DOLAR 15,7529 1.32%
EURO 16,6488 2.4%
ALTIN 925,501,61
BITCOIN 4834724,72%
Adana
24°

PARÇALI AZ BULUTLU

17:01

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Kubilay Olayı… Türklük Bilinci…

Kubilay Olayı… Türklük Bilinci…

ABONE OL
01 Şubat 2022 10:28
Kubilay Olayı… Türklük Bilinci…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Adı Mustafa Kubilay… Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep… Giritli bir ailenin çocuğu… 1906 doğumlu… Kubilay bir öğretmen… Cumhuriyet öğretmeni… 1930 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde askerlik görevini yapıyor… O sırada 24 yaşında…
Bu genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, MENEMEN OLAYI-KUBİLAY OLAYI olarak tarihe geçti…
Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay DEVRİM ŞEHİDİ olarak simgeleşti.
Ve daha sonra bu ülke; TBMM’de “siz isterseniz bu ülkeye hilafeti bile geri getirebilirsiniz” diyen MENDERES’in, TBMM’ne türbanla giren aynı zamanda ABD kimlikli Merve KAVAKÇI gibi nice ATATÜRK ve CUMHURİYET düşmanlarının saldırılarında uğradı, uğramakta da… Son saldırı girişimi de 21 Aralık 2008 günü Erzurum’da yaşandı; “tekke ve zaviyelerin açılacağı” söylemiyle yeni bir parti kuruldu… Erzurum’da böyle bir parti kurulurken, 1915’de Erzurum’da katledilenler sanki Müslüman Türkler değilmiş de Ermeniler’miş savıyla bir takım aydın(mı yoksa ülkenin, ulusun geleceği için karanlık mı oldukları tartışmalı) kişilerce özür dileme girişimleri başlatıldı…
Bu bağlamda belirtmek isterim ki; bugün her ne kadar çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma, yirmibirinci yüzyıl vahşi kapitalizm savaşlarını kazanma uğraşları içindeysek de üzerinde kesinlikle her zamankinden daha çok yoğunlaşmamız gereken konu; ulusal birlikteliğimizin ve ülke bütünlüğümüzün korunması konusudur. Kuşkusuz bunu gerçekleştirmek için uygulanacak yöntem de, yetişen nesillere Amerikan ya da Arap Dünya görüşlerinin aşılanmaya çalışılması değil, ancak ve ancak Türklük bilincinin uyandırılması için gerekli eğitimin verilmesidir. Bununla birlikte, burada özellikle belirtilmesi gereken bir başka konu da eğitim sözcüğünün kapsadığı alanın yalnızca okullarda, öğretmenler/eğitmenler aracılığıyla verilecek eğitim olmadığı, toplumun çekirdeği aileden başlatılacak bir eğitimin yaşamın tüm alanlarına yayılmasıdır. Elbetteki televizyon yansılarından yozlaşma, bozulma, Türk kültüründen uzaklaştırma anlamında saldırıya uğrayan bir ulus için bu eğitim çok gereklidir.
Seksenbeş yıllık Cumhuriyetimiz’in ardından ulusal bilincimizde Türk kimliğinin dışında başka arayışlara yöneliş varsa, bu bilincin verilişinde yetersizlikler ya da yanlışlıklar olmalıdır ki bu arayışlar ortaya çıkmıştır, işte o zaman bu bilincin daha sağlıklı yöntemlerle ulusumuza yeniden verilmesi, Türk kimliğinin kıvancından kuşku duyanları yönlendirici eğitimin kitle iletişim araçlarıyla gerekleştirilmesi gerekir. Çünkü çevremize baktığımızda; Ulusal Marşımız söylenirken yüreği titreyerek, Ulu Önderimiz ATATÜRK ve Cumhuriyetimiz için şehit olanların anısına saygıyla duramayanlar çoğalıyorsa… Türk kimliğini umursamazcasına Arap ya da Amerikan yaşam biçimine özenç duyanlar hızla artıyorsa… Anadolu göreneğimize özgü imecenin yerini, yemece alıyorsa… Genelkurmay Başkanlığı’nın “Askerlik görevinden kaçanlar na’merttir” anlayışına, “Toprağın altında mert olacağıma, toprağın üstünde na’mert olayım” tümcesi yanıt olarak veriliyorsa… İşte o zaman ülke bütünlüğümüze, ulusal birlikteliğimize ve en önemlisi de Türk kimliğimize içten ve dıştan yapılan saldırılar, bazı sarsıntılara neden oluşturmuştur ve artık önlem almanın zamanı da çoktan gelmiş demektir.
Elbetteki burada önerilen askeri ya da siyasi önlemler değildir, burada önerilen önlem biçimi; yalnızca eğitimdir, yalnızca eğitim… Çünkü 29 Ekim 1923’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğunu tüm Dünya’ya duyuran Ulu Önderimiz de Türklük bilincini uyandırmak için eğitimden yararlanmıştır. Öncelikle Türk Dil ve Tarih Kurumları’nı oluşturarak bu kez de halkını Osmanlı’nın ümmeti sanısından kurtarıp, sindirilmiş, unutturulmuş, bastırılmış, giderek yok sayılmış Türk kimliğini yeniden yaratmak, Türk kimliğini bağımsızlığına kavuşturmak için bir savaş başlatmıştır. Daha önce başlattığı ulusal bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık savaşlarını başlattığı gibi…
Bugün ülkemizin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle; Atatürk’ün yaktığı aydınlanma ateşinin O’nun düşmanlarınca küllendirilmeye, giderek söndürülmeye çalışılmasına karşın, O’nun yaktığından da güçlü yakılması, alevlendirilmesi gerekmektedir. Üstelik bu alevlendirme/ateşlendirme, aydınlık günler için yakılan birer mum gibi, her bir bedende/beyinde/gönülde olmalı, bulutlandırılmak, karartılmak istenen Türklük bilinci, Türk kimliği Türkiyemiz’e bir Güneş gibi doğmalıdır.
Bu yeniden doğuş için TARİH KİTAPLARI yeniden yazılmalı, Türküler, öyküler, masallar söylenmeli, Türkün kiliminin, çorabının nakışı yeniden işlenmeli, yeni bir bin yılda yol alırken
Cumhuriyetimiz Türkiyemiz’de; aşımızla, işimizle, töremizle, yöremizle kıvanç duyaraktan NE MUTLU TÜRKÜM diyebilmeli ulusumuz…
ATATÜRKÜMÜZ ve KUBİLAY’ın adlarıyla özdeşleşen devrim şehidlerimizi saygıyla andığımız 23 Aralık 2016 gününden başlayarak…
Selma ERDAL


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.