Minyatür

Minyatür

Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Ortaçağda Avrupa’da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minium” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi.

Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.Minyatür,kırmızı boya ile boyamak anlamında Latince ‘Miniare’den gelir.Eski kitaplar ‘minium’ yani kırmızı sülyenle boyandığı nedenle bir kitap sanatı olan bu resimler de ‘Minyatür’ adı ile tanınmıştır.

Minyatür bir şeyin küçüğü demek değildir. Minyatür ,kitap sanatı kapsamı içerisindedir.Bu nedenledir ki,küçük ebatta olur.Sanatçı,tasvirlerini,desenlerini,bezemesini küçük tutmak mecburiyetindedir. Minyatürü bir millete mal etmek uygun mudur? Doğu sanatı dediğimiz minyatür sanatı, hem Türk sanatı, hem Moğol sanatı,hem Türkmen sanatı,hem İran sanatı kapsamına girer.Bunları birbirinden ayırmak kolay değildir.

Aynı bahçenin mahsulleridir. İnsanların karakterine göre değişmiştir. Ancak içlerine bakıldığı zaman bunları ayırt edebiliriz. Yani minyatür bir Türk sanatıdır,bir İran sanatıdır, bir Uygur sanatıdır demiyoruz yalnız Uygurların bu sanata öncülük ettiğini biliyoruz.

Batı’da minyatür:

İlk minyatürler IÖ 2.yy’da Mısır’da papirüs üstüne yapıldı.Yunan ve Roma el yazmalarında bazı minyatürler vardı.Vatikan Kütüphanesi’ndeki Vergilius ve Terentius el yazmaları bunlardandır.Yakındoğu’da da Yunan geleneği Hristiyanlığın konularına ve gereklerine uydurularak sürdürüldü.Bizans,Süryani ve Kopt santlarında 5.ve 6.yy’larda minyatür önem kazandı.Bu dönem kitap sanatının en ünlü yapıtları Viyana Tekvini,Rossano İncili ve Rabula İncilidir.




BİZANS RESMİ:

Antik Bizans minyatür sanatı bakımından en önemli eserlerden birini hiç şüphesiz Viyana Doskoridesi’dir(Viyana,Milli Ktp.God.Med.Graec.I).Eserin orijinali büyük bir olasılıkla İ.S.2.yy’da Kilikya’da Anazarba’da doğmuş olan Dioskorides adlı bir hekim tarafından yazılmıştır.Gerek gölge ışıkla modle edilen suratlar,gerekse,eşyalara hakim olan perspektif gibi Hellenistik üslubun elemanları tercüme kanalıyla İslam minyatürlerine geçmiştir. Bizans minyatür üslubunu temsil eden diğer önemli bir eser 6.yy’da yaşamış İskenderiye’li bir tüccar ve seyyah olan Kosmas İndikopleustes’in Hristiyan Topografyasıdır. Yine İslam minyatürlerinde benzerlerini bulduğumuz bazı tip ve figürleri de 4.yy.Anadolu’da Aksaray yakınında Naianzos’ta yaşamış Gregorius adlı bir rahibin vaız-larını içeren dua kitaplarının 9.yy.kopyalarında buluruz.

Bizans minyatür sanatının İslama etkisi özellikle çeviri kanalından olmuştur ve budaha çok figür üslubu bakımındandır.Bu etkide Bizans yazmalarından başka böl-gede yaşayan Nesturi.yakubi ve Kopt gibi Hıristiyanların eserlerininde payı olmalı-dır. Avrupa da 6. ve 7.yy’larda minyatür sanatı,İrlanda-Sakson okulunun yapıtlarıyla genişleme gösterdi.Bezemeci bir tavrın hayvan örgeleri işlenmişti.Dublin’de Trinity College’daki Durrow Kitabı,Codex Cenannensis(Kells Kitabı) ve Londra’da British Museum’daki Lindisfarne İncilleri İralanda-Sakson okulunun en tanınmış örnekleridir.8.yy’ın sonunda Avrupa minyatürü Charlemagne’nin sarayında gelişti.

minyatur

Ortaçağ Avrupa’sında el yazması kitapların bölüm başlarındaki ilk harfler “minium” denilen maden kırmızısı (sülüğen) ile boyanıp süslenirdi. Daha sonraları kitapları süslemek için yapılan resimlere de bu ad verilmiştir. Minyatür kelimesinin Türkçede, Arapçada ve Farsçada bir karşılığı yoktur. Türk dünyasında eskiden beri minyatüre nakış, nakış yapana da nakkaş denilmiştir. Minyatür, hikaye, şiir ve tarihin canlı bir tercümesidir. Bir minyatüre bakıldığında, o eseri ortaya koymuş olan sanatkarın içinde yetiştiği cemiyetin ahlak ve adetlerini, o devir insanının giyiniş tarzını, tarihi hadiseleri günümüze kadar getirdiği görülür.

Sultan 3.Mehmet’in saltanat yıllarında Osmanlı resim sanatı klasik dönemde kısmen farklı üslup özelliklerine sahiptir. Sultan Murat’ın isteği üzerine hazırlanmasına başlanan 6 ciltlik Siyer-i Nebi’deki yüzlerce minyatür bu kısa dönemdeki üslubun ilk örnekleridir. 3. Mehmet döneminde Nakkaş Osman yerini Nakkaş Hasan almıştır. Klasik dönemin ünlü ustası Nakkaş Osman’dan oldukça farklıdır.

Nurhan Atasoy Batı dillerinde bir nesnenin küçük boyutlardaki örneğini belirten “Minyatür” sözcüğü, zamanla kitap resmi için kullanılan bir terim halini almıştır. Eski Türk kaynakları kitap resmi için “Nakış”, “Tasvir”; minyatür ressamı için de “Nakkaş”, “Musavvar” gibi sözcüklere yer verirler. Kitap resmi sanatı için çok yaygın olarak “Minyatür” kullanılmakta olduğu için biz de bu sözcüğe yer veriyoruz. 8. ve 9. yüzyıla ait olan ve Turfan bölgesinde Hoço, Bezeklik, Sorçug gibi Uygur merkezlerinden günümüze gelmiş Türk resim sanatının örnekleri arasında, duvar resmi ve figürlü işlemelerin yanında minyatürler de bulunmaktadır. Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinden önceki devreye ait yazmalardaki minyatürler, Uygur prens ve prensesleri ile Mani ve Uygur rahiplerini canlandırırlar. Çeşitli kültür ve dinlerin etkili olduğu bir ortamda yapılan bu minyatürlerin üslupları çok zengindir ve farklılıklar gösterir. Türk minyatür sanatının 13. yüzyıla kadar olan gelişimini gösteren daha sonraki örnekler ne yazık ki, kaybolup gitmiştir. Bir aşk hikayesi olan Varka ve Gülşah (TKSM, H.841) 13. yüzyıl Selçuklu dönemi resim sanatının en güzel örneklerindendir. Yazma, Hoy’dan gelmiş ve Konya’ya yerleşmiş bir aileden olan Abdül Mümin tarafından resimlendirilmiştir. Varka ve Gülşah minyatürlerindeki Türk tiplerini temsil eden figürler, Büyük Selçuklu dönemi çini ve seramiklerindeki figürlerle büyük benzerlikler gösterir. ilk minyatürde, içinde çeşitli dükkanların bulunduğu bir çarşı ile adeta öykünün geçtiği ortamın bir takdimi yapılmaktadır. Gülşah’ın çadırında üzüntüden bayılmasını ve Varka’ya kavuşmasını gösteren yalın sahnelerin figürlerden arta kalan boşluklarını ise, dekoratif bitki ve hayvan motifleri doldurmaktadır. ıki atlının dövüşünün yer aldığı sahnede de zemin arabesklerle tamamen doldurulmuştur. Zeminin bu biçimde süslenmesini, Büyük Selçuklu dönemi minyatürlerinin çoğunda buluruz. Bu ağır süslemelere karşın, ince uzun dikdörtgenler oluşturan kompozisyonlar oldukça yalındır. Selçuklu döneminden günümüze gelmiş bir başka eser ise, 1271’de Aksaray’da yazılarak Sivaslı Nasreddin tarafından Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev’e sunulan bir Astroloji Kitabı’dır (Paris, bib. Nat., P.174). Doğu’dan alınan motiflerin yanında minyatürlerdeki güçlü konturlar ve hafif gölgelendirme, sanatçısının Bizans minyatürlerini tanımış olduğunu göstermektedir. Osmanlı minyatür sanatına geçmeden önce, araştırıcıların Türklerin eski yurtları Orta Asya’da, Türkistan’da yapılmış olduğunda birleştikleri ve “Mehmet Siyah Kalem” diye adlandırılan resimlerden söz etmek gerekir. Topkapı Sarayı’ndaki bu resimler, içinde sultanın portresi bulunduğu için “Fatih Albümü” diye adlandırılan derlemede yer almaktadır. Çeşitli çevre ve dönemlerden gelen eserlerin arasında yer alan bu resimlerdeki figürler belli bir hacim değerine sahiptir. Koyu ve az sayıda renk kullanılarak yapılmış olan resimlerin bir kısmının rulo parçaları olduğu anlaşılmıştır. Resimlerin bazıları ipek, bazıları da kaba Çin kağıdına yapılmıştır. Bilim adamlarının Şamanizm dünyasını yansıttığı konusunda görüş birliğinde oldukları bu resimlerde kuvvetli bir Çin sanatı etkisi egemendir. Anadolu beylikleri arasından çıkarak, devletlerini üç kıta üzerinde genişleten ve büyük bir imparatorluk haline getirmeyi başaran Osmanlıların, kuruluş dönemine ait kitap sanatını, yalnız bazı yazılı kaynaklardan öğreniyoruz. Çünkü bu dönemin minyatürlü yazmalarından örnekler günümüze kadar gelmemiştir. Son yıllardaki araştırmalar, Fatih Sultan Mehmed döneminde yapılmış birçok minyatürlü eseri gün ışığına çıkarmıştır. Bunlardan biri olan ve 1455’te Edirne’de gerçekleştirilen Dilsuznâme: Gül ve Bülbül (Oxford Bodlein Lib.) adlı edebi eser, Türkmen minyatürlerinin etkisini göstermektedir. Hatifî’nin, mimari çizimlerdeki perspektif denemeleri ve Fatih döneminde Batı’dan alınan etkileri yansıtan Hüsrev-işirin minyatürleriyle (N.Y., Metropolitan Museum of Art, 6927), Katibî Külliyatı (TKSM, R.989) ve Venedik San Marco Kütüphanesi’ndeki ıskendernâme Minyatürleri de Türkmen okulu etkilerini güçlü biçimde ortaya koyarlar. Bu eserler dönemin giyim, müzik aletleri ve eğlence hayatı gibi bazı özelliklerini de yansıtırlar. 1465’te Amasya’da hazırlanmış olan tıp kitabı Cerrahiye-i Hakaniye (Paris, Bib. Nat., T.693) daha başka bir anlayışı, taşra üslubunu sunar.



16. YÜZYIL SONU – 17. YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI MİNYATÜR SANATI

Sultan 3.Mehmet’in saltanat yıllarında Osmanlı resim sanatı klasik dönemde kısmen farklı üslup özelliklerine sahiptir. Sultan Murat’ın isteği üzerine hazırlanmasına başlanan 6 ciltlik Siyer-i Nebi’deki yüzlerce minyatür bu kısa dönemdeki üslubun ilk örnekleridir.

3. Mehmet döneminde Nakkaş Osman yerini Nakkaş Hasan almıştır. Klasik dönemin ünlü ustası Nakkaş Osman’dan oldukça farklıdır. Az sayıda figürün yer aldığı sade kuruluşlar farklı renk ve kompozisyonları, özellikle fon rengi olarak seçtiği turuncu, kırmızı arası renklerle tanınır. Bunun yanı sıra kişisel üslubunun yansıdığı eserlerde kalın siyah kaşlı, yuvarlak yüzlü figürlere ve dairesel kompozisyonlara sahip minyatürler görülür.

Nakkaş Hasan, Sultan3. Mehmet döneminde saray şahnameciliği görevini yapan talikizade Suphi Çelebi ile beraber çalışmaya başlamıştır. Talikizade’nin Sultan 3. Mehmet’in Eğri(Macaristan) seferini konu alan Türkçe Şahnamesi olan Eğri Fetihname’sinin resimlerini Nakkaş Hasan yapmıştır. Sultanın Eğri kalesinin komutanlarının otağında kabulü, Haçova meydan savaşı, zaferle dönen padişah ve ordusunun İstanbul’da karşılanışını konu alan eserdeki üç resim karşılıklı yapraklar üzerine yapılmıştır.

Şahnameci Talikizade ve Nakkaş Hasan’ın iş birliğiyle gerçekleşen dönemin diğer Şahnameleri 12 minyatürlü Şahname-Ali Osman ve Sultan 3. Murat’ın saltanatını 1593-1595 yılları olaylarını anlatan 4 minyatürlü Talikizade Şahnamesidir.

Nakkaş Hasan’ın kişisel üslubunun yansıdığı birçok tarihi ve edebi konulu eser bulunmaktadır. Bunlar arasında Fuzuli Divanı, 2 Acaibü’l Mahlukat Nüshası, Bir Mecmua Kıssa-ı Şahrı Satran, Siyer-i Nebi’nin bazı ciltleri, Şehname-i Ali Osman, Tercüme-i Mühtah Cifral-cami, Şakayık-ı Numaniye, Gazavat-ı Osman Paşa, Firdevsi Şehnamesi, Baki Divanı, Destan-ı Ferruhu Huma.

17. YÜZYIL MİNYATÜRÜ

Yüzyılın ilk hükümdarı olan ve genç yaşta tahta çıkan Sultan 1.Ahmet (1603-1617) dönemini konu alan bir şehname olmasına karşın Osmanlı tarihiyle ilgili birkaç minyatürlü yazmanın var olduğu görülür. 1604 yılında tamamlanan Vakayi Name-i Ali Paşa, Hoca Sa’dedd’in Tacü’t-Tevarih adlı eserinin nüshalarıdır. Ancak bu dönemde, Murakka=albüm yapımcılığı faaliyetinin, dönemin vezirlerinden, aynı zamanda çok yetkin Vessale ustası olan Kalender Paşa tarafından sürdürüldüğü ve genç sultan için birkaç albüm hazırlandığı görülür. Bu albümlerden biri, sadece güzel yazı eserlerini, diğer ikisi hat örneklerinin yanı sıra minyatür geleneğinde resimler içerir. Ayrıca Kalender Paşa, Sultan 1.Ahmet için oldukça büyük boyutta bir FALNAME düzenlenmiştir. FALNAME’deki minyatürler, Kur’an’da adı geçen peygamberlerle ilgili bir olayı ve kahramanlığı tasvir ederler. Bunların karşı sayfasındaki metinlerde minyatürü açan kişinin falını belirtirler.

17. Yüzyıl başında hüküm sürmüş olan Sultan 2.Osman’ın Saltanat dönemi (1618-1622) Osmanlı minyatür sanatı açısından oldukça verimli olmuştur. Bu yıllarda Şehnameci görevini üstlenmiş olan Nadiri Mahlaslı Mehmet bin Abdülgani Bin Emirşah 2.Osman’ın Hotin seferine konu alan Şehname-i Nadiri’yi hazırlamıştır. Eser aralarında dönemin ünlü nakkaşı Ahmet Nakşi’ninde yer aldığı, bir grup Saray Nakkaşı tarafından resimlendirilmiştir. Nakşi tarafından resimlendiği bilinen bir diğer eser Tercüme-i Şaka’ik-i Nu’maniyedir.

Ayrıca, Nadirinin şiirlerini içeren bir mecmua’daki minyatürle, Firdevsi Şahnamesinin Türkçe çevirisine ait 3 nüshada yer alan bazı tasfirler Nakşiye aittir. Sanatçının bazıları albümler içersinde bulunan, bazıları da tek yapraklar halinde bulunan 3. Murat, 3.Mehmet ve 2. Osman’ı betimleyen minyatür geleneğinde portreler hazırladığı belirtilmiştir. Nakşi’nin tüm yapıtlarında doğaya sadık kalan bir gerçekçiliği benimsemesi, figürlerini 43 profilden, arkadan veya profilden portre karakteri vererek resmetmesi, kurduğu kompozisyonlarda derinlik izlenimi vermesi bu dönemde Osmanlı minyatür sanatına farklı bir çehre kazandırmıştır.

17.Yüzyılın tarihi konulu minyatürlü eserlerinin sonuncusu Sultan 4.Murat döneminde hazırlanan Paşaname’dir. Yüzyılın ikinci yarısında Şahname yazarlığı ve tarihi ressamlığın önemini yitirdiği görülmektedir. Sultan 4. Mehmet’in Edirne Sarayında yaşamayı tercih etmesiyle, Edirne Nakkaşhanesinin yeniden faaliyete geçtiğini gösteren eser elimize ulaşmıştır. Edirne Sarayının 19. Yüzyılda yıkılıp, yok oluşu sebebiyle araştırmacılar Edirne Nakkaşhanesi sanatçılarınca resimlendirilmiş eserlerin günümüze ulaşamaması bu sebepledir.

Günümüze ulaşabilen eserlerin Osmanlı Sultanlarının şeceresini peygamberlere bağlayarak, Adem’e kadar indiren Silsilenameler oldukları görülür. Bu eserlerde imzasına rastlanan Nakkaş Hüseyin İstanbulî’dir. Nakkaş Hüseyin’in resimleri madalyonlar içerisine yerleştirilmiş peygamber ve sultan tasvirleri içeren silsilenamelerden biri 1683 tarihlidir. Sadrazam Kara Mustafa Paşa için 1680 civarında hazırlandığı sanılan ikinci bir Silsilenamede yine Hüseyin İstanbul’i tarafından resimlendirilmiştir. Nakkaş Hüseyin’i Sultan 2. Süleyman döneminde de etkili olduğunu kanıtlayan iki silsilenamede mevcuttur.

Osmanlı imparatorluğunun 17.yüzyılın 2. Yarısında Avrupa ile yoğun diplomatik ilişki içerisine girmesi sonucu, İstanbul’a gelen elçilerin, yerli sanatçılara Osmanlı toplumunun çeşitli kesimlerine, dönemin tahtta olan Osmanlı Sultanını, Hanım Sultanları vb. tasvir eden kıyafet albümleri hazırlattıkları görülmektedir. Nakkaşların piyasaya yönelerek bu tür kıyafet albümlerinin resimlenmesine çalışmış olmalarının sebebinin artık saraydan iş talebi alamamaları olduğu sanılmaktadır.

18.YÜZYIL MİNYATÜR SANATI

18.yüzyıl başlarında tahtta çıkmış olan Sultan 3.Ahmet (1703-1730) yeniden İstanbul Sarayında yaşamaya başlamış ve İstanbul Nakkaşhanesini bir süre daha canlı tutmayı başarmıştır. 3.Ahmet şair ve hattat olması nedeniyle kitap ve minyatür sanatına ilgi göstermiştir. Osmanlı tarihinde “LALE DEVRİ” diye anılan bu dönemde (1718-1730) gerçek anlamda batılılaşma hareketleri başlamıştır. 1727 yılında Salt Mehmet efendi tarafından ilk Türk Matbaasının kurulması, elçilikler aracılığıyla gelen yabancı ressamların çalışmaları ve sıkı diplomatik ilişkiler batı sanatına olan ilginin artmasına neden olmuştur.

Bu yılların en ünlü ve yetenekli minyatür ustası, renkçi anlamına gelen LEVNİ takma adı ile tanınan Edirneli halk şairi, Nakkaş ABDÜLCELİL ÇELEBİ’dir. Levni ve diğer sanatçıların eserlerinde geleneksel kurallara bağlılığın yanı sıra yeni beğenilerin etkinliği hissedilir.

Resimlendirilen eserler arasında en ünlüsü bir sünnet düğünü kitabıdır. Sultan3.Ahmet’in oğulları için 1720 yılında düzenlenen sünnet düğününü konu alan ‘SURNAME’ isimli eser VEHBİ tarafından yazılmıştır. Ok meydanında ve Haliçte 15 gün, 15 gece süren gösteriler bu eserde Levni tarafında 137 minyatür ile belgelenmiştir.

Tasvirlerde geçit törenlerine katılanlar kadar, seyredenlere de önem verilmiştir. Zaman zaman padişah ve çevresindekiler diğerlerinden, gösteri yapanlardan daha iri tasvir edilmiştir.

Levni resim tekniği ve biçimlendirme açısından geleneksel kurallara bağlıdır. Buna karşılık bazı kompozisyonlardaki figür gruplarının kavisli sıralanışı, özellikle arka planlardaki doğa kesitlerinde resimlerine belli bir derinlik verme endişesinde olduğu sezilir. Arka planlardaki doğru perspektifle çizilmiş binalar, gittikçe küçülen ağaçlar ve bu ayrıntıların yeni bir yöntemle boyanışı bu izlenimi kuvvetlendirir.

Sürnamenin resimleri üslup açısından olduğu kadar eğlenceleriyle ünlü ‘LALE DEVRİ’ yaşamını ve bu ünlü düğünü belgeleyen önemli kaynaktır. Aynı yıllarda Sürnamenin resimli ikinci bir nüshası, devrin sanatsever Vezir-i Azamı İbrahim Paşa’ya sunulmuş olmalıdır.

Devrin adını bilmediğimiz bir sanatçısı tarafından resimlendirilen bu nüshada 140 minyatür vardır. Bu sanatkar Levni’den daha çok yeni denemelere yer verir. Özellikle figür sıralamaları, doğa görüntüleri, boyamadaki yer yer tonlaşmalar, Batı sanatına açık ve doğayı dikkatle gözlemeye yönelik bir sanatçı olduğunu gösterir. Renk kompozisyonları da Levni’den farklıdır. Levni’nin sarı renklere olan eğilimine karşılık bu sanatçı mavi, yeşil tonları geleneklere bağlı kalarak bol gümüş ve yaldız kullanmıştır.

Surname nüshalarından sonra dönemin en önemli yapıtı SİLSİLENAME adlı bir parça portreleri albümüdür. Albüm Levni tarafından hazırlanmıştır. Osman Gazi’den Sultan 3.Ahmet’e kadar tüm Osmanlı padişahlar kendi portrelerinin yer aldığı esere, daha sonraki padişahlar kendi portrelerini de eklemişlerdir. 15.yüzyıldan itibaren 200 yılı aşkın bir süre Türk resminde önemini yitirmeyen portreciliğin Levni tarafından sürdürülmesi doğaldır. Levni Osmanlı padişahlarını, Nakkaş Osman’ın portrelerinde olduğu gibi, bağdaş kurmuş otururken, geleneksel biçimde resmetmiştir. Bazı drapelilerin belirtilmesi ve yuvarlak hatların çokluğu ile padişah tasvirleri hacim kazanmış ve oldukça iri yapılı bir görünüme bürünmüştür.

Levni sadece Sultan 2.Mustafa’nın portresine imzasını atmıştır. Sultan 3.Ahmet’in portresini ise diğerlerinden farklı yapmıştır. Özenle çalışılan bu portrede Sultan koltuk biçimli bir tahtta oturur, arkasında saygılı bir biçimde duran oğlu yer alır.

Rengarenk lalelerin donattığı bahçelerde çeşitli eğlencelerin düzenlendiği bu zevk ve sefa dönemini bize resimleriyle aksettiren Levni’nin diğer önemli çalışmaları bir albümde toplanmıştır. Sanatçı saray çevrelerine yakın çeşitli giysiler içinde, tek kadın ve erkek tasviride yapmıştır. Albümde İranlı ve Avrupalıları kıyafetleriyle yansıtan çalışmalarda yer alır. Sanatçı büyün bu resimler imzalamıştır.

Dans eden şaç tuvaleti yapan, sokak ve ev giysileri içinde genç kadınlar, günün modasına göre giyinmiş, ellerinde lale ve karanfili tutan erkekler, eğlenceleriyle ünlü bu dönemin saray ve çevresindeki giyim kuşam düşkünlüğü hakkında bilgi verebilecek niteliktedir. Boyasız fon üzerindeki bu tek figür çalışmalarında Levni’nin gözlemciliği, çizgi ve nakış ustalığı, pastel tonlardan oluşan renk beğenisi açıkça belirir. Bu dönem Osmanlı Padişahları ve kazanılan zaferleri konu alan Şahname ve tarih kitaplarına rastlanabilir.

Osmanlı minyatür sanatının son parlak dönemi olan bu yıllarda yine aynı sanatçı grubunun Nev’i zade Atai’nin Divanı ve mesnevilerinin yer aldığı bir diğer eser 1728 tarihli Hamse-i Atai nüshasını da resimlemişlerdir. Bu eserle karşımıza çıkan Rumeli ve Anadolu Hisarlarını betimleyen çift sayfalık bir minyatür artık Osmanlı Nakkaşlarının manzara resmederken, topoğrafik yaklaşımı tamamen terk ettiklerini kanıtlar.

Bu dönemde çiçek resimleri yapma geleneğinin yaygınlaştığı görülür. Bu dönem Sultan 3.Ahmet dönemi saray çevresine çiçek düşkünlüğünün yansıması olarak değerlendirilmiştir. Dönemin Müzehhibi ve Nakkaşlarından biri olan ALİ ÜSKÜDARİ’nin, 1727-1728 yılında hazırlanmış ‘Sünbülname’ isimli şiir defterinde, gölgeli boyama tekniği ile ustaca resmedilmiş çiçek resimleri bulunur.

18.yüzyıl boyunca Osmanlı minyatür sanatında gözlemlenen üslup değişimini yansıtan bir grup yazmada, Mekke ve Medine tasvirleri içeren Delait-i Hayrat adını taşıyan dua kitaplarıdır.

Sultan 1.Mahmut döneminde (1730-1754) dönemin nakkaşı Abdullah Buhari’nin tek yaprak üzerinde resmettiği Osmanlı kadın ve erkek resimlerinde, figürlerini hacimlendirmede Levni’den daha ileri gittiği izlenmektedir. Ayrıca Abdullah Buhari ve Ali Üsküdari gibi gölgeli, gerçekçi bir üslupla çiçek resimleriyle Lake bir cilt kabı üzerinde iki manzara kompozisyonunda resmetmesiyle tanınır. Bu dönemde Müzehhip nakkaşlar arasında lake cilt kapakları üzerine üç boyutlu manzara resmetme eğilimi başlamıştır.




18.yüzyılın ikinci yarısında Batı Sanatı etkinliklerinin yoğunlaşmasıyla kitap resmi mahiyetindeki minyatür giderek önemini yitirmiştir. 1774-1789 döneminden itibaren daha çok padişah portrelerinin yer aldığı albümler, kıyafetnamelerin resimlendirildiği dönem başlamıştır. Bu dönemin sevilen şairlerinden Fazıl Enderuni’nin çeşitli ülkelerinin erkek ve kadın güzelliklerini anlattığı Hubanname ve Zenanname adlı eserini, pastel tonlarla yapılmış sulu boya resimler olarak değerlendirmek mümkündür.

Osmanlı saray çevresinde batılı resim geleneğine duyulan ilginin giderek artması konusunda Avrupa resmine yabancı olmayan, eğitimli Hıristiyan azınlık sanatçılara iş verildiği görülür. Bu ressamlardan biri olan Refail’in kağıt üzerine guaj boya ile resmettiği kadın ve erkek figürleri, geleneksel minyatürden tamamen farklı portre karakteri gösteren gerçekçi resimlerdir.

3. Selim döneminde Osmanlı Sarayında etkin olmuş, kağıt, sıva ve tuval gibi değişik malzemelerden oluşan yüzeylere resimler yapmış bir diğer sanatçıda Konstantin Kapıdağlı’dır.

Levni’nin Silsilenamesine sonradan eklenen padişah portreleri arasında yeralan 3.Selim portresi de ona yakıştırılır. 3.Selim’in şiirlerini içeren Divan-ı İlhami’deki manzara resimleriyle 3.Selim’in gravür portrelerinin yer aldığı albümün cilt kapakları içersine dar şeritler halinde resmedilmiş kent tasvirleri de, batı resim geleneğine çok yaklaşmış olan resimlerdir.

Osmanlı minyatür sanatının 19.yüzyılın ikinci yarısında tamamen sona erdiği kabul edilmektedir. 1811 yılında hazırlanan Sefaretname-i İran adlı eserdeki suluboya manzara resimleriyle, Tasvira-i Süfera adlı eserin nüshalarında yer alan Osmanlı elçilerinin portreleri, en geç tarihli kitap resmi örnekleridir. Bu tarihten sonra Osmanlı sanatında minyatür resminin yerine, batılı anlamda tuval resimleri almıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın