KÜRESELLEŞİRKEN BİZ… KALACAK MI ARDIMIZDAN BİR İZ?…

KÜRESELLEŞİRKEN BİZ… KALACAK MI ARDIMIZDAN BİR İZ?…

1950’lerde MENDERES elimizi verdiğinden beri Amerika’ya; ayak basar seçkinlerimiz Okyanus ötesi o gizemli anakaraya… Dünya jandarmasının evine, Sam Amca’nın inine girmeden duramazlar…O kurnaz tilki; plan ve projelerini Oval Ofis’de fısıldar bizimkilere, Clinton’ın Monika’yı mest ettiği hevesle… Ve döner bizimkiler; mutlu, müreffeh Türkiye düşleriyle ve nasıl olduğunu bir türlü kavrayamadan giderek uluslar arası alanda daha da aşağıya düşüşleriyle…

Küreselleşme kavramının, sınırları tanımayan sömürü düzeni; öncelikle işçinin, emekçinin haklarını sömürdü, yuttu ve buyurdu:
-Ne kızıl, ne sarı sendika… Yalnızca taşeron firma ve sınırlı sözleşmeli işçilik, yok öyle iş için ömür boyu güvence, acımam ben ne yaşlıya, ne de gence… Beğenmezsen sıradan çık… Nasılsa sarmış ortalığı açlık…İşsizler ordusu giderek büyümekte… Ama burada ücretler bana göre yüksekse; sıra başka memlekette… Doğanı da (ki toprağını, suyunu, havanı, yer altı, yerüstü tüm kaynaklarını) ve de doğanını (ki işçisi, emekçisi, ayırmaksızın tüm halkını) dilediğimce sömürebilirim…
Dünya’da sınırlar kalkmış ya; ama kimlere ?…İşte böyle acımasızca Dünyamız’ı da, Dünyalımız’ı da sömürenlere… Bu sömürüde tek engel; ULUS DEVLET… Ulus Devlet; öncelikle ULUS’un (ki en başta işçinin, emekçinin, köylünün, esnafın) en önemli güvencesi, ulusal birlik, ulusal kimlik için ve de bu koşullarda önemi çok daha artan NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE söylemi için… ULUS DEVLET bir engel; özkaynaklarımızın sömürülmesinde, satılmasında, dilediklerince kullansınlar diye yedi düvelin önüne atılmasında…
Nedir öz kaynaklarımız ?…
Öncelikle tarımsal topraklarımız, yeşil alanlarımız, ormanlarımız, nehirlerimiz, göllerimiz, denizlerimiz, madenlerimiz, “petrol bulunmadı” diye kapatılan, daha sonra yabana satılan petrol kuyularımız, bor madenlerimiz, Dünya’da en çok Anadolu topraklarının altında yatan altın madenlerimiz… Bütün bunlar bizim öz kaynaklarımız ve bunların küreselleşme adına uluslararası talanına, sömürüsüne tek engel; ULUS DEVLET ve en önemlisi de ULUSU’nu küresel sömürgenlerin, sömürü düzeninden koruyacak tek güç de yine bu ULUS DEVLET…
Küreselleşme bağlamında en çok “öteki” ve “ötekileştirme” ya da ulus devlet kavramını tozumaya, erozyona uğratma amacını içinde gizleyen “yerelleşme” kavramlarına kafa yoran aydın, baydın kişilikler; küreselleşmenin, sınırların kalkması bağlamında üretilen o tatlı yalanlarına kanarken “sanki gelişmiş ülkeler,gelişmemişlere kucak dolayısıyla sınırlarını açacak, dolayısıyla tüm Dünyalılar gönenç içinde yaşayacak”…Nerede o yoğurdun bolluğu ?…Bitecek mi kulun, kula; köleliği, kulluğu küreselleşme sürecinde ?…Nedense küresel ekonomilerin sömürü düzenini daha da pekiştirmek bağlamında “acımasızca sınır tanımayan” emekçi sınıfı yok etmeye yönelik ayak oyunlarını görmediler (mi ?), göremediler (mi ?), yoksa görmek istemediler (mi ?) bu aydın, baydın kişilikler/kimlikler…
Kısa dönemli düşünen insanların ülkesinde durum;
Aklı evvellerin sayesinde her geçen gün daha da berbat…
Başın derde girse; tek bir dost kalmamış diyebilesin ki imdat !…
Açlıktan bet, beniz solmuş;sofralarda kalmamış berekat…
Nafile namazlar kılsan günde bilmem ki kaç rekat ?…
Havalanıp da kayırırken şunu, bunu;
Yakında kendin dileneceksin yedi düvelinden zekat…
Ki ben olsaydım Tevfik Neyzen; derdim ki;
“Aklını başına devşir, kendine gel be hey kavat”
Amma ve lakin olunca Teyzen Selma olur mu olur kabahat…
Diye kesmekteyiz sözü deminde…
Belki gün gelir; demir de dövülür tavında…
Umudumuz var, var işte aydınlık yarında…
Ve son söz olarak:
Camiler kışlamız, minareler süngümüz diyenlerin yönetiminde; fabrikalar kışlası, sanayinin bacası süngüsü olan emekçi güçsüz bırakılmıştır…
Bilginize…
Selma ERDAL; İstanbul, 20 Aralık 2015

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN