Menkıbelerden hüküm çıkarmak

Menkıbelerden hüküm çıkarmak

Sual: Bir menkıbede, su dağıtıcısı “Benim suyumdan içene

Allahü teâlâ rahmet etsin” deyince evliya bir zat, su dağıtıcısının

70, 80 ve 90 yaşlarında üç kardeş varmış. Üçü de, 60 yaşında

üçüzler gibi görünüyormuş. 70 yaşındakine genç kalmanın sırrını

sormuşlar. O da, 80 yaşındaki abisine sorulmasını söylemiş.

Benden on yaş büyük olduğu halde, benim gibi 60 yaşında

görünüyor demiş. 80 yaşındakine gitmişler, o da 90 yaşındaki abisini

göstermiş, benden büyük olduğu halde o da, 60 yaşında görünüyor,

ondan sorun demiş. 90 yaşındaki delikanlı ihtiyara sormaya

gitmişler. Buyurun size açıklayayım demiş. Önce bir şeyler yiyelim,

ondan sonra anlatırım demiş.

Yemekten sonra sofraya bir karpuz getirmesi için hanımına rica

etmiş. Hanımı genç nine de, üst kattaki tavandan bir karpuz seçip

getirmiş. Delikanlı ihtiyar, karpuzu beğenmemiş, daha iyisini getir

demiş. Kadın gidip yine bir karpuzla gelmiş. Bizimki onu da

beğenmemiş, tekrar başka bir karpuz getirmesini söylemiş. Nine

yine bir karpuz getirmiş, ama onu da beğenmemiş.

Misafirlere, (Hanım iyisini bilemedi, gelin beraber seçelim

karpuzu) demiş. Tavana varınca bakmışlar ki, tek karpuz var. Genç

ninenin hep aynı karpuzu getirdiğini anlamışlar.

Genç dede misafirlerine, (Şimdi genç kalmamın sırrını

anladınız mı?) diye sormuş. Onlar da anlamadık demişler. Dede,

(Karpuz tavanda bir tane değil miydi? Hanım beni mahcup

etmemek için, her seferinde başka karpuz getiriyor gibi

göründü. “Tavanda başka karpuz mu var, hepsi bir tane”

demedi. O beni hiç üzmedi ben de onu üzmedim. Aile içindeki

hiçbir şeyi dışarıya, yani ne kendi ana babamıza ne de

başkalarına kesinlikle yansıtmadık. Yani birbirimizi,

başkalarının önünde hiç zor duruma düşürmedik, mahcup

etmedik. Böylece, ikimiz de genç kaldık) diyerek genç kalmanın

sırrını açıklamış.

duasına kavuşmak için nafile orucunu bozuyor. Biri dua etti diye

nafile orucu bozmak caiz mi?

CEVAP

Böyle, birisi dua edince oruç bozulmaz. Zaten menkıbeler dinde

ölçü olmaz. Bizim için geçerli olan, dinimizin bildirdiği hükümlerdir.

Evliyanın hali başkadır, bilmediğimiz başka bir sebep de olabilir.

Evliya-yı kiramın menkıbelerini okumak iyi olur, muhabbetin

artmasına sebep olur. Fakat onları okuyup dini hüküm çıkarmak caiz

değildir.

Sual: Din kitaplarında, (İslamiyet, nakle dayanan akıl dinidir)

buyuruluyor. Geçen günkü bir menkıbede, Yunus Emre’nin odun

kesmek için dağın tepesine çıktığı anlatılıyordu. Niye dağın tepesine

çıkıyor da aşağılardan odun kesmiyor? Bu akla zıttır. Bana hurafe

gibi geldi. Menkıbe niye akla uygun değil?

CEVAP

İslamiyet’i tarif şekliniz eksik. Din kitaplarında, (İslamiyet, nakle

dayanan akıl dinidir) denmiyor. (İslamiyet, nakle dayanan selim

akıl dinidir) buyuruluyor. Selim akıl herkeste bulunmaz. Bulunsa idi,

bütün dünya Müslüman olurdu. Bu İslamiyet gerçekten akla uygun

derlerdi. Peygamber efendimiz bir anda Miraca çıkıp geldi, bu selim

olmayan akla zıt olduğu için müşrikler inanmadı.

Hadis-i şerifte bildiriliyor ki:

(Dabbet-ül arz denilen hayvan, asa-i Musa ile müminin

dokunur, alnına “cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü

Süleyman’ı vurur, “cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur)

[Tirmizi]

Bu da herkesin aklına uygun gelmez. Müslüman olduklarını

söyleyen Batıniler bile, hadis-i şerifi inkâr etmiyor, akla uygun değil

diyorlar, tevil edilmesi gerekir diyorlar, yani başka anlamı var diyor.

Zamanımızdaki Müslüman gruplardan bile böyle düşünenler

var. (Dabbetül arz, AIDS’tir) diyenler bile çıkmıştır. Güneşin batıdan

doğmasını da akıl erdiremiyorlar. Nasıl dünya tersine döner ki

diyorlar. Hıristiyanların Müslümanların kardeş olması gibi acayip

teviller ediyorlar.

Demek ki selim olmayan akılla dini anlamak kolay değildir. Akıl

dinde ölçü değildir. Akıl, Rafızilikte ölçüdür.

Dinde dört delil vardır. Akıl bunların içinde değildir. Akıl ile dini

ölçmek yanlıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Dini akılla ölçmek kadar zararlı bir şey yoktur.) [Taberani]

Eğer bir olay nakle dayanıyorsa, inkâr etmek doğru olmaz.

Odun olayı şöyledir:

Yunus Emre hazretleri, düzgün odun getirirdi, eğri odun bile

kesmezdi. Hocasının dergahını kastederek, (Bu kapıdan odun bile

olsa, eğrisi girmemeli) derdi. Onun için herkesin girdiği yerlere

değil dağlara giderdi. Bu dağda yoksa öteki dağa giderdi, balta

girmemiş ormanlar daha yüksekte oluyordu. Oralara çıkar, düzgün

olanlarını keserdi. Yine böyle bir iki tepeye çıkıp odun toplar. Son

çıktığı dağın tepesinden şehre kestirme yoldan gelmek ister. Dağın

eteklerini dolanarak uzun yoldan gitmek istemez. Tepeden hemen

aşağıya iniveririm diyor. Tam tepede iken biraz şurada dinleneyim

diyor. Aklımızın almayacağı şekilde bir genç gelip, odunu şehirden

tarafa değil de, öteki tarafa yuvarlıyor. Bunun selim akla zıt tarafı

yoktur. Sakim olan akıl bunu anlamayabilir. Sakim olan akıl her

zaman yanılmaya mahkumdur. Selim olan akıl Peygamberlerde

bulunur. Eshab-ı kiramın aklı da onlarınkine yakındır.

Akıl denince kimin aklı esas alınır ki? Bizim aklımıza uygun

gelen sizinkine gelmeyebilir, gelmiyor da. Gelse idi herkes, akıl dini

diye Müslüman olurdu, herkes ehli sünnet olurdu. Bekara suresinin

başında, (İyi kimseler gayba inanırlar, yani görmedikleri halde,

bilmedikleri halde, akıllarına uygun gelmese de, doğru

olduğuna inanırlar, beğenerek kabul ederler) buyuruluyor. Böyle

gayba inananlardan olmalıdır. Benim aklım almıyor diye, nakle

dayanan bilgileri inkâr etmemelidir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın