MIŞ…MIŞ…MIŞ…MİŞ…MİŞ…MİŞ…

MIŞ…MIŞ…MIŞ…MİŞ…MİŞ…MİŞ…

Bir uçak düştü, Rusya ile aşk bitti…Küstü başkanlar ve diğer yanda çığırtkanlar başladı konuşmaya…
Savaş mı çıkacakmış?…
Savaş çıkarsa; Rusya, Türkiye’yi mi yutacakmış ?…
Bu savaşta kimler, kimi tutacakmış ?…
Ortadoğu havzasındaki petrolu en çok kimler içecekmiş?…
Akdeniz’de savaş kayıkları mı batacakmış?…
Yine garibanların oğulları şehid olup toprağın altında mı yatacakmış?…
Son kertede Türk halkı; PUTIN’e minnettar mı kalacakmış?…
Mış…mış…mış…
Ülkede son durum bu cihette…Kimilerinin gözü cihatda… Kimilerini de bıraksan; hemencecik bir üye olacak Rusya cemiyetinde…
Bir dönem LENIN aşkıyla yanıp, tutuşanlar, bugünlerde pek istekliler PUTIN’in elleriyle okşanmaya…Oysa bakın uzun yılar öncesinden neler anlatıyor Attila İlhan amca?…
Günlerden 15.Ağustos.1998…
Attila İlhan; TRT2’de, ZAMAN İÇİNDE BİR YOLCULUK’da diyorki;
-El, elin eşeğini; Türkü çağıra, çağıra arar…
Neden söylüyor bu atasözünü değerli insan Attila İlhan?
Kurtuluş Savaşı’nda, Sovyetler vaadettikleri yardımın ancak yüzde 10’unu yerine getirmişler…
Dışa umut bağlayanlara, tarihten alınması gereken dersleri anımsatacak, onları uyaracak Attila İlhan artık yok…Kim bilir aramızdan ayrıldığından beri, kuşkusuz Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarıyla birlikte nasıl da kaygıyla izliyordur ülkemizi, ulusumuzu?…
Ve yine miş…miş…miş…
Rusya doğalgazı mı kesecekmiş?…
Petrol ticareti yapan birilerinin sırlarını mı ifşa edecekmiş?…
Amerika istemiş diye; sınıra 3 metre arayla asker mi dizilecekmiş?… Türk halkına yedirmeyip, sebzeyi, meyveyi Rusya’ya satanlar; karlarından zarar edip, çokça mı ezilecekmiş?…
Aman ne güzel!…
Halk sıkılıp, daralırken…
Yıllardır yitirdiklerini düşünüp, yaralanırken…
Umurunuzda mıydı AK-BEYLER?…
Ne diyordunuz seçim alanlarında?…
-Halk partisi bu milleti aç bıraktı, aç!…
Şimdi dümen sizde…
Kaygıyla çanlar çalıyor yine ve sesleniyor sizlere “savaş geliyor, haydi kaç”…
Gerçi günümüzde savaş; kanlı olacak değil elbette
Dalaşırsanız birileriyle; bedelini ödersiniz verilecek ödünlerle…
Kaygılanırsınız da “eyvah kesecekler doğalgazı, nasıl ısınacağız odunlarla?” diye…
Çünkü ne odun kaldı, ne de orman…Ocağın başında pineklemeye hasret kaldı sarman… Dışa bağımlı ekonomiler kimseciklerde bırakmadı derman…Katar’dan gelecekmiş de kervan…
Ölme eşeğim, ölme; daha sapkınlarla gerdeğe gireceksin…
Ve gün gelecek, devran dönecek; sizin için de sözler söylenecek:
-Hem aç bıraktınız, hem de açık, üstelik de savaşın pençesinde ve de hem de yakıtsız bıraktınız bu halkı kış, kıyametde…
Hazırlıklı olun; diyecekler,size de diyecekler…Bu işler sırayla…
Bir uyarı:
Doğalgaz sorununu, dışa bağımılığı vs. her türlü entrikayı dillendirip de, başlarlar tez günde yine “nükleer santral” nakaratı üzerinden ülkeyi çöllendirme girişimlerine…Yaparlar mı, yaparlar…Üstelik de barışmak için Ruslar’la ve hatta el, etek öpercesine; “nükleer santral ihalesini siz alın” bile derler…Aman mantara basmayalım; “doğalgaz yoksa, elektrik de yok, ille de nükleer santral gereklidir” tuzağına düşmeyelim ve hep birlikte çokça seslenelim, söyleyelim, dillendirelim, yazalım nükleer santrallara karşı çıkan sözlerimizi…Çünkü bugünlerde Sinoplular ayakta;nükleer santral istemedikleri için… Bizler de onların yanında olalım…
NÜKLEER SANTRALLARA HAYIR !…
NÜKLEER SANTRALLARA NAKKA!…
YER ÖNEMLİ DEĞİL, HER NEREDE OLURSA OLSUN; NÜKLEER SANTRALLARA GEÇİT VERİLMEMELİ BU YURTDA !…
Selma ERDAL; İstanbul, 3 Aralık 2015

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN