Kur’an Çözüm İçin Anlatılmıyor 

Kur’an Çözüm İçin Anlatılmıyor 

Gündeme düştü ‘Cemaat’ lafı. Bu laf, bir kesimce, iktidarda bulunan AK Parti’nin sonunu getirecek biçimde kullanılıyor. Cemaat içinden kulağımıza gelen ilginç söz, Gülen cemaatinin dînî cemaat olmadığı sözüdür. Bu öyle bir söz ki, teyidi için aralarında dinsiz bazı yazarların olduğunun ima edilmesi yadırganmıyor. Ben, cemaat içinde dindar yazarlara dikkatimi veriyorum. Son aylarda Cemaat’in dindar yazarları Kur’an’ı referans alıyorlar. Bazı ayetleri günümüz olaylarında Cemaat’i ve onun hocasını değerli gösterecek biçimde sunmaya çalışıyorlar.

Kur’an’ın bir ayeti, ya yaşanılan sıkıntılı duruma reçete olsun diye sunulur, ya da yaşanılan duruma, durum içindeki şahıslara delil olsun diye. Ben bu güne kadar, cemaat içinde, olumsuzluklara reçete olsun diye ayet sunan dindarları görmedim. Bu dindarların tercih ettikleri, kendi durumlarına ayetler ışığında değer kazandırmak.

Zaman Yazarı Ali Ünal, Cemaat’in dindar yazarlarından biri. Yazısını, Bakara Suresi’nin 151’nci ayetinin mealiyle ve kendince yaptığı açıklamayla oluşturmuş. Peki neyi anlatmak istemiş?.. Önce meale bakalım, sonra anladığımı yazayım:

Bakara 151: ”Size sizden birini rasül olarak gönderdik. Üzerinize ayetlerimizi okuyor; sizi yanlışlardan arındırıyor; size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Bilemediğiniz ne varsa onları da öğretiyor” 

Ayetin birinci cümlesi: Size sizden birini rasül olarak gönderdik. 

Rasül kelimesi, Allah’ın insanların düzene girmesi için gönderdiği elçiyi belirtir. ‘Siz’ diye bahsedilen, Mekke’den, putperest baskısıyla çıkan, Medine’de aynı gaye etrafında oluşturulan toplumdur. Medine halkını, kendilerini kovanlara üstün gelebilmek için düzene sokması gerekiyordu. Kendi içlerinden rasül tayin edilen kendileri gibi biri, -yani aynı dili konuşan beşer- bu görevi üstlendi.

Ali Ünal bu cümleyi aynen almış. Benzer olayı yaşayanlar var belli ki.

Ayetin ikinci cümlesi: Üzerinize ayetlerimizi okuyor.

Okunduğu belirtilen ayetler, o ana kadar gelmiş, ezbere alınmış cümlelerdir. Bu cümleleri, Allah’a iman etmiş olan insanların ezberlerine almaları, yazmayı bilenlerin not etmeleri istenmektedir.

Ali Ünal, bu cümleyi (kendisine vahyettiğimiz, ayrıca iç dünyanızdaki, kainattaki, eşya ve hadiselerdeki ayetlerimizi okuyor) şeklinde mealendirmiş. Yanlış değil. Fakat, cemaatin içini ima etmekten de uzak değil. Bildiğim kadarıyla iç dünyası, kainat, eşya ve hadiseler, Cemaat’in aylık dergisinin münderecatını oluşturuyor.

Ayetin üçüncü cümlesi: Sizi yanlışlardan arındırıyor. 

Gerçekten de öyle olmuş. Rasül, gelen ayetleri bir yandan okurken diğer yandan tavsiye içeren cümleleri açıklayıp, ferdi, ailevi, içtimai konularda eski alışkanlıkların izalesine çalışmış. İlk akla gelenler, fuhşa sürüklenecek korkusuyla kız çocuklarının öldürülmemesi, fakirlkik korkusuyla çocuklardan şikayet edilmemesi, kadınların nikahsız bırakılmaması, hamr’dan yani alkolden uzak durulması, düşman dahi olsa haktan, hak üzere olmaktan uzaklaşılmaması.

Yanlışlardan arındırma Cemaat içinde önemsenmiş ise, Ali Ünal bunu belli etmeliydi.

Ayetin dördüncü cümlesi: Size kitabı ve hikmeti öğretiyor.

Öğretilen kitab sözcüğünden ilk akla gelen Kur’an’dır. Bu anlam ‘yetlû aleyküm ayâtinâ’ ifadesinin içinde zaten var. Buradaki ‘size kitabı öğretiyor’ ifadesi, Rasül’ün öğrettiğinin İncil, Tevrat ve Zebur olduğunun anlaşılması olmalıdır. O gün ‘ehl-i kitap’ diye bahsedilen Yahudiler’in itirazlarına cevap Tevrat bilinmeden verilemezdi. Hıristiyan dünyası bilinen Bizans, Mısır ve Habeşistan, İncil’in esalarına vakıf olunmadan dost edilemezdi. Hikmet, yani konuşma anlatma sanatı olmadan, ne Kur’an anlaşılırdı; ne de zulmün ağababaları putperestler ilzam edilebilirdi. Mekke müşrikleri arasında şiir sanatının ileri derecede olduğu hatırlansın.

Ali Ünal, Cemaat mensuplarına nerede neyin öğretildiğinin farkında mı?..

Ayetin beşinci cümlesi: Bilemediğiniz ne varsa onları da öğretiyor. 

Bu cümledeki anlam, O’nun anlatması olmadıkça bilemeyeceğiniz, demektir. Bu cümle, o zaman, o toplumda, bilmenin öğrenmenin araştırmanın önüne nasıl dehşetli baskı konduğunun da işaretini veriyor. Mekke’nin ağalarının politikası şuydu: Bilgiden yoksun kadın ve erkekleri köle tutmaya devam edilsin; kölelik köleleri memnun edecek kadar ihsanla devam ettirilsin; insanların Mekke dışındaki hür yaşantıdan haberdar olmalarına imkan verilmesin. Rasül, bu engelleri yıkmış, insanların her şeyden haberdar olmalarının yolunu açmış. Hz. Ali’nin ‘ilmin kapısı’ ünvanı alması boş yere değil.

Ben, Cemaat mensuplarının, bilmedikleri çok şeyi öğrendiklerinin farkındayım. Denebilir ki ayetin beşinci cümlesi zamanımıza bir şekilde bakıyor. Bilinmeyenleri cemaatin dışında öğrenemeyecek olanlar, cemaat içinde öğrendiklerinin ülkenin yararına mı zararına mı olacağını da hesaplamalıdırlar.

İbrahim Faik Bayav

 

Bu makale 15 Ağustos 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN