Kur’an-ı Kerim

Kur’an-ı Kerim

kuranı-kerim

 İNDİRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ!

Kur’an-ı Hakîm, alemlerin Rabbi olan Allah’ın kelamıdır. O’nun yüce muradını beyan eder. O’nu tanıtır, O’na sevkeder. O’nu sevdirir, O’nu zikrettirir. O, bir ucu Rabbimizde bir ucu bizde bulunan, iman ve amel edene dünyada şeref, ahirette saadet sebebi olan nurlu, kutlu, tatlı bir kitaptır. Onu inkar ve ihmal eden için bir hasret ve pişmanlıktır.

Kur’an-ı Hakim, meleklerin reisi Cebrail Aleyhisselam vasıtası ile bütün varlığın efendisi Hz. Muhammed (A.S.) Efendimiz’e indirilmiş, kendisiyle Yüce Mevla’ya ibadet yapılan şerefli bir kitaptır.

Kur’an-ı Hakim, bir hidayet kitabıdır. Kullara tevhidi gösterir, sadece eşi ve benzeri olmayan Yüce Yaratıcıya kulluk ettirir. Kalpten şirki temizler, kula şükrü öğretir.




O bir zikir kitabıdır, okuyana Allah’ı zikrettirir. Her harfine en az on sevap verilir. Onu kıraat edene, dinleyene, sevene, hürmetle yüzüne gözüne sürene rahmet edilir.

Kur’an bir fikir kitabıdır, her yönüyle insanı ve varlığı fikrettirir. Gaybdan bilgi verir, insanın müşkülünü giderir. Geçmiş milletlerin hallerinden, gelecekteki nimet ve tehlikelerden bahseder. İnsanı düşündürür, ümitlendirir, korkutur. Dostunu güldürür, düşmanını ağlatır.

İNDİRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ!

Kur’an Kendini Nasıl Anlatıyor?

Allahu Tealâ, yüce kitabını iman edenlerin kalbine bir şifa olarak indirmiştir (İsra/82). Kur’an’ı Hakim, öyle yüksek ilim, hikmet, edeb ve ölçüler içerir ki, onları içine sindiren her kalp şifa ve safa bulur. Onu inkar veya ihmal edenlerin ise kalbi kurur. Kalbi kuruyan insan manen ölür. Bu durumda alem için onun yokluğu varlığından daha hayırlı olur.

Yüce Rabbimiz’in beyanı ile Kur’an-ı Hakim, kalbi ve kainatı aydınlatan, insanlığı karanlıklardan nura ve aydınlığa çıkaran bir kitaptır (İbrahim/1). O, dengesini kaybeden insanlığa denge verir (Hadid/25); insanı şereflendirir (Enbiya/10).

Kur’an-ı Hakim, kendisine inanmayana fayda vermez. (İsra/82). Kalbini Rabbine açıp teslim olmayana güzelliğini göstermez. (A’raf/46). Candan kulak vermeyene hiç bir şey ifade etmez (Kâf/37). O sevmeden bilinmez, bilmeden sevilmez bir edeb hazinesidir.

Şerefli kalbine indirilen bu nurlu kitabı, Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimiz şöyle tanıtmıştır:

“Dikkat edin, önünüze bir çok fitneler çıkacaktır. Onlardan kurulmak için tek çare Kur’an’dır. Onda sizden öncekilerin halleri, sizden sonrakilerin haberleri mevcuttur. Aranızda çıkacak müşküllerin hükmü ondadır. O, adaletle hüküm verip meseleyi çözer, bitirir. Kur’an bir oyun ve eğlence değildir. Onun hükmünü terkeden zalimin Allah belini kırar. Onun dışında doğru yolu arayanı Allah sapıtır. O, Allah’ın kopmayan sağlam ipidir. O, en güzel zikir ve öğüt kitabıdır. O, dosdoğru bir yoldur. Onu insanların hevası eğriltemez. Diller onu okumakla eskitemez. Alimler ona doyup ilim ve hikmetlerini bitiremez. O, çok okumaktan dolayı eskimez, tadını ve değerini yitirmez. Onun incelikleri bitmez. O herkesi doğru yola ulaştırır. Onunla konuşan doğru söyler. Onunla amel eden sevap alır. Onunla hüküm veren adil olur. Onu çağıran doğru yola çağırmış olur.” (Tirmizî)

İNDİRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ!

Sırları Açan Kitap

Kur’an-ı Hakim, insanlığı filozofların hezeyanlarından, kıssacıların yalanlarından, şeytanların tuzaklarından kurtaran bir kitaptır.

Aklına, aklını bile tarif ettiremeyen filozof, insanlığın önüne çıkıp akıl ötesi şeyleri tarife kalkınca aklı şaşırdı, zihni karıştı, gözü karardı ve mecburen bocaladı. Bir şey üreteyim derken, çok şeyini tüketti. Müşkülü çözeyim derken kördüğüm etti. Eğer Kur’an-ı Hakim imdadımıza yetişip akılla bilinmez, gözle görülmez bu hakikatların üzerindeki perdeyi bir derece kaldırmasaydı, insanlık kıyamete kadar şaşkınlık içinde kalırdı.

Yine Kur’an-ı Hakim, varlığın ilk halinden ve kainatın var edilip şekillenmesinden bir haber vermesiydi, insanoğlu bu sırrı nasıl çözerdi? Gökleri direksiz yükselten, dünya semasını yıldızlarla süsleyen ve hepsine bir yörünge içinde denge veren Yüce Yaratıcı’nın Kelamı önümüzde ışık olmasaydı, aklımız ve hayalimiz o alemlerde nasıl gezerdi? ‘Biz yokken bütün bunları var eden, onları aynı anda sevk ve idare eden kimdir’ sorusuna akıl ne cevap verirdi?

Kur’an-ı Hakim, insanoğlunun “ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum?” sorularına en güzel cevabı veren, onun meçhule gidiş korkularını dindiren, hayatı sevdiren, ümit veren, ölümü yeni bir doğum gösteren, önündeki Cehennem’den çekindiren ve ebedi saadet yurdu Cennet’e davet eden bir kitaptır.

Kur’an-ı Hakim, kainata indirilen en büyük, en ağır ve en şerefli emanettir. Cenab-ı Hak: “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, hiç şüphesiz onu Allah’ın korkusundan paramparça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr/21) buyurmuştur. O emaneti taşıyan kalp ne güzel bir kalptir. Onun hizmetini gören kimse, ne güzel bir kuldur. Bu emanete sırt çevirenler, kendilerine ve kainatın nimetlerine yazık ediyorlar.

Kur’an-ı Hakim inişiyle, gelişiyle, hükmüyle, edebiyle, belagatındaki terkibi, fesahatındaki tadıyla, okunması ve ezberlenmesiyle eşi benzeri olmayan mucize bir kitaptır.

Kur’an-ı Hakim, insan ve cinlere ikram edilmiş ilahi bir hitaptır ve Rabbanî bir selamıdır. Bu selamı sevgi ve edebince alanlara selam olsun.



İNDİRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 KUR’AN ETRAFINDA SORULAR VE CEVAPLAR

 Günümüzde bir çok insan fikirlerini veya sözlerini kuvvetlendirmek için çarçabuk ayetleri delil olarak gösterebilmektedir. Kur’an ayetlerini delil olarak gösterme hususunda dikkat edilmesi gereken ölçüler yok mudur?

Bir müslüman için ilk ve en güçlü delil, şüphesiz Kur’an-ı Kerim’dir. Müslüman, anlayışını ve yaşayışını ona göre düzenlemelidir. Fakat bazı gerçekleri de görmemezlikten gelmemelidir. Günümüz müslümanı, kendi seviyesini ve yerini iyice belirlemeli; Saadet Asrı’ndan ondört asır sonra yaşadığını, ahir zamanın sınır tanımaz bir çok fitnesinin tam ortasında bulunduğunu ve bu dönemde imanı korumanın bile bir ateş korunu avuçta tutmaktan daha zor olduğunu unutmamalıdır. Bu sebeple herhangi bir müslüman, Kur’an’ı anlama konusunda şu noktalara dikkat etmelidir:

* Kur’an’ı en iyi anlayan, yaşayan ve anlatanın Hz. Peygamber (A.S.) olduğunu, daha sonra sırasıyla sahabe, tabiîn ve diğer takva sahibi alimler geldiğini kabul etmelidir. Herhangi bir ayeti delil olarak kullanmak istediğinde onların anlayışını esas almalıdır.

* Eğer ayet-i kerimenin işaret ettiği manalar, ictihad sahasına giriyorsa, bu sefer o ayeti delil olarak kullanmak isteyen kimse kendi konumunu değerlendirmelidir. Müctehid ise ictihad etmeli, müctehid değil ise o konudaki ictihatlardan birine tabi olmalıdır.

* Bir ayetin hangi manalara işaret ettiğini sağlam kaynaklarından tamı tamına öğrenmeden şahsi kanaatine göre delil göstermemelidir. Bu konuda Merhum Elmalılı Hamdi Yazır Hocaefendi, Kur’an’da muhkem ayetlerin yanında, manası tamamen veya kısmen anlaşılamayacak olan müteşabih ve müphem (manası kapalı) ayetlerin de bulunduğunu ifade ettikten sonra şunları söylemiştir:

“Doğrusu Kur’an’ı cidden anlamak, tetkik etmek isteyenlerin onu usulüyle Arapçasından ve rivayet edilmiş olan tefsirlerden anlamaya çalışmaları zaruridir. ‘Kur’an’ın falan tercümesinde şöyle demiş’ diyerek hükümler çıkarmaya kalkışmamalıdır. Bunu imanı olanlar yapmaz. Kendini bilen insaflı insan da yapmaz.

Kur’andan bahsetmek isteyenler onu hiç olmazsa harekesiz olarak yüzünden okuyabilmelidirler. Mamafih öyle kimseler görüyoruz ki Kur’an’ı harekesiz olarak okumak şöyle dursun, harekesiyle bile düzgün okuyamadığı halde onun hükümlerinden ve manalarından ictihada kalkışıyor. Öylelerini görüyoruz ki Kur’an’ı anlamıyor ve ‘tefsirlere müfessirlerin yorumları karışmıştır’ diye onları da kâle almak istemiyor da, eline geçirdiği tercümeleri okumakla Kur’an’ı tetkik etmiş olacağını iddia ediyor. Düşünmüyor ki okuduğu tercümeye, alim müfessirlerin te’vili (yorumu) değilse cahil mütercimin görüşü ve yorumu, hatası ve noksanı karışmıştır…” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, I/15, Eser Neşriyat 1971)

Meal okumak, Kur’an okumanın yerini tutar mı?

Meal okumak, Kur’an okumanın yerini tutmaz.  Çünkü Arapça olması, Kur’an’ın asli özelliklerindendir. Kur’an aynen tercüme edilemez. Belki yukarıda ele almaya çalıştığımız ölçülere uyularak tefsirlerle birlikte okunursa faydalı ve sevap kazandıran bir faaliyet yapılmış olur. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır Hocaefendi, yukarıdaki sözlerini şöyle devam ettirmiştir:

“Bazılarını da duyuyoruz ki ‘Kur’an tercümesi’ demekle yetinmiyor da ‘Türkçe Kur’an’ demeye kadar gidiyor; Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın?

Kur’an, Arapça’dır. Zira “Biz onu bir Kur’an olmak üzere Arapça olarak indirdik.” (Yusuf/2) ayeti bunun delilidir. Düşünmeli ki Kur’an’ı tefsir etmek üzere Peygamber’in (A.S.) irad buyurduğu hadise bile Kur’an denemez; denirse küfür olur. Hasılı tercüme, Kur’an’dan, mütercimin anlayabildiği kadar bazı şeyleri anlatabilirse de hakkıyla anlatamaz. Anlattığı şeyler de Kur’an hükmü kıymetini haiz olmaz.” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, I/15)

Kur’an’ın anlamını bilemeyen kimsenin Kur’an’ı okuması veya dinlemesi, bazılarının dediği gibi anlamsız veya faydasız bir faaliyet midir?

Kur’an’ın anlamını bilemeyen imanlı bir kimsenin Kur’an’ı okuması da dinlemesi de bir ibadettir. Her harfine sevap verilir. Okunmakta olan Kur’an’ı dinlemenin farz olduğu ayetle sabittir. (A’raf/204) Manasını anlayarak okumanın ve dinlemenin daha faydalı olacağı aşikardır. Ancak manasını anlayabilme imkanına sahip olmayanların Kur’an’ı okumaları ve dinlemelerinin faydasız olacağını söylemenin hiç bir delili olmadığı gibi, bu anlayışın bizzat Kur’an ile tezat oluşturduğu da açıktır.

Şöyle ki: Kur’an’da “huruf-u mukattaa” denilen ve manası kullar tarafından bilinemeyen bazı ayetler veya ayetlerin bölümleri vardır; ‘elif-lâm-mîm’ gibi. Manaları anlaşılamadığı halde bunlar, Allah’ın kelamı olarak okunur ve her bir harfine de Allah sevap verir. Nitekim Rasulullah (A.S.) şunları buyurmuştur: “Bu Kur’an’ı okuyun! Çünkü Allahu Tealâ, size her harfi için sevap verecektir. Şunu da bilin ki: Ben ‘elif-lâm-mîm’ bir harftir demem; fakat elif bir harftir, lam bir harftir, mim bir harftir.” (Hindî, Kenzu’l-Ummal)

Diğer taraftan Kur’an’ı okuyan ve dinleyen bir mümin, onun Allah sözü olduğunu bilerek onu hissede hissede okur ve dinler. Bu haliyle kesinlikle onun gönlü rahatlar, mana aleminden farklı lezzetler alır. Herhangi bir şeyi okumak ve dinlemekten maksat, ondan etkilenmek ve faydalanmaktır. Arapça bilen nice insanlar vardır ki, Kur’an okurlar veya dinlerler de kılları kıpırdamaz. Buna mukabil Arapça bilmeyen nice müminler vardır ki, Kur’an’ı okuduklarında göz yaşlarını tutamaz, büyük bir coşku içerisinde duygularına hakim olamazlar. Bunlardan hangisi, Allah’ın şu ayette razı olduğunu bildirdiği kullardan sayılabilir: “Müminler ancak, Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okuduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal/2)

Kur’an’ı gazel gibi okuyanlar var. Kur’an’ı güzel sesle okumanın ölçüsü nedir?

Ses, Allah vergisidir. Zorlamayla güzel hale gelmez. Bir müslüman Allah’ın verdiği sesi, zorlamadan, Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu ve O’nun huzurunda okuduğunu unutmadan, vakar içerisinde ve mümkün olan en güzel şekilde okumalıdır. Rasulullah (A.S.) Efendimize Kur’an’ı okuyuş ve ses bakımından en güzel okuyanın kim olduğu sorulduğunda, O (A.S.) şöyle cevap vermiştir: “Dinlediğin zaman, Allahu Tealâ’ya karşı korku içerisinde okuduğunu gördüğün kimsedir.” (Hindî)

Bir çok insan iyi bilmediği bir metni ayet diye naklediyor. Kur’an’dan nakil yapma konusunda hangi hususlara dikkat edilmelidir?

İnanan bir insan, adı gibi bilmediği bir metni, ayet diye nakletmemelidir. Yoksa Allah’a iftira etmiş olur ki, kesinlikle haramdır. Kasıtlı olarak yapılırsa Kur’an’dan olmayan bir şeyi Kur’an’da varmış gibi nakletmek olur ki, böyle bir fiili işleyen kimse bütün alimlerin ittifakı ile küfre girmiş olur. Bu sebeple “yanlış hatırlamıyorsam bir ayette şöyle buyuruluyor”, “kanaatime göre bu konuda şöyle bir ayet var” gibi kesin olmayan bilgilerle konuşmak ve ayet nakillerinde bulunmak, vebali çok büyük bir davranıştır.

Ayetlerin bilimsel gelişmelerle tefsir edilmesi şeklinde özetlenebilecek olan “ilmî tefsir” anlayışı nasıl değerlendirilmelidir?

Teknik gelişmeler, gün geçtikçe hızını artırıyor. Önemli keşifler yapılıyor. Bir kısım araştırmacılar, bazı ayetleri bu gelişmelerle tefsir ediyor. Teknik gelişmelerden ve bilimsel tesbitlerden uzak durulmasının yanlışlığını kabul etmekle birlikte, ayetlerin bu gelişmelerle tefsir edilmesinde şu noktaya dikkat edilmesinin zaruri olduğunu belirtmek istiyoruz:

Kur’an ayetleri, birden fazla manaları içinde bulundurur, bir çok hakikate işaret ederler. Bu sebeple bir ayeti, sadece bilimsel bir tespit ile sınırlamamak gerekir. Belki o ayetin ifade ettiği manalardan birisinin o tespit olduğunu belirtip, daha farklı tefsirlere de açık olduğuna işaret etmek icab eder. Ayrıca böyle bir tefsir yaparken, bilimsel tespitleri ön planda tutarak ayetlerin onların gölgesinde farkedilemeyecek şekildeki bir üsluptan da titizlikle sakınmak gerekir. Unutulmamalıdır ki Hz. Kur’an, Allah’ın sözleridir, bilimsel tespitler kitabı değildir.

İNDİRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın