DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 467021-3,22%
Adana
29°

AÇIK

17:02

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Marmara Bölgesindeki antik kentler
215 okunma

Marmara Bölgesindeki antik kentler

ABONE OL
06 Aralık 2014 19:01
Marmara Bölgesindeki antik kentler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Marmara Bölgesindeki antik kentler

İZNİK ( NİKAİA ) KENTİ
Antik mirası, kent dokusu , ünlü çinisi , yeşil cevresi , turizm ve kültür kenti potansiyeli ile iznik, güney marmara bölgesinde adını aldığı gölün doğu kıyısına yerleşmiş , dörtbuçuk kilometrelik surlarla çevrili Bursa’ya 75km uzaklıkta eski bir kenttir. Karaların içine 50km sokulan derin bir körfezin sonunda kurulmuştur. İznik gittikçe daralan Gölcük havzasında , tersane ; liman şehridir. Derin bir şekilde boğumlaşıp darlaşan , iç kısmı bir havuz şeklinde olması harp limanını ve tersaneleri oluşturmuştur. Roma İmparatorluğu harp limanı olarak kullanmıştır. İlk Osmanlı tershanesi burada kurulmuştur. Evliya Çelebi gemilerin burada yapıldığını bildirmiştir. Baş iskele ” Astakos “ ( Bugünkü yerinden 6 km kuzeybatısında ) adıyla kurulmuş deprem ve saldırılarla tahribe uğramış Bithynia Kralı Nikomedia tarafından yeri değiştirilip bugünkü yerine kurulmuştur. Günümüzde İznik Körfezi; kuzey kıyısında sanayi, güney kıyısında turizmi geliştirmiştir. Eski çağda “Askania “diye anılan İznik gölünün doğusunda bulunan yerleşim yeri İznik, göl seviyesinden, 8-10 m yüksekte bulunmaktadır. İznik Körfezi güney yönünde Kızılçam ormanlarını barındırır ve doğu batı doğrultulu dağ sıraları ve onları ayıran çukur sistemi kırık fay hattını oluşturur. Tektonik bir göle sahip olan İznik, sularını Gemlik Körfezine boşaltır. Suları dışa akışlı olduğundan tatlıdır.
Antik Çağdan itibaren adı Nikaia olarak bilinir. Yapılan araştırmalar buranın prehistorik devirlerden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermiştir. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izleri görülür.
MİTOLOJİYE DAYANAN İZNİK ÖYKÜSÜ :
Efsaneye göre şarap tanrısı Dionysos‘ un kentidir. Sangarios ( Sakarya ) ırmağı ile tanrıça Kybele’ nin kızı olan Nikaia yanına hiçbir erkeği yaklaştırmamaktadır. Kendisine gönül veren Hymnos isimli bir çobana karşı koymaya çalıştığı biranda attığı okla onu yere serip öldürür. Aşk tanrısı Eros, kızın bu davranışına çok içerler ve onun Dionysos’ a ait olacağına karar verir. Nikaia’ ya tutulan Dionysos, kızın su içtiği bir ırmağa şarap karıştırır ve kızın şarhoşluğundan yararlanarak muradına erer. Gebe kalan Nikaia önce canına kıymak ister ama sonra tanrıya boyun eğer ve ona pek çok çocuk doğurur. Dianysos’ da Nikaia’ nın şerefine bir şehir kurup ona sevgilisinin adını verir.Bu şehir ilk çağda Nikaia , bugünde İznik diye anılır. Nikaia sikkelerinde Dianysos ve Herakles’in adlarına rastlanır.Tanrılara burada özel bir saygı gösterirler.
İLK ÇAĞ TARİHİNDE İZNİK
Şehrin Kuruluşu: Kentte yerleşim Kalkolitik Çağ’a dayanır. Bu önemli şehrin doğması Makedonya Kralı Büyük İskenderin ölümünden sonra ,onun kurduğu çok geniş İmparatorluğu Krallıklar halinde paylaşan komutanları zamanında olmuştur. İskender’in Frigya satrabı Antigonos, M.Ö IV.yy ‘da ( 316 ) İlk çağda adı “Askania “ olan İznik gölü kıyısında bir şehir kurarak kendi adından ötürü buraya “ Antigoneia “ ismini vermiştir. Fakat eski Trakya satrabı Lysimakhos , Antigonos’a savaş açar ve onu yener. Şehri ele geçiren Lysimakhos , karısı Nike‘den şehrin adını Nikaia’ya çavirmiştir. Eşine armağan ettiği bu kent Türk döneminde Türkçeleştirilerek İznik adını alır.
HELENİSTİK ÇAĞDA İZNİK :
M.Ö IV. yy’da İznik, Helenistik çağda karelere bölünmüş düzenli bir plana sahiptir. Yüzyıllar boyunca bu sistem ana çizgileriyle bugünkü kasabada kalmıştır. İlk çağın ünlü coğrafyacısı Strabon’un yazdığına göre, tam ortada GYMNASİUM bulunuyor ve buradaki bir taş anıtta şehrin dört yöne açılan dört kapısı görülebiliyordu.
Bir süre İznik Bithynia Krallarının baş şehri olmuş, fakat kral I. Nikomedes ( M.Ö 278 –250 )
Kendi ismiyle Nikomedeia şehrini kurmuştur. III. Nikomedes ( M.Ö 91-74 ) çocuksuz olduğundan krallığını Roma İmparatorluğuna vasiyet etmiş ve böylece İznik Roma idaresine girmiştir.
Hellenistik Çağa ait Anıt-Mezar : Erken döneme ait tek eser, kasaba dışında, doğu tarafında bir tepede bulunan yekpare bir taş kitlesinden yontulmuş dev ölçüde bir lahit ya da mezar odası. Halk Berberkaya olarak adlandırmıştır. Uzakta yapılıp gtirilrken yolda çatladığından buraya bırakıldığı düşünülür. Oğlundan kaçıp İznik’e sığınan ve burada öldürülen Bithynia Kralı II.Prusias (M.Ö 185-149) için yapıldığı ileri sürülmektedir. Malesef define arayıcılarının tahribi sonunda 1953 ‘ de tamamen parçalanmıştır.
ROMA ÇAĞINDA İZNİK :
İçinde İznik’inde bulunduğu Bithynia bir Roma vilayeti olduğundan şehir önem kazanmıştır. İ.Ö 281’ de Bithynia’lıların eline geçtiğinde, İ.Ö 74 yılında Roma İmp.’na bağlandı ve başkentlik yaptı. Roma döneminde, İznik eski sınırlarının dışına taşarak daha büyütülmüş ve yeni sur kapıları yapılmıştır. Burada tiyatro kalıntıları ve bazı tonozları göl kıyısı ile Yenişehir Kapısı arasındadır. Daha geç dönemlerde bu tiyatro yıkılmış ve taşları çeşitli binalarda, özellikle surların onarımında kullanılmıştır. Bithynia valisi ( Proconsul ) Plinius bir yangın sonunda harap olan gymnasium’uda mektubunda İmp. Trainaus’ a bildirmiştir. Deniz ticaretinin gelişmiş olmasını darphanede yapılan sikkelerin üzerindeki gemi tasvirlerinden anlarız. Roma döneminde gelişen şehir Nikaia Konsülü’nün toplantı yeri olur. Böylece Hiristiyanlık dünyasının önemli merkezi haline gelmiştir.

HİRİSTİYANLIK VE I.KONSİL :
Bithynia‘ nın Hiristiyanlığı kabul etmesinin, İsa’nın enbaşta gelen havarilerinden Petrus tarafından gerçekleştirildiği kabul edilir.İmparator I. Constantinus devrinde ,Hiristiyanlığın serbest bir inanç olarak devletçe resmen tanınmasıyla İznik önemli bir olaya sahne oldu. Hiristiyanlar arasında çıkan sorunları çözmek ve kilise hakkında alınacak kararları görüşmek üzere 20 Mayıs 325’ de yapılan I.Konsül ( Ekümenik Meclis ) burada toplanmıştı.
( Konsülün toplandığı Senatus göl suları altında kalmıştır.) Kuzey Afrikalı veya Iskenderiyeli Arius adında bir din adamı 312’den itibaren değişik bir görüş getiren yeni bir mezhebi yaymaya başlamıştı. Hiristiyan üçlemesine karşı çıkıp İsa’nın sadece bir insan olup, Tanrı’dan dünyaya gelmemiş olduğunu savunuyordu. Kısa sürede pek çok taraftar toplayan bu mezhebin ortaya attığı fikirler üzerinde tartışılması için 325 yılında Hristiyan dünyasının bütün piskoposlarının davet edildiği bir concile yapılmıştı. 318’ e kadar olduğu sanılan piskopos ve yardımcı rahiplerde bu toplantıda bulunuyorlardı. Arius’un düşünceleri kabul edilmeyip İsa ile babası Tanrı’nın bir oldukları Klisece benimsenerek bugüne kadar kabul edilmiştir. Kararları sadece iki piskopos imzalamamıştır. Sonuçta parçalanmaya yüz tutan Roma İmparatorluğu da Hiristiyanlar ile Devleti birleştirmeye yaramıştır.

BİZANS DÖNEMİNDE İZNİK:
Bizans çağının başlarında 358, 362 ve 368 depremleri ile 420 yıllarına doğru bir kıtlık İznik’e büyük zararlar vermiştir. Şehrin yeniden canlanması Justinianos (527-565 ) zamanında olup harap olan saray yeniden yaptırılmış, su yolları yenilenmiş, kilise ve manastırlar kurulmuş, hamamlar tamir ettirilmiştir. Bu yapılardan bugün Lefke Kapısı dışında su kemerinin bazı kalıntıları görülebilir. İslamiyetin yayılması sırasında Anadolu’ya yapılan Arap Akınları İstanbul önlerine kadar uzanırken İznik de tehlikeye düşmüştür. Şehri 718-727 de kuşatan Araplar içeriye giremeyip surların bazı yerlerini tahrip ettiler. 740 yılındaki deprem yapılara yine zarar vermiştir, ama İznik’in en önemli felaketi 1065 yılındaki deprem olmuştur.

İKİNCİ İZNİK KONSİLİ:
Resim düşmanı ( İkonoklasma ) döneminde, İmparatoriçe Eirene tarafından yeniden resim severliliğe dönülmek üzere düzenlenen bir dini toplantı 787’de İznik’te yapıldı. İlk oturum 11 Ekim’de Ayasofya’da gerçekleşti ve resimlere dönüşü sağlayan kararlar alındı. Tarihe bu olay 2.İznik Konsil’i olarak geçmiştir. Birinci Konsil’den itibaren yapılan bu çeşit toplantıların ise 7.si’dir.

SELÇUKLULAR VE İZNİK:

1071’de Malazgirt savaşı ile Anadolu’ya giren Selçuklu Türkleri hızla Batı’ya ilerlediklerinde 1075’e doğru İznik’i fethettiler.Türkler buraya yerleştiğinde Bizansın hükümranlığı devam ediyordu. Nikephoros Melissenes, Süleyman şahın desteğine güvenerek İznik’te kendisini İmparator ilan eder. Kendi durumunu sağlamlaştırmak için Süleyman şah’ın kuvvetleri ile İznik’te yerleşmesini ister. İznik merkez olmak üzere bütün Bithynia Türk hakimiyetine girer ve Selçuklular yayılmaya başlarlar. III. Nikephoros İznik’ i geri almak için İoannes komutasında askeri birlik gönderir ama başarısız olurlar. Böylece Süleyman şah İznik’i başkent yapar. Selçuklu Türkleri şehri 22 yıl ellerinde tutarlar. Bu yıllarda devamlı çatışma ve kuşatmalar olmuştur. Kılıç Arslan sultanlığa yükselerek İznik ve çevresine Türkleri yerleştirmiştir. Kendi aralarındaki çatışmalar İznik’i kaybetmelerini kolaylaştırmıştır.

HAÇLILAR VE İZNİK:
1096’da Gemlik ve İznik arasında Türklere saldıran düzensiz ve disiplinsiz Haçlı kuvveti saldırıda başarısız oldu. Ertesi yıl Godefroy de Boillon idaresindeki esas Birinci Haçlı Seferi Ordusu, Bizanstan sağlanan kuşatma araçlarınında yardımıyla İznik’i 14 Mayıs 1097‘ de kuşattı. 51 gün süren kanlı ve vahşi savaşta Türkler şehri Bizanslılara bıraktılar. (26 Haziran 1097 ) Yeni Haçlı ordusu kenti alıp Bizanslılara verinceye kadar başkent olarak kaldı. İznik kuşatması ilk kez Batılılar ile Türkleri karşı karşıya getirmiştir. Kısa Türk idaresinin İznik’de bıraktığı tek iz kaba taştan ilk çağ lahitleri biçiminde yontulmuş ve bir yüzlerinde birkaç satırlık yazı olan mezarlardır. Türkler çekildikten sonra Bizanslılar bunları surların onarılmasında malzeme olarak kullanmışlardır.

II.BİZANS DÖNEMİ:
Yeniden Bizans topraklarına 1105’de katılan İznik , acımasız davranışlarıyla tanınan İmp. I.andronikos (1183-1185) zamanında yaşar. İmp. Manuel Komnenos’un ölümü üzerine idare genç karısı Maria ile küçük oğlu II. Alexios’a kalmıştı. İktidarı ele geçirmek isteyen andronikos önce Maria’yı sonra oğlunu öldürüp 1183’de Bizans tahtının tek sahibi oldu. İznik ile Bursa ve çevresi halkından öç alan İmparator “bağları üzüm salkımları yerine asılmış insan ölüleriyle doldurmuş, bu ölülerin gömülmelerini yasaklayıp, onların güneşte kuruyarak, kuşları kaçıran korkuluklar gibi rüzgarda sallanmalarını” emretmiştir.

İZNİK’TE LASKARİS ‘LER İDARESİ:

1204’de 4.Haçlı Seferi Ordusu İstanbul’u alıp Bizans Devletini ortadan kaldırdı. Bizans Devletini yeniden canlandırmaya uğraşan I. Theodoros Laskaris (1204-1222 ) şehrin direnişini kırarak İznik’e sahip olmuş ve bir Preslik kurmuştu. 1204-1261 İznik yine Bizans’a başkentlik yaptı. 1208 Mart ayında Ortodoks Patrikliği İznik’te kurulmuş, IV. Mikhael, Laskaris’e büyük törenle taç giydirmişti. Bizanslılar ile Selçuklular 1210’da Yalvaç’ta savaş yaptılar. Gıyasettin Keyhüsrev bu çarpışmada şehit düşmüştür. Bizans döneminde İznik, bir sanat ve kültür merkezi oldu. Hastahane, Patrikhane yapıldı. Surların korunmasını güçlendirmek için surların önüne bir ön duvar inşa edildi. II. Theodoros , Aziz Tryphon adına bir kilise yaptırmıştır. XIII-XIV. yy’da Bizans sarayının ihtiyacı olan ipekli kumaşlar bu şehirde dokunuyordu. İznik tarih boyunca önce Selçuklu devletinin daha sonrada İstanbul’un Bizanslıların elinden gitmesiyle Bizans İmparatorluğunun başkenti olmuştur.

OSMANLI BEYLİĞİ VE TÜRK DÖNEMİNDE İZNİK:

13 yy sonunda kurulan ve hızla gelişen Osmanlı beyliğine, 1330 yılında Bizans İmp. İzmit körfezi kıyısında Palekanon’daki savaşta Orhan Gazi’ye yenilip İznik’i kaybetti. Orhan Gazi İznik’i Türkleştirmek yolunda ilk adımı atarak kiliseyi cami yapmış manastırı da medreseye çevirmiş, Yeni Kapı dışında bir imarethane yaptırmıştır. İznik eski görkemini kaybetmiş, güçlü surların içine sığınmış küçük bir kasaba idi. Savaşın şiddeti ile yerle bir olan kasaba “ Nikaia’nın izi” anlamına gelen “İznik” adı verildi. 1335’e kadar Osmanlı Beyliğinin Merkezi oldu. 1402’ de Timur ordusu Anadoluya girip İznik’e kadar ilerleyip kasabayı ele geçirdi.
Yıldırım Bayezıd’ın esir düşmesi, Timur’un Osmanlı devletini parçalaması sonunda Bayezid’in oğulları arasındaki iktidar çarpışmaları sırasında İznik birkaç defa el değiştirmiştir.

Osm. Döneminde güçlü bir teşkilat olan Ahi’lik mensuplarından Kara Halil, Candarlılar soyunun kurucusu olmuştur. Buradaki tarihi eserler onlarla bağlantılıdır. Kara Halil vezir olduğunda Hayrettin adını almıştır. Candarlı Hayrettin Paşa İznik kasabasına önem vermiş ve Yeşil Camiyi yaptırmıştır. Candarlılar İznik’te zaviye, hamam, çeşme, mescit, gibi yapılar yaptırmışlardır. Osmanlı Döneminde merkezdeki Ayasofya cami’ye çevrilip medrese eklenmiştir. Tek kubbeli ve kitabeli ilk Osmanlı mescitleri ve ilk anıt eserler ortaya çıkmıştır.

16. yy da İznik, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan sefer ve kervan yolunun üzerinde önemli bir durak ve konaklama yeri olup, bir çok ulema ve şairin yetiştiği bir kültür merkezidir. Özellikle 1514’ de I. Selim’in Azarbeycan ve Tebriz’i almasından sonra el sanatları ve zanaatları İstanbul ve İznik’e taşınmıştır. Bu tarihten başlayarak İznik Osmanlı Devletinde çiniciliğin merkezi durumuna gelmiştir.
17.yy başlarından itibaren İznik eski zenginliğini kaybetmeye başlamıştır. Göl kıyısında ki bataklıkta üreyen sıtma mikrobundan halk zarar görmüştür. Çini gerilemeye, kervan yolu da İznik’den uzaklaşmaya başlamıştır.
18.yy’da derelerin akıntıdan yoksun olması suların bahçelere birikip kalması; veba, kolera gibi hastalıklara yol açmıştır. İpekçiliğe dayanan ticaret yok olmaktadır.
20 yy’da ise İznik, tarihinin en felaketli günlerini KURTULUŞ SAVAŞI sırasında yaşamıştır. Bursa ile Sakarya vadisi arasında önemli stratejik durumu olan İznik yalnız 1920’de dört defa el değiştirmiştir. 21 Eylül 1920’de Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmiş ama en sonunda tekrar Türklerin eline geçmiştir. Bu savaşta tarihi eserler çok fazla tahribata ve yıkıma uğramıştır. 1930 yılında Bursa’ya bağlı bir ilçe olmuştur. 1960’larda İznik gelişmiştir. Osman Gazi ile başkent oluşunu Konstantinapolis’in alınmasıyla yitirmiştir.

TARİHİ KALINTILAR:

Geç Antik Çağ Eserleri:
SURLAR: Hellenistik Çağa rastlayan kentin kuruluşunun ana düzeni , birbirini dik kesen iki büyük cadde ve bunların bitimindeki dört kapı oluşturur.Bu kapılardan içeri giren düz caddeler , ortadaki Ayasofya’nın önünde kesişir. Hellenistik çağa ait surlar yoktur. Bugünkü surlar Geç Roma Çağı’na aittir. Surların tüm uzunluğu 4427 m’dir. Bu kapılar bütün Roma İmp. Dönemi mimarisinin teknik ve özelliklerine sahiptir. Büyük kesme taşlardan yapılan surların dört kapısından biri olan Göl ( İskele ) Kapısı bugüne ulaşamamıştır. Halkın “ Eski Saray ” dediği Gymnasium’un oturma sıralarına ait dört kemer ayakta kalmıştır. Surlarda üç ayrı dönem görülür;
1. Antik çağ sonu
2. 368 depremi sonrası ( surlar yükseltilmiş , kuleler eklenmiştir.)
3. İznik Prensliği Devri ( 13.yy’da 3. Theodoros Laskaris zamanında kuleler yükseltilip ön duvarlar yapıldı.
Osmanlı Döneminde tamir gören surlar aslında yuvarlak ve kare planlı 114 kulesi vardır.
İznik’e girilen 4 kapı :
1. İSTANBUL KAPISI : İstanbul’a giden yönde olup kentin kuzeyinde yer alır. En önemli ve en büyüğüdür. Gösterişli bir zafer takı’nı andıran bu kapı Roma İmparatoru Hadrian yaptırmıştır. İstanbul Kapısının içinde yer alan küçük kapıların yanında Medusa başı gibi görünen yapılar tiyatrodan getirtilmiş iki maskedir. 11m yüksekliğindeki sur duvarları, 144 tane kare veya yarım yuvarlak 17m yüksekliğinde kule ile güçlendirilmiştir.
2. LEFKE KAPISI : Kentin doğusunda olup M.S 123 yılında Hadrianus, konsül Plancius Vanus adına yaptırtmıştır. Lefke Kapısında görülen bir kitabede Hadrianus, Tanrılardan Dionysos’un sülalesinden gösterilip şehrin ikinci kurucusu olarak alkışlanır. Romalıların Cermenlere karşı kazandığı zaferleri kabartmalar halinde anlatan görkemli bir anıt, sonradan Lefke Kapısının yanına yapıştırılmıştır. Lefke ile Yenişehir kapısı arasındaki sur duvarlarının iç taraflarında, temel kısımlarında blok kesme taşlar görülür. Yine bu kapılar arasında surun 90 derecelik bir açıyla döndüğü köşedeki kulenin içinde duvara işlenmiş at üstünde Aziz Mikhael’ in tasviri yok olmuştur.

3. YENİŞEHİR ( NİSA) KAPISI : Kentin güneyindedir. İmp. Claudius II. Gothicus tarafından 268 yılında yaptırılmıştır.
4. GÖL ( İSKELE ) KAPISI: Kentin batısında olup İznik gölüne açılır. II. Claudius yaptırtmıştır. Bugün eser yoktur.
Kapıların çift olmasının nedeni düşmanı ilk kapı ile ikinci kapı arasında sıkıştırıp imha edebilmektir.

OBELİSK: Roma dönemine ait olan bu mezar anıtı şehir surlarının dışında batıya giden Roma Çağı yolunun kenarında bulunur. Beştaş veya Dikilitaş diye anılan L.Cassius Philiscus adına dikilmiştir. Kare taban üzerine üç köşeli ve mermerden yapılmış, yaklaşık 15.5 m yüksekliğinde yukarıya doğru incelen bir sütundur.
TİYATRO: Bithynia Valisi Phiny zamanında yaptırılmıştır. 15.000 kişilik olup şehrin güneybatı köşesinde 85m. uzunluğunda ve 55 m genişliğinde bir yıkıntıdır. Roma Dönemine ait olan bu tiyatroda çok sayıda insan kemiği bulunmuştur.

ERKEN HİRİSTİYAN VE BİZANS ÇAĞI ESERLERİ:

HYPOGE ( Mezar Odası ) : İstanbul kapısının dışında , toprak altında , üzeri beşik tonozla örtülü dikdörtgen bir odadır. 4 veya 5. Yy ‘a aittir. Tavan ve duvarlar renkli firesko bezemeler ile kaplanmıştı. Dip duvarda erken hiristiyanlık çağının başta gelen motiflerinden olan karşılıklı bir çift tavuskuşu resmi ( refrigerium ) yer almıştır. Son yıllarda özelliklerini kaybetmiştir. ( Kantorostan su içen güvercin, Tanrı’nın ruhunu, Tavuskuşu ise ölümsüzlüğü simgeler.) Cenneti tasvir eden süslemeleri dikkat çekicidir.

AYASOFYA ( Orhan Cami)
KOİMESİS KİLİSESİ: Bugün mevcut değildir. Yapının esası 6-7. Yy’lara ait olmalıdır. Yapının orta bölümü Kiborion mekanlı ve kubbe dört ağır payenin taşıdığı kemerlere oturtulur. Tymphonon duvarlı ve pencerelidir. Apsis Mozaik’inde haç işlenişti; ama İkonoklasma bitince bunun yerine Meryem resmi işlenmiştir. (Koimesis sahnesi) dört baş melek Pantokrator İsa, Orans durumda Meryem, dört İncil yazarı ve süslü haç motifi yer alırdı. Marcus ve İoannes’in aksesuarları vardır. Devrini yansıtan birde yazı masası görülür.
16.yy‘da tamamen mozaik kaplı olan kilise Kurtuluş Savaşından sonra yıkılmıştır.
BÖCEK AYAZMASI: 4 .yy’a ait Bizans yapısının bir vaftishane olduğu sanılmaktadır.
HAGİOS TRİPHONOS KİLİSESİ: İstanbul kapısına giden yolun kenarında, kapalı Yunan haç tipinde 11.yy yapısıdır.

TÜRK DEVRİ ESERLERİ:

HACI ÖZBEK CAMİ: Osmanlı mimarisinde ilk tek kubbeli cami olup 1333’de yapılmıştır. Kubbe geçişi üçgenlerle sağlanmıştır.
HACI HAMZA MESCİDİ VE KÜLLİYESİ: Türbe ve hamamdan meydana gelir. İlk Osmanlı mimarı Hacı Ali tarafından 1345’de yapılmıştır. 1930 ‘da da yıkılmıştır.
MAHMUT ÇELEBİ CAMİ: Şehrin merkezinden Yenişehir kapısına giden yol üzerindedir. Mahmut Çelebi 1422’de yaptırtmıştır. İznik’teki tek kubbeli camilerinsonuncusudur.
Sekizgen yıldız motifleri, altıgenlerle süslü mermer şebekeleri ve minaresinde yeşil sırlı tuğladan kuşaklar vardır.
ORHAN İMARET CAMİ: Yenişehir Kapısının 400 m dışındadır. Orhan Gazinin adı kitabede yer alır. Zaviyeli veya yan mekanlı camiler denilen erken Osmanlı yapı tipinin ilk örneklerindendir. Eksen üzerinde iki kare mekan ile yanlarda birer odadan ibarettir.
SÜLEYMANPAŞA MEDRESESİ: İznik Valisi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. İlk Osmanlı Medreselerindendir. Selçuklu medreselerinden planı farklı olup “U” şeklindeki revakının arkasında on iki tane kubbeli medrese hücresi yer alır.
BÜYÜK HAMAM ( MURAT HAMAMI ): İstanbul Kapısına giden yoldadır. 14 veya 15. Yy yapımı olup sıcaklık ve havlet bölümleri simetriktir.
YEŞİL CAMİ
NİLÜFER HATUN İMARETİ:
Bugün İznik müzesi olarak kullanılan içinde Eski Çağ, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı eserleri vardır. Yeşil Cami’nin batısındadır. I. Murat tarafından 1338’de Annesi Nilüfer Hatun adına yaptırılmıştır. Ters “I” planının cami dışındaki bir yapıda kullanıldığı ilk örnektir. Önünde sütunlu ve payeli bir revak vardır. Tepesinde aydınlatma feneri ile kapalı avlu geleneğini sürdüren büyük kubbeli kısımdan sonra gelen az yüksekçe kısım, mescid bölümüdür. Burası bir kemerle ayrılmış iki küçük kubbe ile örtülüdür. Burada mihrap karşı duvarda değil kıbleye bakan sol duvar ortasındadır. Maalesef bu özellik belirtilmeden onarımda duvar sıvenmıştır. İki yanlarda ki kubbeli ve ocaklı odalar ise zaviye misafir odaları ( tabhane ) dır. Dış mimarisi çok zengin ve renkli bir taş ve tuğla işçiliği gösterir.
Bunlar dışında İznik’de pek çok Osmanlı Türk eseri bulunmaktadır. Müslümanlığı yaymaya çalışan kişilerin Kırgızlar Türbesi, Şeyh Kudbettin Cami , Eşref-i Rumi Cami , Yakub Çelebi İmareti, Sarı Saltuk Türbesi, İbrahim Paşa Türbesi, C. Hayrettin Paşa Türbesi, Orhan Bey Hamamı ve İsmail Hamamı yapıları mevcuttur.
AYASOFYA KİLİSESİ ( ORHAN CAMİ ) :
Bizans çağında, şehrin tam ortasında, caddelerin birbirleriyle birleştiği yerdeki Roma Döneminden bir yapının belkide Gymnasium’un temelleri üzerine büyük bir kilise yapılmıştı. Bazilika tipinde olan ve Ayasofya olarak adlandırılan bu kilise 16.yy’daki depremden sonra mimarisinde önemli bir değişiklik yapılarak nefler payeler ve bunların arasına yerleştirilen sütunlarla ayrılmıştır. Apsisin iki yanında da yan neflerin uçları üzeri kubbeler ile örtülü birer oda biçimine sokulmuştur. Önceden klasik tipte bir bazilika halindeyken geç devirde payeli bir bazilika haline getirilmiştir. 1065 depreminde yıkılan 5.yy yapısından sonra 11.yy’da tekrar inşa edilen bu kilise 1331’de Orhan Gazi adıyla camiye çevrilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman ( 1520-1566 ) yıllarında, Mimar Sinan tarafından büyük ölçüde değişiklikler ile ihya edilmiştir. 19.yy başlarından beri harap haldedir. 1953’te orta nefte renkli taşlardan yapılmış döşeme mozaiği bulunmuştur. Bu yer döşemesindeki renkli taşlar, belirli geometrik şekillere göre kesilmiş ve geçmeli bir desene göre birleştirilmiştir. Apsis yanındaki odaların kubbeleri içinde fresko resimler yer alır. Ayrıca burada bir mezar odası da bulunmuştur. Duvarları, Hz. İsa’yı tasvir eden fresko resimlerle süslenmiştir. 1935’de yapılan kazıda apsis kısmında rahiplerin oturması için yapılan synthronon kademeleri bulunmuştur. Bir başka kazıda kutsal kalıntı mahfazası bulunmuştur. Güney kısmında bitişik küçük bir ek şapelin kalıntıları da ortaya çıkmıştır. Ahşap çatılı galerisiz bir yapı olarak bugün narteksi yoktur. 11.yy’da bugünkü halini alan kilisenin resimlerinde genellikle başkent üslubunun hakim olduğu görülür. Bu sahneler arasında Liturjik Akşam Yemeği, Koimesis, Analepsis, Kırk Martyr, Baş Melek, İbrahim, bir ayin dikkati çeker.

YEŞİL CAMİ:

Mimari bezemede sırlı tuğla kullanımı Türk Sanatı içinde oldukça erken devirlerden itibaren görünmektedir. İznik’te ilk çinili mimari, 1335 tarihli Sultan Orhan İmaret Cami’dir. Tek renk sırlı çini ve sırlı tuğla geleneğinin devamcısıdır. Daha sonra yapılan Yeşil Cami’de de görülen sırlı tuğla ve mozaik çini teknikleri göze çarpar.
İznik’in en önemli anıtı olan Yeşil Cami’nin, Candarlı Kara Halil Hayrettin Paşa tarafından 1379’da yapımına başlanmış ve 1387’de bitirilmiştir. Mimarın adı Hacı Musa, ayrı bir kitabede görülür. Çok zengin mermer işçiliğine sahip son cemaat yerinin orta bölümü zarif küçük bir kubbe ile örtülüdür. Ajurlu mermer korkuluklar yunan işgalinde parçalanmış olduğundan son yıllarda yeniden yapılmıştır. Sütun başlıkları, pencere alınlıkları ve çerçeveleri ile kapının etrafı, mihrap, mermerin dantela gibi işkenmesi suretiyle zengin biçimde bezenmiştir. Uzunlamasına dikdörtgen biçiminde olan ana mekanın giriş kısmında sütunla ayrılan bir bölüm vardır. Bunun ortasında küçük bir kubbe yükselir. Esas mekanı ise 10,5 m çapında kurşun kaplı büyük bir kubbe örter. Yeşil Cami’ye bu adın verilmesine sebep olan minare sağ köşeye oturur. Gövde yeşil ile mavi renklerin değişik tonlarında zikzak bir motife göre düzenlenen çinilerle mozaik tekniğinde kaplanmıştır. Minare gövdesi yuvarlaktır. Altta mermerden , dışa taşkın mukarnaslı ve palmet motifli minare bileziği ile başlar. Bunun üzerinde sekizgenlerin yarısından oluşan ve araları kare ile dolgulanan konglemera geometrik kaınca bir kuşak görülür. Konglemera kaplama üzerinden minare alemine kadar tüm gövdeyi çeşitli tekniklerdeki çiniler süsler. Gövde de yeşil, turkuaz, turuncu, mor renkli sırlı tulalarla örülmüştür. Yeşil Cami minaresi çinileri , tuğla kesme mozaik tekniğinin Anadoluda ki temsilcisidir. Caminin beden duvarları içeride 3.3 m yüksekliğe kadar, dışarıdan da tümüyle mermer kaplıdır. Cami cümle kapısı, mihrap, son cemaat yerinin şebekeleri, kapı ve pencere söveleri, mermer oymalarla bezelidir. Yeşil Cami tek kubbeli camilerden büyük merkezi kubbeli Selattin Camilerine geçişin ilk aşaması sayılır.
Bu çinili minare, Orta Asya’dan beri Türklerle Batı’ya doğru gelen, Selçuklu minare geleneğini, İlk dönem Osmanlı Sanatında sürdüren çok güzel bir örnektir.

İZNİK ÇİNİ SANATI

14.yy ortalarından 17.yy sonlarına değin İznik’de üretilen Osmanlı çinilerine verilen isimdir. II. Murat Döneminde İznik’te çiniciliğin canlanmaya başladığı genellikle kabul görmektedir. 16.yy’da ürünün doruğa ulaştığı dönemde Mimar Sinan bazı yapıların onarımını yapmıştır. Ancak 17.yy’ dan itibaren 18.yy başlarına kadar İznik, çinicilik ve kent olarak sönmeye başlamıştır. Bilinen en eski İznik çinileri kırmızı hamurludur. Daha sonra ikinci dönemi Milet işi denilen yine kırmızı hamurlu çiniler oluşturmuştur. Milet işi 14.yy ikinci yarısı ile 15.yy’ın başlarını kapsar .
15.yy’ dan itibaren çinilere asıl ününü sağlayacak teknoloji değişimi yaşanır. Kil esaslı hamur yerine kuartz yoğunluklu , sert ve beyaz hamur değişikliğin temelini meydana getirmektedir. Porseleni andıran , Mavi – Beyaz İznik Çinileri ortaya çıkmıştır.
3.Dönem 16.yy başlarında mavi – beyaz dekora firuze rengin de katılması ile saydam sır altındaki dekor çeşitlenme göstermiştir. Çinilerin beyaz zemini çok temiz ve sert , sırları renksiz ve saydamdır. Bezemede kullanılan mavi renk önceleri koyu iken giderek açılmıştır. Daha geç tarihli çinilerde soluk turkuaz da görülür. Küçük yaprak ve çiçeklerle dolu dallar , bu çinilerin tipik bezemesidir. 16.yy ortalarında , Şam işi denilen örnekler bir önceki dönemin mavi beyaz çinileriyle , bir sonraki dönem arasında geçişi sağlar.”Şam işi “ iri yaprak motfli ve mora yakın renklerin katıldığı dekordur. 16.yy’ın II.yarısında Osmanlı’da mimari öge olarak levha çinileri kullanılmaya başlandı. Buna bağlı olarak mimari bezemeye daha uygun olan canlı ve parlak renklerin kullanımıyla yeni bir dönem başlamıştır.
Beyaz zemin üzerine kobalt mavisi, turkuaz, domates kırmızısı kullanılmıştır. Mercan kırmızısı da denen bu renk 16.yy’ın ikinci yarısında ki ürünlerde 50 yıl kadar gözüktükten sonra kaybolur. Siyah figürlerin dış çizgisi olarak, boyalarının akmasını engellemek için kullanılmıştır.En çok rastlanan Figürler; gül, lale, karanfil, zanbak, papatya, sümbül, bahar çiçeği, asma ve selvi’dir. Bunlara çin bulutları , çintemaniler , madalyonlar da eklenir.
17.yy dan itibaren renk ve sırlarla başlayan değişme, daha farklı ve yumuşak krılgan bir hamurla sürdürülen Kütahya Seramiklerine yerini bırakmış ve 17.yy sonlarında İZNİKTEKİ İmalathanelerde üretim durmuştur.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.