Milli Gelir Ve Büyüme

Milli Gelir Ve Büyüme

Milli Gelir Ve Büyüme
Bir ulusal ekonominin bir yıl içinde yaratmış olduğu mal ve hizmetlerin değerlerinin toplamı olarak tanımlanan GSMH’nın (ya da bir anlamda Milli Gelirin) ulusal ekonominin büyüklüğü hakkında ilk bakışta genel bir bilgi verebilmesi en önemli özelliğidir. Kaldı ki, özellikle bu büyüklüğün zaman içindeki gelişimi, bileşimi, dağılımı ve değişimi ile kişi başına düşen miktarı ulusal ekonomik analizlerde vazgeçilemeyecek bir role sahiptir.Türkiye’de milli gelir ilk kez İktisat Bakanlığı Konjonktür Dairesi tarafından 1935 yılında hesaplanmıştır. Ancak 1950’lerden önceki dönemde Türkiye’de Milli Gelir hesaplarının yetersiz olduğu görülür. Son olarak,1971’den sonra DİE ve DPT ortaklaşa bir çalışmayla tek bir yöntem üzerinde anlaşarak milli gelir tahminlerini buna göre yapmaktadırlar.1923-1932 dönemini kapsayan Kuruluş Yıllarında milli gelirin çok kararsız,
inişli-çıkışlı bir gelişme gösterdiği görülmektedir. Bu durumun en önemli nedeni tarımsal üretimin hava koşullarına bağlı olarak kararsızlık göstermesidir. Bunun ötesinde 1927 yılı ile Büyük Dünya Ekonomik Buhranını izleyen yıllar dışında Türk Ekonomisinin oldukça yüksek büyüme gerçekleştirdiği görülmektedir.1933-1945 dönemini kapsayan Devletçilik ve Savaş Yıllarındaki hızlar da inişli-çıkışlı bir eğilim göstermektedir. Ancak ilginç olan, savaş yıllarına gelinceye kadar milli hasılanın 1935’teki azalma dışında, hep artış göstermesidir. Anlaşılan Türk ekonomisi savaştan önce sürekli büyümüştür. Savaş yıllarında ise, 1942 ve 1944 dışında milli hasıla hep düşme göstermiştir 1946-1962 dönemini kapsayan Savaş Sonrası ve Enflasyoncu Büyüme Yıllarına ilişkin hızlar da, önceki dönemlerdeki gibi inişli-çıkışlı bir eğilim göstermektedir. Büyüme hızı dönem ortalaması olarak yüzde 5-6 dolayında olmuştur. Yine dönemin bir başka özelliği, yalnızca 1949 ile 1954 yıllarında milli hasılada düşme olmuş, diğer yıllarda ekonomi sürekli büyümüştür.Planlı dönemde ise ilk iki kalkınma planında hedeflenen büyüme hızı yüzde 7’dir. Bu oran Üçüncü Planda yüzde 7.4’e, Dördüncü Planda ise yüzde 8’e çıkarılmıştır. Planlanan bu büyüme hızlarına karşılık elde edilen sonuçlara baktığımızda, yalnızca İkinci Plan hedefin biraz üzerine çıkmış, Birinci ve Üçüncü Planda hedefin belli ölçüde altında kalınmış; ancak 1979-1983 dönemini kapsayan Dördüncü Plan, yüzde 8’i hedeflemişken,yüzde 2.1 gibi çok düşük bir oranı yakalayabilmiştir.Büyüme hızı yönünden 1980’li yılların sonrasındaki gelişmeler, önceki yıllardan farklıdır. Bu dönemde hazırlanan planlarda hedeflenen büyüme hızları, önceki planlarla karşılaştırılamayacak ölçüde düşük tutulmuştur.Bunun en önemli nedeni, büyümenin birincil bir amaç olmaktan çıkarak yerine ihracatın artırılmasının geçmesi ve büyümenin buna bağlı kılınmasıdır. Bu dönemde büyüme hızı, yine büyük ölçüde inişli-çıkışlı bir eğilim kazanmıştır. Ayrıca, büyüme hızlarındaki gerçekleşmeler 1980-1989 arasında genellikle planlanandan düşük çıkarken, 1990, 1992 ve 1993 yıllarında planlanandan yüksek olmuştur.GSMH’nın sektörel dağılımına gelince; 1923-1932 döneminde tarımsal üretimin durumu tüm öbür sektörlerdeki gelişmeleri ve dolayısıyla GSMH’yı belirleyecek kadar güçlüdür. 1933-1945 arasında ise, savaş öncesinde 1935 yılındaki azalma dışında GSMH’nın sürekli artışında,özellikle sanayi sektörü etkili olmuş, buna karşılık savaş yıllarında ise hizmetler sektörünün giderek büyüdüğünü ve milli hasılanın yarısına yakınının bu sektörde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. 1946-1962 döneminde GSMH’nın üç ana sektör itibariyle dağılımı açısından göze çarpan en önemli özellik, milli hasıla içinde tarım sektörünün nisbi payının azalması, buna karşın sanayi ve özellikle hizmetlerin payının önemli ölçüde artmasıdır. Hizmetler sektörünün, ekonominin diğer ana üretken sektörleri olan tarım ve sanayiye karşı sağlamış olduğu bu üstünlük dönemin en önemli gelişmesidir.Genel olarak ifade edilmek istenirse, Türkiye’nin ekonomik yapısı, planlı kalkınma döneminde, tarımsal yapıdan sanayi yapısına, ama çok daha baskın biçimde hizmetler sektörünün egemen olduğu bir yapılaşmaya doğru gelişme göstermektedir. GSMH’nın nüfusa oranlanmasıyla bulunan kişi başına düşen gelir ülkelerin, özellikle gelişme yarışındaki yerlerini belirlemede sıkça kullanılan bir ölçüttür. Öte yandan kişi başına düşen gelirin zaman içindeki gelişimi de çok önemli bir göstergedir. Hatta denilebilr ki,gelişmenin asıl göstergesi milli gelirin yıllık artış hızı değil, kişi başına gelirin artış hızıdır. Kişi başına gelir artışı büyüme hızından nüfus artış hızının çıkarılmasıyla bulunur. 1923-1997 yıllarını kapsayan Türkiye’de kişi başına gelirin, büyüme hızlarının istikrarsızlığından kaynaklanan inişli-çıkışlı bir seyir gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu arada, kimi bunalımlı yılları bir kenara bırakırsak, son dönemlerde nüfus artış hızındaki yavaşlamanın, kişi başına düşen geliri olumlu yönde etkilediğini söyleyebiliriz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın