Kral Cibilliyetsiz 

Kral Cibilliyetsiz 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Millete  it osurdukça yalan söyleyen Kral Cibilliyetsiz ülkesini adeta yaşanmaz bir ülke hâle getirmişti. Korkuları  onu zulme yönlendirmiş  ve  devletin en gözde kurumlarını bu sebeple hedef haline getirmişti. Müfterilik adeta kurumlaştırılmış, anayasa ihlâlleri ise zirveye çıkarılmıştı.

 

Kral Cibilliyetsiz’in gündüz zihnini kurcalayan türlü – çeşitli korkular geceleri birer birer kâbusa çeviriliyordu.

Bir  gece rüyasında gördüğü üzerine işeyen çocuğun eşkâlini, sabahleyin erkenden polislere açıkladı. Temsili resimleri çizildi… Ülkenin her yerine afişler asılarak bahsi geçen çocuğun arandığı duyuruldu. Bu çocuğun bulunduğu yeri ihbar edenlere devlet kesesinden  1 milyon dolar ödül verileceği ilân edildi. Yapılan ihbarlarla içlerinde 80, 90, 100 yaşlarındaki sakallı,  sakalsız ayakta duramayacak kadar rahatsız ve bastonlu çocuklar dahil,  yüzlerce kişi tutuklandı. Yeni doğan veledler bile anneleriyle birlikte zanlı diye gözaltına alındılar.

 

Kral Cibilliyetsiz  bir gece çevresinde  altın korkuluklar bulunan yatağında ayaklarını iki seksen uzatarak uyumaya koyuldu. Bu kez   rüyasında ayaklarının altına muz kabuğu koyarak kendisini düşürmeye çalışan  bir gence öylesine sinirlenmiş… öylesine sinirlenmişti ki onu yakalamak için bütün gücüyle peşinden koşarken uyandı… Eşi Hindi Hanım’ı uyandırmadan pijamasıyla sokağa fırladı… Koşarken… koşarken bir bekçi onu durdurdu. Ona :  «Sen kimsin ulan, soluk soluğa  geceyarısı ne arıyorsun bu sokakta?» dedi.

Kral Cibilliyetsiz : «Ben kralım», derken bekçi ona müdahale etti ve kıvrak bir hareketle ellerini arkaya çekerek kelepçeledi.  Sonra ona : «Anlaşıldı… anlaşıldı… Bu gece için sen de kralsın…»

Kral Cibilliyetsiz, bekçinin ellerini kelepçelemesine ve sözlerine oldukça sinirlenmişti. Bekçiye hitaben  «Koskoca bir ülkenin şahsiyetli, inançlı, üzerine iki rekat şükür namazı kılınması istenilen kralına…»

Bekçi onun sözünü keserek : «Bak benim asabımı bozma… Şimdi ana avrat düz gideceğim ha! Haydi bırak maval okumayı da çabuk karakola gidelim… Sonra da zaman kaybetmeden seni geldiğin yere gönderelim!»

Bekçi cobuyla sırtına dürterek onu karakola götürmeye çalışıyordu.

Kral Cibilliyetsiz : «Koskoca bir ülkenin değer verdiği, bir çok kişinin önünde eğildiği…»

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SOPA…

Bekçi onun sözünü keserek : «Tabutlara girip koruma ordusuyla resmi geçit düzenlediği…  aklına ne geliyorsa söyle, dilin kemiği yok nasıl olsa?  Dur bakalım daha ne inciler döktüreceksin? Kimbilir  neler yumurtlayacaksın neler?  Bana açıkla… hangi akıl hastanesinden kaçtın?»

Kral Cibilliyetsiz : «Bak sen çok ileri gittin! Bana hakaret ediyorsun? Bunun hesabını vermek oldukça güç olabilir! Karşılaşacaklarını iyi düşün…» diye uyarılarda bulundu.

Bekçi : «Kasap, berber, bakkal, manav, marangoz…  oooo önüne kim geliyorsa, gökte uçan kuşa kadar borcum çok…  Bir de sen aç bir hesap! Olsun bitsin… Karşılaşacaklarıma gelince daha onların ne ölçüsünü aldım, ne de hesaplarını yaptım?  Sofralara tok oturup aç kalkıyorum anladın mı düdük?  Geceyarısı pijamasıyla sokak ortasında koşturan ya da uğruna iki rekat şükür namazı kılınması tavsiye olunan bir adam olsa olsa kral olur… İmparator olur… Cumhurbaşkanı olur… Olabilir ya gelir insanın kafasının içine de oturur…» dedi.

Bekçi karakola varır varmaz,  olup bitenleri emniyet amirine anlattı. Kral Cibilliyetsiz karakola girer girmez hücreye atıldı… Emniyet amiri  bekçiye : «Eğer bir millet kötü yönetilirse, problemler artar, vatandaş sıkıntıya girer… bunalım geçirir… kafayı oynatır ve akıl hastanesine atılır!… Oradan kaçar… Aklını aramak için de pijamasıyla oradan dışarı fırlar… sokaklarda koşturur… Senin ve benim gibi şapşallar da onu yakalarlar, ellerine kelepçe takarlar, karakola getirirler, ne olup ne bitiyor diye bel bel yüzüne bakarlar… Sonra hücreye atarak yüksek görev yapmış edalarıyla rahatlarlar… Bugün Kral olan bu zavallı, yarın kendisini «peygamber» ilan ederse şaşırma ! Belki ertesi gün «halife», bir hafta sonra «sadrazam», iki hafta sonra da «şeyhülislam» olur, karşımıza çıkar… Sana soruyorum Bekçi Efendi bu insanlar bizi mi idare ediyorlar, yoksa biz onları mı idare ediyoruz ? Sahi bizi kimler yönetiyor hı?»

 

Ertesi gün Ot Partisi’nin milletvekilleri harekete geçtiler ve Kral Cibilliyetsiz’i sahte gözyaşlarıyla aramaya koyuldular.Arama ilanları basıldı. Tellâllar görevlendirildi. Nümayişler düzenlendi. «Kahrolsun Kral Cibilliyetsiz !»  diye bağıranlar coplandı, sorgusuz sualsiz hapishanelere atıldı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Sad Suresi'nde Kanuni Süleyman ve Süleyman Demirel 

Kral Cibilliyetsiz ise  olup bitenlere inanamıyordu… «Ben yoksa hâlâ  rüyada mıyım ? Keşke üzerime işeyen çocuğu kucaklasaydım ? Ayağımın altına muz kabuğu koyan genci ödüllendirseydim ? Bir bekçi benim hayatımın yönünü değiştirdi. Ne önümü görebiliyorum, ne de arkamı ? »  diyordu kendi kendine…

 

Çok geçmeden Kral Cibilliyetsiz adeta çıldırmış gibi avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Hücre bekçisi onun fal taşı gibi açılan gözlerinin  hareketlerinden korkmuştu. Emniyet Amiri’ne haber verdi : Efendim bu «kralım» diyen adamın gözleri faltaşı gibi açılmaya başladı… Sonra… sonra…  avazı çıktığı kadar bağırıyor… Ben korkuyorum bu adamdan… İnsandan çok  yamyama benziyor!

Emniyet Amiri :  Anan sana hiç ciğer yedirmedi mi? Kendisine hayrı olmayan adamdan korkulur mu hiç? Bu ülkede emniyeti sağlamak bizim görevimiz. Delilerle akıllıları birbirinden ayırt etme sorumluluğu bize verildi değil mi ya? Çağır Fräulein Doktor Mathilde von Zahnd’ ı (*) da, şu deliye sakinleştirici bir iğne vursun… Bağırıp çağırma vaziyeti, iri gözlerle seni korkutma işi sona ersin… bitsin yahu?

Hücre Bekçisi : «Emriniz başımız üstüne amirim…» dedi.   Koşar adımlarla dışarı çıkarken aniden çark ederek geri döndü. Emniyet amirinin odasına girdi… Sağ ayağını sol ayağına çarparak “hazır ol” vaziyetine geçti  : «Efendim… efendim dışarıda  millet  «çok şükür Kral Cibilliyetsiz kayboldu… kurtulduk» diye bando eşliğinde sevinçten bayram yapıyorlar», dedi.

Emniyet Amiri :   «İyi bir haber… Millet ve devlet gibi biz de kurtulduk desene… Bu adam başımıza geçeliden beri tedirginiz yahu… Yemediği nane kalmadı… Gel senin şu kırışık yanaklarından bir öpeyim» diyerek onu kucakladı. Her ikisi de sevinçten dört dönmeye başladılar.

 

Ankara, 10.09.2010

 

 

(*)  Friedrich Dürrenmatt’in “Fizikçiler” adlı tiyatro eserinde yer alan bir karakter.

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle. 

Üzeyir Lokman ÇAYCI 
Concepteur industriel – Architecte d’intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr
 

——————————————————————

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

——————————————————————-

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın