Kozan ve Yaşayan Tarih

Kozan ve Yaşayan Tarih

Kaynak: Öndal CAM
Kozan ve Çevresi Adlı Kitabı (1969)

KOZANOĞULLARI

XVIII. yy da Kozanoğlu adıyla bilinen soylu bir kişinin Maraş’ta oturduğu bilinmektedir. Maraş’ın nüfuslu kimselerinden olan Kozanoğlunun yine orada ikamet eden Beyazit oğlu Kerimoğlu ile birlikte, Kınık ve Beren civarındaki Türkmenlerin ayaklanmasına giden Karaman beylerbeyine yardım etmeleri emredildi. Devletin bu emrini dinlemeyen Kozanoğlu yakalanarak Niğde kalesine  hapsedildi fakat kaçtı.

Kozanoğlu bundan sonra tam bir derebeyi olarak nam saldı. Farsak aşiretinide yönetim altına aldı. XIX yy. da ise Kozanoğlunun çocukları Kozanoğulları olarak Maraş’dan Kozan’a hatta Saimbeyli’ye kadar hakim oldular.

1853 yılında Osmanlı devleti, Çukurova’da ayrı bir beylik gibi haraeket eden Kozanoğullarını ortadan kaldıramamıştır. Kozam ve Saimbeyli’de büyük isyanlar çıkarmışlar, fakat devlet bunları bastıramamıştır.

Çeteleri tamamen Kozan ve civarında Farsak Türkmenlerinden toplayan Kozanoğulları Kozan – Adana arasında oturan Afşar ve Sırkıntılı aşiretlerini de kendi idareleri altına almışlardır.




Kozanoğulları Bundan sonra tam bir derebeyi olarak nam saldı. Farsak aşiretini de yönetim altına aldı. Kozanoğulları, eski adı Sis olan Kozan Şehri ve çevresini XIX yy’ ın ikinci yarısı ortalarına kadar idare ettiler.

1865 yılında Derviş paşanın kumandasından Fırka-i islahiye kuruldu bu fırkanın görevi güneyde bulunan Türk derebeylerini ortadan kaldırmaktı.Çok şiddet kullanan Derviş paşa derebeylerin elebaşlarını katlettikten sonra aşiretlerini de sürgün etmiştir. 1865 yılında Fırka-i islahiyenin sivil komiseri olarak görevli bulunan yazar Cevdet Paşa, Kozan hakkında “Ekser ahalisi  Selçuklulardan kalma Türklerdir. Farsak aşiretinden münşeap cemaatlardır” demektir. Şimdi yaşadığımız sehre Kozan ismini, Kozanoğullarından dolayı verilip verilmediği hakkında herhangi bir resmi kayda rastlamadık. Fakat, XII. Yüzyılda Kozan ve havalisini yöneten Kozanoğullarının isimlerine izafeten verilmesi mümkündür.

HOŞKADEM CAMİİ

Şehrin tarihsel eserleri arasında hoşkadem camii de değer taşımaktadır. Kozan’ın çevresinde değişiklik yaratan bu güzel yapı 1448 yılında yapılmıştır. Büyük camii diye bilinen bu esrin kim tarafından ve hangi tarihte inşa edildiği hakkında bilgiyi ön giriş kapısının üstünde bulunan kitabeden anlıyoruz. Girift sülüs hatla yazılmış bu kitabede camiinin Memluk olan Emir Abdullah HOŞKADEM tarafından inşa ettirildiği de kaydedilmektedir.Genel hatlarıyla kare bir mekan görünümünde olan yapı, herhangi bir yapı tipine dahil edilemez. Bu duruma göre kompozit bir şekil arz etmektedir. Yapıldığı zaman küçük bir minaresi vardı. Büyük kubbe yerine mihrabın ön tarafındaki küçücük kubbe mevcuttur. Memlüklerin Kozan’a kazandırdıkları bu eser, Osmanlı tipi bir minare yapılması ve büyük bir kubbe inşa edilmesi için padişah emri ile Kozan’a 500 altın gönderildi. 1889 tarihindeki ilavelerden sonra binaya bir çok ekler daha yapılmıştır. Caminin minare açıdan değer taşıyan üç kısmı vardı. Bunlar klasik Osmanlı tipi minaresi, genel giriş kapısı ve mihrabıdır. İsmine, inşa ettirenden dolayı Hoşkadem denen caminin bir kadın tarafından yaptırıldığı rivayet edilirse de, bu asılsızdır. Çünkü giriş kapısındaki kitabeden anlaşılacağı gibi, bu binanın bir kadın değil,  “Mısır Kölemen Sultanı Meliki Zahir Seyfettin Çakmak Ümerasında Emir Abdullah “ HOŞKADEM “ tarafından yaptırıldığı aşikardır.

Caminin batı tarafından bir mezar vardır. Bunun Emir Abdullah HOŞKADEM’e ait olduğu zannedilmektedir.

Ayrıca caminin sağ ve alt kısmında bulunan kemerli dükkanlar ise son zamanlarda inşa edilmişlerdir. Her yönüyle turistler dikkatini çekecek nitelikte olan Hoşkadem camii ibadete açık bulunmaktadır.




KOZAN KALESİ

Şehre hakim, Kaletepe isimli, 400 metre rakımlı bir tepe üzerinde kurulmuş olan Kozan Kalesine eskiden SİS denmekteydi. Sis ismini bu kaleye ve çevresine nasıl verildiğini hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Kaleyi yapı itibariyle değişik kavimlere,ırklara maletmek isteyen tarihçiler pek çoktur. Fakat arkeolojik tetkiklere göre Asur eseri karakterinde olan kale,tarih boyunca değişikliklere uğrayarak yapı Asurlardan önce durum arz etmektedir. Hatta temel belirtileri  olduğu anlaşılmaktadır. Küçük Ermeni Prensliği ile Selçuklu İmparatorluğu devrinde de kelede restore ve ilaveler yapılmıştır.

1952 yılında şehri kaleye bağlayan 1.5 kilometre kadar uzunluğunda bir şose yol,o zamanın belediye Başkanı Mehmet Akçalı tarafından yapılmış olup şu anda asfalt olan kalenin ana giriş  kapısına  kadar girebiliyor. Ana giriş kapısının sağ ve sol taraflarındaki iki bölmenin arasındaki büyük kapıyı “Demirkapı” ismi verilmektedir.  Bunun girişinde  Selçuklularla ilgili bir kitabe  bulunmaktadır.

Kaleye taarruz anında sağ tarafta bulunan ateş kuleleri düşmanın yaklaşmasına mani olmaktadır. Daha enteresan bir yönü de, ilk giriş kapısı açılsa bile ikinci bir kapıdan geçitle diğer kulelere gidilirdi. Kalenin ikinci kapısını sol tarafındaki ateş kuleleri  yine giriş imkanı vermemekteydiler.

Kalenin kapısından girildiği zaman sağ tarafa doğru yürürsek, kalenin 5. Bölmesini meydana getiren kısmın surları ve kuleleri ile karşılaşırız .bu kısımda Başkule diye anılan bölge de burasıdır. Kral kulesi tepenin en yüksek noktasına yapılmıştır. Ancak altı bölmeli olan kalenin diğer beş kısmı işgal edilmekten sonra burası ele geçe bilir.

Kraliyet bölümüne  girerken iki kapıyla karşılaşılıyor ki, bazı tarihçiler iki kapıdan küçük olanın (yıkılmış haldedir) kraliyet bölümünü koruyan muhafızların öncü kulesine girmeden yapı olduğunu ileri sürerler. Diğeri ise, kral kapısıdır.

Baş kulenin etrafı gezildiği zaman birçok mahzenlere, depolara rastlanılmaktadır. Baş kulenin arka kısmında ise kalenin üçüncü bölümü bulunmaktadır. Kraliyet sarayında tekrar kuzeye doğru yürünürse, kalenin 6. bölümü ve merkezi silah depoları ile su sarnıçları görülebilir. Sağa dönüldüğü zaman ise 2  nolu bölme ile karşılaşılır.

Bütün bölmelerin birbirine bağlanan kapıları vardır. Herhangi bir saldırı anında son birleşme 1 nolu kraliyet bölmesi olmaktadır.

Merkez kule ile çevresinde bulunan bölmeler 56 km kadardır.

44 kule ve burcun yer aldığı Kozan Kalesi’nden Anavarza, Yılan Kalesi ve karasis Kalelerinin görüldüğü gibi berrak havalarda kral otağından Akdeniz’i bile görülebileceği söylenmektedir.




MANASTIR

Manastır, Kozan Kalesi’ ne giden yolun kenarındadır. Ermenilerin yaptığı bir kilise, misafirhane, rahip kitaplığı ve okulu buradadır. Bu  binaları çevreleyen birde sur vardır. Bunu yaptırmaktaki amaç, dıştan gelecek herhangi bir saldırıyı önlemekti. Fakat surlar, niteliğinde değildir.

Yukarıda sayılan eserlerin şimdi yalnızca  kalıntılarına rastlıyoruz. Manastırın  rahipleriyle ilgili olan kısımları son zamanlarda bakımsızlıktan harap olmuştur.

Hıristiyanlık dünyasında mümtaz bir yeri olan bu manastırda “PELESENK” ismi verilen vaftiz yağı çıkarırlardı. Pelesenk yağı, Kozan’ın her köşesinde toplanan çiçeklerin Manastırda büyük altın bir kazanda uzun müddet saklanması ile yapılırdı.

Altın ateş yanmadan içi çiçek dolu kazan açıldığı açıldığı zaman eskilerin ifadelerine göre mis gibi bir koku saçardı. Bundan da Pelesenk yağının elde edildiğine inanılmaktaydı. O devrin Hıristiyanlık aleminde Pelesenk yağı üç yerde çıkarılmaktadır.

1-Kudüs,

2- Açmiyazin,

3-Kozan

Katolikler, paskalyalarında Kozan Manastırını muhakkak ziyaret ederdi. Ve burada  imal edilen vaftiz yağının mevcut bütün kiliselere taşırlardı. Sonra, Kudüs’e hacı olmak gidecek olan Hıristiyanlar önce Kozan’a uğrarlar, ibadetlerini yaptıktan sonra Kudüs’e geçerlerdi.

ANAVARZA KALESİ VE ŞEHRİ

Kozan’ın güneybatısında olan Anavarza şehri ve lalesi harabeleri ilçe merkezinden 32 kilometre uzaklıktadır.Kaleye varmadan asfalt yoldan ayrıldığımız zaman ilk önce Ayşehoca  ve devam ettiğimizde Anavarza  (Dilek kaya) köyü ile karşılaşırsınız. Bu köy tamamen Anavarzanın kalıntıları üzerine kurulmuştur.
Köyde, Romalılardan kalma mozaik işlemeli havuzlar görürsünüz. Mozaikler renklidir. İşlemeler balık,insan portresi,çocuk ve ejderhalardan meydana gelmektedir.

Önce Şehri İnceleyelim:

Surlarla çevrili olan kalenin dört büyük kapısı vardır. Bunların dışında kaleye bağlanan küçük kapılar mevcuttur. Bu kapıların en büyüğü, batı yönünde olup bir abide görünümündedir. Bu blokta üç kapı vardır. Üç kapı zafer takı şeklindeki yapının genişliği 22 metre 60 santimetredir. Kalınlığı 5 metre  58 santimetredir.  Üç metre 40 santimetre genişliğindeki sağ ve sol kapıların  ortasında kalan büyük kapının genişliği 3  metre 75 santimetredir.

Kapının sağ tarafına  baktığımız zaman hipodromu  ve tiyatrosu ile karşılaşırsınız.  İleriye doğru geçtikten sonra saray ve hamam kalıntıları vardır. Ayrıca  Romalılardan  bir tapınak ve Bizanslıların inşa ettiği kilise harabeleri mevcuttur.  Sağa doğru tekrar gidilirse, kayalar üzerinde kabartmalar ile tasvir edilmiş cenaze merasimi görülür. Şehirde sütunlar , frizler ve bir çok inşaat kalıntıları vardır. Bu kısımdan Anavarzaya  su getiren  bentle uzanmaktadır iki koldan beslenen bentlerin suları, Bucak Alapınar ve hamam  gözlerinden getirilmiştir. Bu gün bile su kemerlerinin geliş yönleri bellidir Romalılar devrinde yapılan bu bentlerin biri 12, diğeri ise 20 kilometre kadardır.Birde büyük kapıdan itibaren bakılırsa  300 metre kadar devam eden sütunlarla karşılaşırız ki, “Adım Adım Çukurova” adlı eserde buranın “Romalılar zamanındaki iki yanı sütunlu caddenin kalıntısı” olduğu söylenir. Bu sütunlu caddenin iki büyük kapıyı bir birine bağladığı tahmin edilmektedir.

Surları inceleyelim:

Şehri çevreleyen surların yalnızca doğu kısmı 1500 metredir. Surların yükseklikleri 8 ve 10 metre arasında değişiklik göstermektedir. Surlarda 70 metre ara ile burçlar yer almaktadır.

Şehrin merkezinde bu sütunların 1.5 metre toprak altında kaldığı görülmektedir. Etrafı kazılı sütun bize şunu ispatlar:  Şehrin esas zemini 1.5 metre daha aşağıdadır. Bir çok depremlerin olması Anavarzanın terk edilmesi ve su baskınları ile toprak birikintileri bu durumu meydana getirmiştir.




KALEYİ TETKİK EDELİM

Anavarza şehrine köy okuluna yakın olan kapısından çıkınız. Sola dönüp sağa doğru yürüyünüz. Sağa doğru baktığınız zaman taş oyma mezarlarla karşılaşırsınız. Üzerleri motiflerle süslü olan bu kapalı mezarlar, Roma ve Bizans stilinde yapılmışlardır.

Bundan sonra tepeye, patikayı takip ederek veyahut kayaların yontulması ile meydana getirilmiş olan orijinal merdivenlerden çıkabilirsiniz. Burayı çıktıktan sonra sol tarafımızda kaleye girebileceğiniz kapı vardır. İçeride enteresan depolarla karşılaşırsınız. Biraz daha ileriye girildiği zaman bir Ermeni Kilisesi vardır. Yıkılmış halde olan bu kilisede Ermenice de bir kitabe mevcuttur. Bundan anlaşıldığına göre bina 1057 yılında Ermeni Prensi “Theureck” yahut “Toras” tarafından yaptırılmıştır. Kilisenin önündeki patikayı takip ediniz. Buranın gittikçe daraldığını hissedeceksiniz. İşte, kalenin ana giriş yapısı buradadır. Kapıdan tarafa yürüyüp sağa doğru baktığımız zaman ileride tamamen çökmüş kısımları görürüz.  Bu kısımlar düşmanın kaleye güçlendirecek şekilde yapılmıştır ki; kiremit çatısı şeklindeki iki tarafa eğik, düz ve kaygandır. Kapıyı geçince Muzaffer olan askerlerin ancak iki veya üçünün bir arada geçebileceği şekilde yapılmıştır.

Zirveye kadar yürüyün:

Ters istikametteki duvara tırmanın, duvardaki harabeler arasındaki binaya girin. Esas binaya girmek için tünelden geçin. Burası genel hücumlara karşı müstahkemdir. Düşman kaleyi alırsa bu uzun koridordan geçmek zorundadır. Her iki ucunda da kapı vardır. Kale sahibinin bunları durdurmak için elinde fırsat olsun diye bunlar yapılmıştır.

Kale içinin durumu bugün bile iyidir. Sağda ve solda duvarlar vardır. Burası diğer küçükleri sayılmazsa tek girişidir. Diğer kulelerin tepesinden iyi havalarda Kozan Kalesi görülür ve Kuzeyinde de Bucak Kalesi yer alır. Üçüncü bölümde ise zirveyi ikiye bölen duvardan başka bir şey yoktur.

KARASİS KALESİ

Tapurlu, Orçan ve Gedikli köyleri etrafına toplanmış bir görünümü arz eden kale yüksek bir tepe üzerine yapılmıştır. Kaleye yürüyerek veya hayvan üzerinde gitmek mümkündür. Tapurlu köyünden 1.5 veya 2 saat kadar yürüdükten sonra buraya varılabilir. Kalenin kimler tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Fakat bu kalede diğerleri gibi etraf köylerin tahribatına uğramaktadır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN