente Göçün Nedenleri Ve Sonuçları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de meydana gelen yoğun iç göçün ve bunun toplumsal yansımalarının en kötü etkilerinden biri olan insan ve kültür erozyonuyla sonuçlanan problemlerin çözümlenebilmesi için, devletin bir dizi önlemler alması şarttır.

Öncelikle sağlıksız ve aşırı göçün önüne geçilmesi gerekir. Şehirdeki işsizlik oranının had safhaya ulaşarak göçün kendiliğinden durmasını beklemek; ne doğru, ne de geçerli bir gerçekçidir. Şehirdeki yaşama imkânlarının iyileştirilmesi ise sosyal bir gereklilik olsa bile, kanayan yarayı sarmak için yeterli değildir. Bunun için; şehri cazibe merkezi olmaktan çıkartacak önlemlerin alınması, köydeki geçim koşullarının iyileştirilmesi zorunludur. Toprak ve diğer üretim kaynaklarının dağılımındaki dengesizlik, arazinin parçalılığı, kamu hizmetlerindeki noksanlıklar ve dağınıklık problemlerinin çözülmesi gerekir. Çiftçinin gelir düzeyini artıracak tarım ve pazarlama teknikleri öğretilmeli, yatırım gücü kredilerle desteklenmelidir. Sağlık hizmetlerinin köylere yeterince ve aktif olarak gitmesi sağlanmalı, ulaşım imkânları geliştirilerek, köy koşullarının iticiliği ortadan kaldırılmalıdır.

GÖÇÜN TANIMI:

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne bakıldığında göç ‘Ekonomik toplumsal veya siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi’ olarak tariflenir.

Göç hareketinin sebepleri ve hedefleri ile insan dışındaki canlıların da göç edebilirliği bir kenara bırakıldığında, ‘Göç, insanın bir yerden başka bir yere gitme hareketi’ olarak özetlenebilir.

TÜRKİYE’DE KÖYDEN KENTE GÖÇÜN NEDENLERİ

“Başlangıçta yani 1950’li yıllarda, iç göçün sebebi sanayileşme ve kalkınma olarak bilinmektedir. Bu yıllarda şehirleşme hızı %2.5 iken 1975 yılında %6’nın üstüne çıkmıştır.”[3] Şehirdeki istihdam ortamı , eğitim ve sağlık kurumlarının varlığı ve şehir hayatının çekiciliği kentleri cazibe merkezi haline getirmiş ve kırsal bölgeden şehre doğru nüfus hareketini hızlandırmıştır. Diğer taraftan veraset yoluyla toprakların parçalanması , verimli toprakların daha az sayıdaki çiftçilerin elinde toplanması ve fakirleşme köylerden kaçış sebebi arasında sayılabilir. 1980 yılından sonra ise doğu ve güneydoğu bölgelerindeki terör nedeniyle can ve mal güvenliğinin kalmayışı göçün en büyük etkeni haline gelmiştir.

Bunların dışında göçün nedenlerini itici nedenler ve çekici nedenler olarak ikiye ayırabiliriz: Bunlar göçün itici nedenleridir.

* Son yıllarda tarımda makinalaşmanın yaratmış olduğu boş iş gücü.

* Kırsal alanda nüfus artışına bağlı olarak arazi bölüşümünün yaratmış olduğu yoksulluk.

* İstihdam olanaklarının olmayışı ve işsizliğin getirmiş olduğu tedirginlik.

* Çok sayıda ilçe ve köyün GAP Projesi’nden dolayı baraj göl havzaları altında kalması, diğer kırsal alanlarda ise terk edilen köylerde kalan az nüfusun da artık kurtuluşu şehirde görmesi

Bunlar da göçün çekici nedenleridir.

* Kentlerin sahip olduğu olanakların yaratmış olduğu cazibe;

* İş-güç arayışı,

* Çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlama isteği,

* Kaliteli eğitim ve sağlık olanaklarından faydalanma beklentisi,

* Mutlu bir yaşam sürme düşüncesi,

* Kentte daha güvende olma hissi,

* Sosyal güvence arayışı

*Kitle iletişim ve ulaşım tekniklerinde ve olanaklarında meydana gelen değişme ve gelişmeler.

Evrensel olarakta

*Göç etme, yer değiştirme (insani) eğilimi ki bu da göçün evrensel nedenidir.

Bütün bunların karşılıklı (fonksiyonel) etkileşimi, insanları yerinden yurdundan etmekte, kentin stresli ortamına çekmekte veya itmektedir. Bu nedenle, kentlere akın edenler kentlerde büyük nüfus yığılmasına neden oldukları halde, kentsel arz ve olanaklarda aynı derecede bir artış olmadığından, sonuçta, kentleşme, nüfus artışlarından yani demografik şişmeden öteye gidememektedir.

Türkiye de köyden kente göçün nedenlerini maddeler halinde saydıktan sonra şimdi de bu olgunun biraz daha Türkiye’ye has karakteristik özelliklerine yer vermek istiyorum.

Bilindiği gibi Osmanlı dönemlerinden bu yana kırsal nüfusun ülke ekonomisine katkıları çok büyük boyutlardaydı. Gerek tarım gerekse hayvancılık Osmanlı ülkesinin en önemli üretim öğelerindendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından ve gelişmeye başlamasından sonra bile kırsal nüfusun yani köylünün ulusal ekonomiye ne kadar büyük katkı sağladığını Atatürk’ün “Köylü, Milletin Efendisidir” sözünden de anlamak mümkündür. Türkiye’de sanayileşme sonucu gerçekleşen 1946-1960 arası Türkiye’de kentleşme hareketleri sonucu meydana gelen olağan göç hareketlerini saymazsak, daha sonraki yıllarda ne oldu da yüzyıllardan beri tarım ve hayvancılıkla geçimini rahat sağlayan köylü günümüze kadar süregelen bir göç hareketine başladı? Ne oldu da büyük kentler, köylünün umudu oldu?

Hepimiz biliyoruz ki bir insanın evini, toprağını, memleketini bırakıp kendi ülkesi içinde olsa dahi başka bir mekana göç etmesi için çok ciddi nedenlerinin olması gerekir. Dahası çaresiz olması gerekir. Bugün sokaktaki herhangi bir vatandaş bile köyden kente göçün nedenlerini, işsizlik, terör, eğitimsizlik, yoksulluk, devlet tarafından yaptırılan zorunlu göç hareketleri ve bunun gibi alışılagelmiş ve bilinen nedenleri sayabilir ve bütün bunlar doğrudur. Ancak ben zaten herkesçe bilinen bu nedenlerin yanında bu olgunun daha farklı nedenlerine de yer vermek istiyorum.

Her ne kadar Cumhuriyet dönemi Türkiyesinde, kırsal alanlarda tarım ve hayvancılığı destekleyici ve buradaki halkı bu iş kolunda istihdam edecek şekilde bir takım çalışmalar yapılmışsa da bu çalışmalar tam anlamıyla başarılı olamamıştır. Başarılı olamamıştır çünkü devletin yaptığı bütün bu tarım ve hayvancılıktaki istihdam yaratma ve özellikle tarımdaki sübvansiyon faaliyetleri dışında devlet buralara hizmet getirmemiştir, hastane, okul getirmemiştir, yol, su, elektrik, telefon, kısaca çağdaş bir yaşam olanağı getirmemiştir. Onları halen izlerine rastladığımız feodal yapının bir uzantısı olan toprak ağalarından kurtaramamıştır. Sonunda o insanlarda gözlerini açtılar ve şehirlere baktılar, baktılar ki orada insanca yaşamak için gerekli bütün unsurlar var. Günde 16 saat tarlada güneş altında orak sallayıp emeğinin 10’da 1’ini bile kazanamamaktansa, çaresizlikten, yoksulluktan akın akın kentlere göç ettiler ve daha sonralarda Şehir merkezlerinde sınırlı ve zaten doygun noktada bulunan istihdam imkânları, göçün doğurduğu nüfus artışına cevap verebilecek düzeyde olmadığı için, nüfus artışının, ücretli iş artışından yüksek olmasıyla görülen işsizlik, şehirleri sefalet tablolarıyla doldurmaya başladı.

Kırsal kesimde can ve mal güvenliğini sürekli tehdit altında bulunduran terör problemi, bu bölgelerde zorunlu göç hareketlerine neden olmaktadır. Güvenlik ihtiyacı, bütün canlılar gibi insanın da temel dürtüsüdür. Türkiye’de de insanlar terör korkusu sebebiyle köylerini bir bir boşaltıp, büyük kitleler halinde kentlere akın etmişlerdir.

Köyle şehir arasındaki eşitsizliği büyüten ve göçü hızlandıran en önemli unsurlardan biri de, eğitimdir. Bireylerin sosyal statülerini yükseltebilmesinin belli başlı yolu sayılan eğitim, köydeki nüfusu da bir sifon gibi şehirlere çekmektedir. Köyde yaşayanlar kendileri veya çocukları için, şehre önemli bir ayrıcalık sağlayan eğitim imkânlarından yararlanmayı istemektedir. Ancak Türkiye’de bu da mümkün olmadı. Devlet şehirdeki çocuklara, gençlere tanıdığı eğitim olanaklarını kırsal kesimdeki çocuklara sağlayamadı.

Bütün bunların yanında “günümüzde bile hala iç göçün devam etmesinin en önemli sebeplerinin başında Radyo ve televizyonun söz konusu eşitsizlikleri, toplumsal bilince yansıtıp belirginleştirmesi, şehir hayatını özendirici etkileriyle birlikte kendini göstermekte, göçü teşvik edici bir sosyal psikoloji oluşturmasıdır.”[4]

Aslında artarak devam eden bu göç hareketleri, köylünün devlete sessiz bir başkaldırışıydı “Sen bana gelmezsen ben sana gelirim, istediğimi alırım” demenin başka bir yoluydu bu. Türk köylüsü kendi kurtuluşunu yine kendi yaratmıştı.

KÖYDEN KENTE GÖÇENLERİN YAŞADIĞI SORUNLAR

Türkiye’de köyden kente göçen insanların en büyük sorunu, şüphesiz ki barınma sorunudur ki bu önemli soruna çalışmamın daha sonraki bölümlerinde geniş yer vereceğim.

“Çoğunlukla toprak yetersizliği, terör, işsizlik ve geçim sıkıntısı gibi nedenlerle köylerden göçen aileler, göç edilecek yerin belirlenmesi, kentte yerleşecek semt, oturulacak konut ve tutulacak iş gibi konularda büyük ölçüde, daha önce göçmüş akraba ve hemşehrileri ile kurdukları ilişkilerden yararlanmaktadırlar.”[5] Ancak bu yine de kentlerdeki barınma ve istihdam sorunlarına kalıcı bir çözüm teşkil etmemektedir.

Köyden kente göçenlerin karşılaştıkları bir diğer önemli sorun ise şehre adaptasyon sorunudur. Köy hayatında daha önce karşılaşmadığı olaylar, kentteki insanların yaşayış stilleri, hatta konuşma biçimleri bile bu insanlara garip gelir ve özellikle köyden kente göçen genç insanlarda sosyologların “kültür şoku” diye adlandırdıkları olgu meydana gelir. “Bir insanın yeni bir kültürde yaşamaya verdiği tepki”[6] anlamına gelen, göç eden insanların alışmış oldukları iklim, yemek, örf ve adetler, sosyal değerler gibi birçok kavram kentlerde çok farklıdır. Dolayısıyla bu insanların bu şoktan kurtulmak ve kentlerde tutunabilmek için iki seçenekleri vardır: ya şehir hayatına ayak uyduracak ve bir şehirli gibi yaşayacaklar, ya da kenti kendilerine uyduracaklar. Dr. Bekir GÜNAY’ın da derslerinde sıklıkla belirttiği gibi “Türk insanı tarih boyunca hiçbir yapıya ayak uyduramamıştır, bunun tam aksine yapıyı kendine uydurmuştur.” Bu olay Türkiye deki köyden kente göçte de böyle olmuştur ve büyük umutlarla “taşı toprağı altın” dedikleri şehirlere akın akın gelerek buraları kendilerine benzetmişlerdir, benzetmeye de devam etmektedirler.

Köyden işsizlik nedeniyle, sağlık problemleri nedeniyle, eğitimsizlik nedeniyle ve daha aklımıza gelmeyen bir çok nedenle şehirlere göçen insanlar, buralarda da aynı problemlerle karşılaşmışlar ama başka çareleri bulunmadığı için şehirde yaşam savaşı vermeye devam etmişlerdir ki bence bu konu da köyden kente göçenlerin yaşadığı en önemli sorunlardan biridir çünkü büyük umutlarla kentlere göç eden bu insanları, köyde yaşadıkları sefaletin başka bir versiyonu karşılamıştır: hayal kırıklığı.Ayrıca;

Yaşamına Etkileri

*Gecekondu Ya Da Varoş Kültürünün Kent Yaşamına Etkileri

*Kentlerdeki Ve Türkiye Genelindeki Siyasal Hayata Etkileri

*Türkiye’de Köyden Kente Göçün Yarattığı Sorunlar

*Barınma Sorunu (gecekondu problemi)

*Ekonomik Sorunlar

*Çocuk Suçlu Oranına Etkisi

*Kadınların Durumu is temel sorunlar olarak önemini korumaktadır.

SONUÇ ve ÖNERİLER

Türkiye’de meydana gelen yoğun iç göçün ve bunun toplumsal yansımalarının en kötü etkilerinden biri olan insan ve kültür erozyonuyla sonuçlanan problemlerin çözümlenebilmesi için, devletin bir dizi önlemler alması şarttır.

Öncelikle sağlıksız ve aşırı göçün önüne geçilmesi gerekir. Şehirdeki işsizlik oranının had safhaya ulaşarak göçün kendiliğinden durmasını beklemek; ne doğru, ne de geçerli bir gerçekçidir. Şehirdeki yaşama imkânlarının iyileştirilmesi ise sosyal bir gereklilik olsa bile, kanayan yarayı sarmak için yeterli değildir. Bunun için; şehri cazibe merkezi olmaktan çıkartacak önlemlerin alınması, köydeki geçim koşullarının iyileştirilmesi zorunludur. Toprak ve diğer üretim kaynaklarının dağılımındaki dengesizlik, arazinin parçalılığı, kamu hizmetlerindeki noksanlıklar ve dağınıklık problemlerinin çözülmesi gerekir. Çiftçinin gelir düzeyini artıracak tarım ve pazarlama teknikleri öğretilmeli, yatırım gücü kredilerle desteklenmelidir. Sağlık hizmetlerinin köylere yeterince ve aktif olarak gitmesi sağlanmalı, ulaşım imkânları geliştirilerek, köy koşullarının iticiliği ortadan kaldırılmalıdır.

Kentlerde gecekondulaşmanın önlenebilmesi için siyasi iktidarların oy kaygısından uzak şehir yasaları yapılmalı, imar affı kanunları yürürlükten kaldırılmalı , imara dönük af yasası olmamalıdır.

Kamunun malı olan devlet, hazine, belediye arsalarına yapılan kaçak yapıların, gecekonduların kente karşı işlenmiş bir suç olduğu görüşü toplumun bütün kesimlerince benimsenmelidir.

Bunların dışında yine aşırı göçün yarattığı bir olgu olan çocuk suçlu oranlarındaki artışın önüne geçilebilmesi için çocuk suçlularla ilgili olarak özel olarak eğitilmiş polislerden Çocuk Polis departmanları kurulmalıdır. Çocuk suçlularla ilgili olarak özel olarak eğitilmiş polislerden Çocuk Polis departmanları kurulmalıdır.

Çevrenin etkisiyle artabilecek ve ergenlik dönemi bunalımları olarak ortaya çıkan suçları önlemek için aile danışma merkezleri ve gençlik merkezleri yaygınlaştırılmalı, gençlerin sosyal kültürel faaliyetlerden yararlanabilmesi için belediyeler düzeyinde uygun imkanlar sağlanmalıdır

Çocuğu suç işlemeye teşvik eden ailelerin velayet hakkını sınırlayan vesayet daireleri kurulmalıdır.Çocukları suça teşvik ve azmettiren kişilere yönelik ceza ve yaptırımların büyüklerinkinden daha fazla olmasını sağlayacak özel düzenlemelerin oluşturulmalı, azmettiren kişi ebeveynlerden yada akrabalardan biriyse yaptırım daha da arttırılmalıdır.

Bu gibi tedbirlerle, köyden kente göçün toplumsal bazda yarattığı tahribat hafifletilebilir ve köyden kente göçün bir anlamda önüne geçilebilir. Fakat göçün tümüyle duracağını sanmak kadar, bunu istemek de yersiz ve abes olur. Kentlerle kırsal kesim arasındaki gelir farkı devam ettikçe ve modernleşme olgusu, hayat standartlarını sürekli kentlerin lehine eşitsiz hale getirdikçe göç, bu sürecin doğal bir parçasını oluşturmaya devam edecektir. Söz konusu süreç; köyle kent arasındaki eşitsizliğin, en azından kutuplaşmaya varmasını önleyecek tedbirlerle daha insancıl bir mecraya sokulabilir. Bunun için; toplumsal kaynakları şehirdekiler kadar, köydekiler için de erişilebilir kılmak esastır. Hayat standartlarının bütün kesimler için adaletli bir şekilde yükseltilebildiği bir yapılanma sonunda, göç olgusu toplumun kanayan yarası olmaktan çıkabilir ve bu olgunun getirdiği toplumsal problemler asgari seviyeye çekilebilir.

Türkiye’de köyden kente göçün toplumsal yansımalarını ve bunun yanında Türkiye’de iç göç probleminin yarattığı problemleri ve önerilen çözüm yollarını, yararlandığım kaynaklar ışığında, konu hakkında kendi fikir ve düşüncelerimi de ekleyerek aktarmaya çalıştım.

İÇ GÖÇLER

İç göçler 1950 ‘den sonra Ulaşımın gelişmesi ve sanayileşme ile artış göstermiştir.

İç Göçün (Köyden Kente) Sebepleri:

  1. Hızlı nüfus artışı,
  2. Tarım alanlarının miras yoluyla küçük parçalara ayrılması,
  3. Tarımda makinalaşma ile işsizliğin oluşması (bu genelleme Karadeniz bölgesi için geçerliliğini yitirir.).
  4. Eğitim hizmetleri, alt yapı hizmetlerinin yetersizliği,
  5. Kan davaları ve terör.
  6. İklim ve yer şekillerinin olumsuz etkileri.
  7. Sağlık hizmetlerinin yetersizliği (en az etkili).
  8. İş imkanlarının sınırlı olması.
  9. Kentlerde sanayinin gelişmiş olması.

Köyden Kente Göçün Sonuçları:

  1. Nüfusun dağılışında dengesizlik olur.
  2. Yatırımların dağılışında dengesizlik olur.
  3. İşsizlik ortaya çıkar.
  4. Konut sıkıntısı olur. Sonuçta gecekondulaşma olur.
  5. Sanayi tesisleri (fabrikalar) kent içinde kalır.
  6. Çevre sorunları artar.
  7. Trafik, eğitim-sağlık problemleri olur.
  8. Alt yapı hizmetlerinin götürülmesi zorlaşır.
  9. Kültür çatışması olur.
  10. Kırsal kesimdeki yatırımlarda verimsizlik olur.

Köyden Kente Göçü Önlemek İçin;

  1. Sulamalı tarım yaygınlaştırılmalı,
  2. Modern tarım yöntemleri yaygınlaştırılmalı.
  3. Besi ve ahır hayvancılığı geliştirilmeli.
  4. Eğitim –sağlık hizmetleri geliştirilmeli.
  5. Tarıma dayalı sanayi kolları kırsal kesime kaydırılmalı
  6. Alt yapı hizmetleri geliştirilmeli (yol ,su, elektrik, haberleşme).

    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.