Kürtaj meselesine genel bakış

Kürtaj meselesine genel bakış

Kürtaj, anne rahmindeki ceninin kasten düşürülmesi veya alınması manasına gelir. Cenin, hamileliğin ilk gününden itibaren hâmile kadının rahmindeki çocuktur.

Bugün çok yaygın olan bu uygulama, bazı çevrelerce teşvik edilmekte, doğum kontrolü adı altında neslin azaltılması yönünde kullanılmakta ve bazı doktorların anne-babaları korkutmalarıyla da giderek artmaktadır.

Kürtaja sebep olarak gösterilen hususlar
Kürtajı benimseyen, ona başvuran insanların kendilerine göre bazı sebep ve bahaneleri bulunmaktadır. Bunlar, geçim sıkıntısı, çocuk büyütmeyle uğraşma isteksizliği, anne karnındaki çocukta görülen ya da görüldüğü söylenen çeşitli rahatsızlıklara bağlı olarak sakat doğma durumu veya ihtimali, terbiye edememe korkusu, istenmediği halde çocuk sahibi olmaya adım atılmış olması, annenin süt emen bir çocuğu olduğundan, ikinci çocuğa sütün yetmeyeceği düşüncesi, kadının tecavüze uğrayarak hamile kalması, şeklinde sıralanabilir. Şimdi bu düşünülen veya düşünülmesi muhtemel olan sebepleri teker teker ele almaya çalışalım:

1-Geçim sıkıntısı
Rızık ikiye ayrılır. Birincisi, Allah’ın garantisi altında bulunan, insanın ölmeyecek şekilde yaşamasına yeterli olan rızık. Bu konuda Allah şöyle buyurur: “Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, çünkü sizin de onların da rızkını veren Biz’iz.” (En’am Suresi, 6/151) İkinci tür rızık ise insanın kesbine bağlı olandır. Bu rızık çeşidi, sebepler çerçevesinde tamamen insanın çalışmasına, didinmesine bağlıdır. İnsana çalışmasının karşılığı verilecektir. (Necm Suresi, 53/39)
Rızık konusunda yaşayacağımız sıkıntı ve korkularımızı bilen Allah (c.c.), bu konuda öyle tahşidatta bulunmuş (Bkz: İsra Suresi, 17/31; Zariyat Suresi, 51/56) ve bu gerçeği insanlara o denli açık yaşatmıştır ki, inanıp tatmin olmamak mümkün değildir. Evet, milyonlarca insan, fakir de olsa yaşamakta ve ölüme mahkûm bırakılmamaktadır. Açlıktan ölenler diye bildiğimiz insanlar ise, hakikatte açlıktan değil, yeme alışkanlığını terk etmek zorunda kaldıklarından dolayı ölür. Nitekim tarihte ve bugün, günlerce hiçbir şey yemeden yaşayan insanların sayısı hiç de az değildir. Demek ki bu durum, vücudun alışkanlık kabiliyetiyle alakalıdır.

2- Çocuk büyütmeyle uğraşma isteksizliği
Bu isteksizlik, insanın değerini bilememekten kaynaklanır. İnsan, yaratılanların en şereflisidir. Maddeten bir mucize olduğu gibi, manevî yönü itibariyle de harikulade bir varlıktır. Allah’ın yeryüzündeki halifesidir ve kâinata müdahale etme yetkisine sahiptir. Kâinat, insan için yaratılmış ve onun emrine verilmiştir. Dinimizde bir insanı haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmeye eş tutulmuştur. Bir insanın hayatta kalmasını sağlamak da bütün insanların yaşamasına vesile olmak gibi değerlendirilmiştir. İnsan, cismen küçük olmasına rağmen kalbi ve ruhu yönüyle kâinatları içine alacak kadar geniş ve gelişmeye açık bir varlıktır.
İnanan bir insanın ömrü çok değerlidir. Bu yüzdendir ki, kâfir öldüğünde yer-gök sevinmesine karşılık inanan birisi öldüğünde semalar ve yeryüzü, “bizim Allah’la irtibatımızı tasdik eden biri öldü” diye adeta yas tutarlar. İmanla yaşayıp ölen bir mü’min, hiçbir gam keder görmeyeceği ebedi cennetlere mazhar olur.
Çocuk yetiştirmek elbette kolay değildir. Bir evde bebek varsa, o evde anne-babanın uyku düzeni bozulur, onlar adeta bebeğin etrafında pervane olurlar. Fakat zorluğuyla beraber, başka şeylerde bulunamayacak zevkleri de vardır. Başta bir evlat sevgisinin kendine göre tadı vardır. Bu tat, birincide olduğu gibi ikinci, üçüncü çocukta da aynen devam eder. Allah onlarla meşgul olmaya ayrı bir zevk vermiştir. Hem, insan yetiştirmek ve hele hele insanın kendi çocuğunu geleceğe hazırlaması, onu bir insan-ı kâmil (Allah’a kulluğu, güzel ahlakı ve üstün sıfatlarıyla örnek alınan, olgun ve tam insan) olarak topluma hediye etmesi, tarifi imkânsız bir zevktir ve anne-baba için kurtuluş vesilelerinden biridir. Ayrıca ümmetinin çokluğuyla diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğini bildiren Peygamber Efendimizi sevindirmek ve O’nun şefaatine nail olmak için, çocuklarımıza ne kadar katlansak değer!

3- Çocuğun bir organının eksik/sakat doğma ihtimali
Genel hüküm, anne rahmine düşen ceninin o dakikadan itibaren düşürülememesidir. Çocuk eksik ya da sakat da olsa düşürülemez. Zira sakat da olsa o cenin, mahiyeti itibariyle tam bir insandır ve ona tam insan muamelesi yapılır. Nasıl hayattaki kolu bacağı olmayanları veya spastik özürlüleri öldüremiyorsak, anne karnındaki özürlü çocuğu da öldüremeyiz. İslam Hukuku’nda bu hususun kendine göre müeyyide ve cezaları vardır. O konuya şimdilik girmeyeceğiz.
Hayatta her şey imtihan olduğu gibi, çocukların sakat doğması da, anne-baba ve çocuğun kendisi için bir imtihandır. İnanan insanlar olarak, bu hakikati özümsemiş ve hazmetmiş olarak yaşamak zorundayız. Bu durum, -hâşâ- Allah’ın rahmetine zıt bir durum değildir. Allah, her sıkıntıya mukabil ahirette mutlaka bir ferahlık verecektir. Bu hususu hem ayetlerden hem de hadisi şeriflerden öğreniyoruz. Ayağa batan bir dikenin bile ötede mükâfatı vardır. Zahiren çirkin gibi görünen sakat doğumlar da, eğer sabredilirse mutlaka ötede tahminlerimizin üstünde bir mukabele görecektir. Tabi bütün bunlar, imanla alakalı hususlardır.
İnsanın değerine yukarıda değinmiştik. Esasen insanı insan yapan, Allah’a olan imanı ve kulluğudur. İmana bağlı olarak, insanın ortaya çıkacak öyle kabiliyet ve duyguları vardır ki, bunların bir teki bile cennetleri kazandıracak keyfiyettedir ve bunların ortaya çıkması bazen küçük bir sebebe bağlanmış olabilir. Mesela şefkat ve sabır hissi, potansiyel olarak her insanda vardır ancak, bunun meydana çıkıp olumlu yönde gelişmesi herkes için mümkün olmaz. Canavar ruhlu, aceleci ve bir kaşık suda fırtına koparanların varlığını müşahede ettikçe, bu hissin nasıl da söndüğünü/söndürüldüğünü daha iyi anlayabiliyoruz.
Hâlbuki mesela şefkat hissi, tek başına insanı hem dünyada hem de ahirette huzura boğacak bir husustur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez” gibi mübarek beyanlarıyla bu gerçeği vurgular. (Buhârî, Edeb 18, Tevhîd 2; Müslim, Fezâil 66)
Sabır ise, başlı başına bir hazinedir. Pek çok ayette, Allah’ın sabredenlerle beraber olacağı, onları yalnız bırakmayacağı müjdelenir. (Bakara Suresi, 2/155, 249; Enfal Suresi, 8/46, 66) Allah Resulü (s.a.s.) de “Kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha büyük bir lütufta bulunulmamıştır” buyurmaktadır. (Buhârî, Zekât 50, Rikak 20)
Öyleyse bu statik güçlerin mutlaka ortaya çıkarılması ve dinamik hale getirilmesi gerekir. İşte bu noktada, sakat bir çocuğa sahip olmak en büyük bir vesiledir. Başka türlü boy atıp gelişmesi mümkün görülmeyen bu yüce hissin, organları eksik olarak doğmuş bir bebek vesilesiyle birden kabarıp yükselmesi mukadderdir. Nice anneler, babalar görüyoruz ki, kendilerinden bir parça olan o evlatçıklarına şefkat ve sabırla öyle eğiliyorlar, öyle kol kanat geriyorlar ki, başka yerde bunun sevabını kazanmaları belki de mümkün olmayacaktı.
İşin bir diğer yönü de şudur: Bugün pek çok doktor, ceninde gördüğü en ufak lekeden dolayı hemen çocuğun düşürülmesini tavsiye edebilmektedir. Tespitlerinin doğruluğu, bu konudaki genel hükmü değiştirmese de bizim burada vurgulamak istediğimiz husus, bu doktorların aceleciliği, dini hükümlerden haberdar olmamaları ve insanların tevekkül duygularını zayıflatmalarıdır. Zayıflatmak tabiri de burada yumuşak sayılabilir. Belki bunun yerine darbeliyorlar da diyebiliriz. Ayrıca, pek çok defa tecrübe edilmiştir ki, doktorların sakat diye aldırmak istedikleri çocuklar sapasağlam doğmuşlar ve hayatlarına devam etmektedirler.

4- Terbiye edememe korkusu
Böyle bir korku, bazı aileleri endişelendirerek, çocuğu düşürmeye sevk etse de, esasen bu endişe kürtaja mazeret olarak gösterilemez. Kaldı ki, çocuğumu nasıl terbiye ederim diye titreyen bir ailenin bu korkusu, çocuk terbiyesinin başı sayılır. Zira bu konuda bir endişesi olmayanın, terbiye adına bir düşünce ve planı da bulunmaz. Evet, işin başı dertlenmedir. Bu dertlenmeye Allah nice güzel nesiller bahşeder. Izdırap kadar keskin ve kabule mazhar bir dua yoktur. İçimizdeki terbiye endişesini, çocuğu düşürme yolunda değil, düşünme yolunda sarf etmeli, kaybetme zemininde kazanmanın yollarına bakmalıyız. Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, bugün evlat yetiştirmede başvuracağımız hususların hemen hepsi var. Çevre, metod, kitap, dergi, eğitim müesseseleri gibi insan yetiştiren unsurların hepsi bugün bizim hizmetimize verilmiş durumda. Yeter ki, alıp bunları değerlendirmesini bilelim.
Evet, çocuk yetiştirmek önemlidir. Biz burada, çocuk yetiştirmede önemli gördüğümüz bazı hususları hatırlatıp geçelim:
Öncelikle çocuk yetiştirmek gibi bir derdimizin olması.
Anne-babanın güzel bir dinî hayata sahip olmaları ve bu yönleriyle çocuğa örnek olmaları
Evde, umumi bir huzurun hâkim olması
Anne-babanın haram lokma yememeye ve çocuklarına yedirmemeye azami dikkat etmeleri. Zira, haram lokma insanın Allah’ı tanımada ve dini anlamada kullanacağı hislerini köreltir.
Çocuğu bebeklik döneminden itibaren bir insan olarak muhatap almak
Çocuğun yediği içtiği şeylere, yaşına ve dönemine göre dikkat edildiği gibi, kafa yapısına, kalbî anlayışına göre, dinin öğretilmesi ve izah edilmesi. Anne-baba bunu yapamıyorlarsa, yaptıracakları mekân ve şahıs aramalılar.

5- İstenmediği halde çocuğun olması yolunda adım atılmış olması.
Bu mesele de, çocuğun düşürülmesine sebep olamaz. Zira Müslüman kadere inanır. Kendisi istemediği halde anne rahminde aşılanma olmuşsa, artık bu, Allah’ın bir takdiri olarak karşılanmalı ve tevekkül edilmelidir. Allah (c.c.), o çocuğu yaratmayı dilemişse rızkını da verecektir. Bu mesele makalemizin önceki bölümünde geçmişti.

Esasen, istenmediği halde çocuk sahibi olmak bizzat düşürme sebebi olarak görülmez. Fakat böyle bir durum yaşandıktan sonra ortaya çıkan fakirlik, yetiştirememe endişesi ve çocukla ilgilenmeme gibi hisler, insanlara kürtajı düşündürür. Bu konular da daha önceki bölümde izah edilmişti.

6- Emen bir çocuğun varlığından dolayı ikinci çocuğu emdirememe korkusu
Bu durum da çocuğun düşürülmesine sebep değildir. Zira Allah’ın rızık garantisi vardır. Çocuk için anne sütü elzem olsa da bir çocuğun hayatına kastetmeyi gerektirecek derecede değildir. Nitekim bugün çocuğun gelişimine göre pek çok mama çıkarılmış durumdadır. Dolayısıyla, birinci çocuk sütten kesilir, mamaya ve yemeklere alıştırılır, ikinci çocuk anne sütüyle beslenir.

7- Kadının tecavüze uğrayarak hamile kalması
Mısır Ezher Üniversitesi şeyhi Muhammed Seyid Tantavi, tecavüze uğrayan bir kadının kürtaj yaptırabileceği konusunda fetva verdi. Fakat diğer âlimler buna karşı çıktılar ve bunun caiz olmadığını belirttiler. Bu konuda Prof. Dr. Hayrettin Karaman şöyle diyor: “Peygamberimiz (s.a.s), “Zinadan bir çocuk olursa bu –kadın nikâhlı ise- kocasının (hukuki babasının) çocuğu olur, zina yapan erkek ise bu çocuktan mahrum kalır” buyuruyor. Kadının nikâhlı kocası yoksa çocuk, kadının çocuğu olur; yine zina yapanın çocuğu olmaz. (1) Bu hadis ve kurallar, zina mahsulü çocuğun öldürülebileceğini söylemiyor, aksine çocuk için bir aile tespit ediyor. Bu çocuk aile için yüzkarası olur diye onu öldürmek, töre cinayetlerinden farksızdır.” Yazısının devamında Hayrettin Karaman hoca, tecavüz sonucu meydana gelen ceninin de düşürülemeyeceğini düşürüldüğü takdirde bunun bir cinayet olduğunu ısrarla vurguluyor.
Nitekim Bosna savaşında tecavüze uğrayarak hamile kalan kadınların kürtaj isteklerine karşı Diyanet İşleri Başkanlığı ve Bosna Müftülüğü fetva vermediğini biliyoruz ki işin aslı da böyledir. Zira tecavüz de olsa ve kadınlar için maddeten ve psikolojik olarak zor da gelse, anne karnındaki varlık, neticede bir canlıdır ve bu canlının hadisede hiç bir suçu yoktur. Onu düşürmek, diğer maddelerde olduğu gibi cinayet işlemekle eşdeğerdir. Hâlbuki cinayet işlemek yani cenini düşürmek, tecavüzün ağırlığını hafifleten bir sebep olmaktan öte insan öldürmenin günahını da kadının sırtına yükleyici bir husustur.
Meseleye şu açıdan da bakılabilir: Tecavüz sonucu da olsa doğan ve büyüyen bir çocuk, iyi yetiştirildiği takdirde hayırlı bir insan olabilir. Böylece, maruz kalınan ve uzun zaman çekilen sıkıntıların neticesi, yüzleri güldüren ahlaklı bir insan şeklinde tecelli edebilir. Ayrıca, tecavüz gibi çirkin bir fiille karşı karşıya kalan mazlum ve mağdur bir kadın şöyle düşünse zarar etmiş olmaz: Bana bu sıkıntıyı yaşatan insan bozması canavara karşılık ben bu çocuğu en iyi şekilde yetiştirmekle intikamımı alacağım.” Belki de böyle düşünmekle üstündeki ağırlığı ve içindeki utanma sıkıntısını aşabilir.
Ayrı bir başlık altında işlemeye gerek duymadığımız “Zina neticesi meydana gelen ceninin düşürülmesi” meselesini de bu çerçevede ele alabiliriz. Zaten, az önce geçen hadiste zinakarın çocuğunun düşürülmesine değil nesebin kime ait olduğu hususu izah ediliyordu.

Sonuç:
Son olarak şunları söyleyebiliriz: Anne rahmindeki cenin, dokuz aylık sürecin hiçbir merhalesinde düşürülemez. Düşürülmesi için hiçbir sebep, mazeret olarak gösterilemez. Bu konuda ittifakla mazeret olarak gösterilen husus, annenin hayatî tehlikesinin olmasıdır. Böyle bir raporun da, dindar ve işinin ehli bir doktor ya da heyet tarafından bildirilmesi gerekir. Bazı imamların ve müctehidlerin, ceninin belli bir döneme kadar düşürülebileceğini söylemeleri, o günün şartlarında ceninin gelişme safhalarının bugünkü teknik imkânlarla bilindiği gibi bilinemeyişi ve hadisi şeriflerin böyle bir bilgi eksikliği ile yorumlanışından kaynaklanmaktadır. Öyleyse, anne rahmine düşen varlığın, düştüğü andan itibaren bir canlı ve bir insan olarak değerlendirilmesi, hayatta kalmasının da öldürülmesinin de, normal bir insana muamele gibi titizlikle ele alınması gerekir.

Dipnot:
(1) Buhârî, Hudud 23, Feraiz 18; Müslim, Rada 37; Tirmizî, Rada’ 8; Nesâî, Talak 48

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın