Küçük Şeyler

Küçük Şeyler

kucuk-seyler-ustun-dokmen

Aşağıda Üstün Dökmen’in küçük şeyler2 adlı kitabından alıntılar bulacaksınız. 

Küçük şeyler

‘Bu dünyada küçük şeyler yoktur, bakmasını bilen göz için her şeyin bir anlamı vardır.’ (Sy.9)

‘Küçük, büyüğün anasıdır. Azlık çokluğun özüdür.’ (Sy. 10)

Küçük şeylerin önemi

‘Devasa büyüklükteki çığları ortaya çıkaran şey, başlangıçtaki ufacık kar parçalarıdır. Bütün büyük ırmaklar, dağlardaki sızıntılarla, çanak büyüklüğündeki gözelerle gözlerini dünyaya açarlar.’ (Sy. 11)

Mutlu olmak öğrenilebilen bir şey mi?

‘…Yani bazıları bardağın yarısı boş diye esef etmeyi, bazıları ise yarısı dolu diye sevinmeyi, şükretmeyi öğrenmiş. Doğuştan iyimser veya kötümser olmuyoruz. Belirli durumlar karşısında iyimser veya kötümser olmayı çeşitli yollarla öğreniyoruz. Örneğin, büyüklerimizi model alarak öğreniyoruz.

Bir düğüne giden insanların, bir şeyleri övmekten çok, negatif eleştiri yönelttiklerini görürüz. Ufacık ufacık ayrıntıları yakalayıp kurabiyeleri, limonataları, gelinin, damadın kaşını, gözünü, kayınvalidelerin elbiselerini eleştirdiklerini duyarız. İnsanlar eleştiriyorlar, ondan sonra da “Amann bize ne, Allah mesut etsin” diyorlar. İyi de, şu “bize ne” yi başta demeyi öğrenebilir miyiz acaba?’ (Sy. 19)

‘Karamsarlığı öğrendiğimiz gibi iyimserliği de öğrenebiliriz.’ (Sy.19)

Küçük şeylere önem vermek her zaman mutluluk getirir mi?

‘Eğer bir olaya verdiğimiz değer, yarına kalma ihtimalimizi artıracaksa önemlidir, artırmayacaksa önemli değildir.

Her şeyin göreceli olduğu bir dünyada kişinin kendini koruması esas olmalıdır.’ (Sy. 21)

‘Tehlikeler karşısında önlem almak gerektiğinde, bazen negatif düşünmek gerekebilir. Fakat negatif düşünmeyi bir alışkanlık haline getirmek, bizi tehlikelerden korumak yerine, tehlikeye atıyor.’ (Sy. 22)

Rezalet mi Nezaket mi; Felaket mi Zarafet mi?

‘Olaylar önemli değildir, onları algılama şeklimiz önemlidir.’ (Sy. 28)

Mutlu olmak Polyannacılık mı?

‘Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü ver. Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmemi sağla. İkisini ayırt edebilmem için de akıl ver.’ (Sy. 36)

‘…Yaşamın her zerresi kutsaldır, değerlendirilmelidir. Güzelliklerden güzellikler çıkar; ama sıkıntılardan da güzellikler çıkarmak mümkündür.’ (Sy. 38)

Zihinsel Ben-Merkezcilik

‘…önemli olan, hata yapmamak değil, yapılan hatalardan ders almak (geribildirim almak), tecrübe kazanmaktır.’ (Sy. 49)

Kendini Bilmezlik (Rol Tutsaklığı)

‘Çevremizde emekli olan bazı kişilerin büyük sıkıntılara düştüklerini gözlemişizdir. Kendilerini sadece “müdür, mühendis, eş, evlat” diye tanımlayanlar gün gelip de bu rollerini kaybettiklerinde sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Örneğin emekli olduklarında kendilerini boşlukta hissediyorlar.’ (Sy. 58)

‘Bazı rütbeler/makamlar/roller bir ayrıkotu gibi yaşam bahçemizi öylesine kaplıyor ki, onlar sökülüp gittiğinde, artık ekiliğ biçilemeyen bir bahçe, işe yaramayan bir ömür kalıyor elimizde….’ (Sy. 58)

‘Her insan sahip olduğu eşyaların, unvanların, rollerin dışında, yiyip içen, konuşup düşünen, seyredip dinleyen bir “ben”e sahiptir.’ (Sy. 59)

Değerlere Uymada Üç Hata

Birinci hata: Ortama göre değerlere uymak

‘Pis bir sokak, üzerine yeni çöpler atılmasını hak ediyor olabilir ama ben o sokağa çöp atmayı hak etmiyorum.’ (Sy. 62)

Ekmek mi İnsan mı?

‘Hangisi daha fazla saygı görüyor; ekmek mi, insan mı? Gözlenen o ki, ekmek daha fazla saygı görüyor ülkemizde…

İnsanlara, sokaklara karşı sergilediğimiz üç temel hatayı ekmeğe karşı sergilemeyiz. Kısacası ekmeğe karşı çok saygılıyızdır. Ekmeğe gösterdiğimiz saygıyı birbirimize göstersek çok daha huzurlu yaşarız.

Ekmeğe niçin saygı gösteririz? Çünkü nimettir. İyi de eşlerimiz, çocuklarımız, komşularımız, sevdiklerimiz nimet değil mi?’ (Sy. 71)

Ana ve babalar ve çocuklar arasında bir benzerlik 

‘Dürüst olma yollarından birisi, içimizdeki duyguları sansürlemeden dışarıya ifade etmektir. İkilemlerimiz olabilir; ikilemleri ifade etmek de bir dürüstlüktür.’ (Sy. 84)

Ötekini ikileme sokmak

‘İki seçenekten birisini seçmeye zorlamak, zorlanmak, yaratıcılık değildir. Üçüncü seçeneği oluşturmak ise yaratıcılıktır.’ (Sy. 85)

‘Dünyada inek kutsal mıdır, değil midir?

Bu soruya açıklama yapmaksızın, sadece “evet” veya “hayır” diye cevap vermeniz işe yaramaz. Oysa aynı soruya kuantum mantığıyla “1 ve 1” diye cevap verebilir, “hem evet hem hayır” diyebilirsiniz. Bu dünyada inek bazı ülkelerde kutsaldır, bazılarında değildir…

Günlük yaşamda bazen 1-0 şeklindeki Aristo mantığını, bazen de 1-1 şeklindeki kuantum mantığını kullanmakta yarar vardır…’ (Sy. 87-88)

Çocuğunuz yalan söylerse

‘Eğer çocuğunuz size yalan söylemişse bu yalanda sizin de payınız vardır.’ (Sy. 97)

Toparlama

‘Ya hep-ya hiç, diğer bir ifadeyle yüz-sıfır, insan ilişkilerini zedeleyen, gelişmeyi engelleyen önemli bir ikilemdir.’ (Sy. 101)

Marifet iltifata tabidir

‘Okulda aferin, evlilikte iltifatın her türlüsü, işyerinde para-övgü, sokakta teşekkür, insanların gelişmelerine, mutlu olmalarına yol açar.’ (Sy. 118)

Çocuklara şekil vermek

Çocuğa rehberlik etmeden, onu istediğimiz kalıba sokmamız pek mümkün değildir…Eğer çocuklarımızın yaşam labirentleri içinde kaybolmalarını istemiyorsak, onları tek başlarına bırakmamalı, onlara örnek / model olmalı, onlarla iletişim kurmalıyız.’ (Sy. 134-135) 


Cezanın güçsüzlüğü

‘Ceza, doğaya, insanın doğasına uygun değildir. Plastiği hazmedemeyen doğa gibi, insan da cezayı kolay kolay hazmedemiyor. Oysa yaptırımlar doğaldır, doğamıza uygundur; sindirilebilir.’ (Sy. 141)

‘Güçsüzler, konuşmak yerine ceza vermeyi tercih ederler. Ama ne ilginç ki cezaları da kendileri gibi güçsüzdür.’ (Sy. 141)

‘Güçlünün zayıfı ezmesi doğada doğaldır. Ancak bu durum, insanlar arasında doğal değildir, ahlak dışıdır.’ (Sy. 142)

Mola: Tamamen durmamak için durmak

‘Evet, yaşam yolculuğu sırasında, yerinde ve zamanında mola vermek, yaşamımızın kalitesini ve süresini artırabilir. Molasız çalışmak, bir gün tamamen durmaya, en azından tükenmişliğe yol açabilir. Bu yüzden, tamamen durmamak için arada, kısa ya da uzun molalar vermekte yarar vardır. İşkolik olduğumuz zaman mola, zaman kaybi gibi gelebilir. Ancak işlevsel bir yaşamda, yerinde kullanılan molalar, kısa vadede zaman kaybı gibi gözükse de, uzun vadede kazanç getirir. Bu yüzden bir gün tamamen durmamak için, küçük durmaların gerekli olduğunu unutmamak gerekir. Mola küçük bir şeydir; ancak büyük şeyleri, bazen bütün bir hayatı kurtarabilir…

Mola iki ana konuda verilebilir: Bunlardan birisi, zihinsel veya bedensel yorgunluk olduğunda, dinlenme amaçlı mola vermektir, diğeri ise öfke kontrolü amacıyla mola vermektir…

Öfke konrtolünde kullanılan mola, öfke duygusu ile öfkeli davranış arasına belli bir mesafe koymak demektir. Çeşitli tarzlarda uygulanır. Örneğin kültürümüzde “La havle…” diye başlanılıp yedi-sekiz saniyelik bir la-havle çekilir…’ (Sy. 153-154)

Sinerji

‘Bir evlilikte çiftlerden birisi, eşinin değerinin, kendi değerine / şerefine zarar vermediğini düşünürse, o evlilik sinerjik olmaya hazır demektir. Bir şirkette, elemanlar iş arkadaşlarının değerinin, kendi değerlerine / şereflerine zarar vermediğini düşünürlerse, o işyeri sinerjik olmaya hazır demektir….’ (Sy. 163)

İşyerinde sinerji
İşyerlerinde, bireyler ve birimler arasında sinerji bulunmalıdır. Ancak bunu her zaman görmek mümkün olmuyor. Bazı şirketlerde üretim biriminin, zaman zaman kendini fazla önemsediğini, en azından satış biriminden üstün gördüğünü duyabilirsiniz. Aynı anda satış biriminin de kendini üstün gördüğünü, “Ben satamazsam onların üretmesi neye yarar, depolar dolar taşar, üretimi kısmak zorunda kalırlar” dediğini işitebilirsiniz. Üretim ve satış birimlerinin bu tavırları sinerjik değildir.

Acaba bu şirketteki birimleri sandalyenin bacakları gibi düşünebilir miyiz? Diyelim ki bir şirkete ait üretim, pazarlama, bilgiişlem ve insan kaynakları bir sandalyenin dört bacağı gibi bir bütünü oluşturmaktadır. Her birinin bütün içindeki payı % 25’tir ve yüzde 100’dür. Sandalyenin dört bacağından hangisinin diğerlerinden daha önemli olduğunu söyleyemediğimiz gibi, bir şirketi oluşturan birimlerden hangisinin diğerlerinden daha önemli olduğunu da söyleyemeyiz. Tek başlarına önemli bir işlev sergileyemeyecek olan birimler, bir araya gelip sinerjik bir iletişim oluşturduklarında, büyük güce sahip bir şirket ortaya çıkarabilirler…’ (Sy. 168-169)

SONSÖZ

‘Fransızların dediği gibi, başkalarına çiçek atınız ama bu konuda da –her konuda olduğu da-arada bir de kendinize çiçek atınız.’ (Sy. 177)

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın