DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 4691492,09%
Adana
29°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Mozart’ın Müzik Anlayışı Ve Müziğinin Özellikleri
133 okunma

Mozart’ın Müzik Anlayışı Ve Müziğinin Özellikleri

ABONE OL
16 Aralık 2014 08:07
Mozart’ın Müzik Anlayışı Ve Müziğinin Özellikleri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mozart'ın Müzik Anlayışı Ve Müziğinin Özellikleri

Onsekizinci yüzyılın ortalarından beri müzik alanındaki harikalardan söz ederken “Yeni bir Mozart” deyimini kullanmak adet olmuştur. Yeni bir Mozart deyimi, hem doğuştan üstün bir yeteneği, hem de verimli bir yaratıcılık gücünü ifade etmektedir. Ne var ki, şimdiye kadar gerçekten ikinci bir Mozart yetişmiş değildir. Mozart kısacık bir ömür için inanılmayacak kadar çok eser yarattı. Ludwig von Köchel’in kataloğundan sayısının 626’yı bulduğu görülen bu eserlerin çoğunluğunu klasik müziğin hemen her çeşidindeki anıtsal örnekler oluşturmaktadır. 41 senfonisi, 20 kadar opera ve 28 kadar da piyano konçertosu vardır. Bu büyük ustanın günümüze kadar yansıyan müzik anlayışı ve müziğinin niteliği, on sekizinci yüzyıla “Mozart Mucizesi” damgasını vurdu. Mozart mucizesi, derin görüşlü sayısız uzmanın araştırmalarına rağmen büyük bir olasılıkla hiç bir zaman tam bir aydınlığa kavuşturulamayacak, sihir gücünün esrarı sürüp gidecektir. Kesin olarak söylenebilecek tek şey, dehasının sentetik ve evrensel olduğu, müzik dilinin de uluslararasi bir değer taşıdığıdır.
Mozart, en çeşitli, hatta birbirini tutmayan etkileri şaşılacak bir kolaylıkla, ahenk içinde birleştirmiştir. Eserlerinde antik çağların polifonisini, Orta ye Kuzey Almanya’nın barok müziğini, İtalyan operasının yeni katkılarını, Viyana Mannheim okullarının çalgı müziği tekniğini ve o zamanki Fransız müziğinin özelliklerini bağdaştırmayı bilmiştir. Romantizmin ilk belirtilerini taşlmakla beraber Mozart her şeyden once İltalyan operasından türeyen melodi anlayışına bağlı bir sanatçıdır. Hiç bir müzikçi onun kadar, eserlerinde inişli çıkışlı, sevinçli ve hüzünlü bir yaşamın kararsızlıklarını yansıtmamıştır. Ortaya çıkardığı her yeni eserini dinlerken tabiatin bu harika çocuğuna hayranlığı daha da büyüyen ünlü düşünür Goethe, O’nun yeteneği ve müziği hakkında, “Tanrı ve doğanın yüzüyle karşımıza çıkan, dolayısıyla kalıcı ve sürekli olan eylemleri doğuran üretici gücün dışında nedir üstün yetenek? Mozart’ın bütün besteleri işte bu nitelikleri taşır; onlar da, kuşaktan kuşağa etkili olan ve yakın bir zamanda tükenecek gibi gözükmeyen yaratıcı bir güç var” demiştir.
Peki, Mozart Tanrı’nın kendisine armağan ettiği bu yaratıcı gücü nasıl etti de, etkisi çağları aşan şaheserlerini ürettiği o erişilmez doruğa çıkardı?
Onsekizinci yüzyılda müzik sanatında büyük değişiklikler oldu. Önceki yüzyılın özenilmiş şekiller ve desenler içinde gelişen, süslü ayrıntılardan ibaret ve ifade ağırlığından yoksun eski “Barok” geleneğinden sıyrılan müzik, yeni anlayışla, insanın gerçek mücadele dünyasını yansıtan bir araç olarak gelişti. Kuşkusuz bu gelişmede Büyük Fransiz Devrimi’ ni doğuran düşüncelerin etkisi büyük olmuştur.
Bu yeni müziğin, armonik hareket, dinamik ritimsel kontrastlar üzerine kurulu bir biçimi vardı. Bu yeni biçimler senfoni, uvertür, konçerto, sonat ve yaylı çalgılar dörtlüsüdür. (İki kemanla bir viyola ve bir çellodan oluşan)
Melodi bu müziğin biçiminde birincil durumda idi ve müziğe duygusal renkler katan değişik armonilerle destekleniyordu, halk şarkısı ve halk dansı da zengin biçimde kullanılıyordu.
Gerçekte bu yeniliklerin kökleri, daha önceki ve daha az tanınmış bestecilerdir. Fakat J. Haydn ve L.V. Beethoven’ın yanı sıra Mozart, bu yeniliklerin müzik dünyasına egemen olmasını sağlamıştır.
Genç Mozart, hocası J.Haydn’ın da katkısıyla, gerçek bir dünyada gerçek insanların hareket ve duygusal dramlarını yansıtmayı gaye edinen yeni müzik anlayışının zengin olanaklarını çok iyi görüp değerlendirdi; zengin armonileme ve orkestra egemenliği gibi getirdiği yenilikler yanında, çok daha geniş bir yapı dizesi içinde ifade ağırlığını ve değerliliğini belirginleştirme tekniğini ustalıkla kullanmak suretiyle, bu yeni akımın günümüze kadar gelen ölümsüz eserlerini yarattı. Müziğinde dehası, nükteciliği, hüznü ve hırsı anlam buldu.
Mozart’ın tanrısal seslerle ördüğü ölümsüz eserleri, yoğun olarak SEVGİ, NEŞE, COŞKU ögelerini taşımakta, insanları birbirine yaklaştıran DOSTLUK ve KARDEŞLİK duygusunu coşturmaktadır.
Mozart’ın müziği, içinde taşıdığı anlamları kendi sihirli notaları ile kalplerde duyurur. Mozart hayranlarının, “Fakat Mozart başkadır, onun işi kalplerledir. En küçük bir melodisi bile hemen kalbin yolunu bulur” demeleri de bu yüzdendir.
Mozart’ın yaşamı ve müziği üzerinde çalışmalar yapan Çek asıllı Amerikalı müzik bilgini Paul NETTL’in dediği gibi, “Mozart insanlığa firtınalı ruhları sakinleştiren, acılan gideren, monoton ve melankoli dolu zamanı güzelleştiren, insanlara sevinç veren, onlara güzel duyguları aşılayan müziği ile hizmet etmiştir.”
Mozart insanları ölçüsüz derecede seviyordu ve bu sevgisini onlara bıraktığı ses anıtlarıyla kanıtladı. Bu ses anıtlarında üzerinde yaşadığımız dünyanın gerçek anlamını yani İNSAN SEVGİSİ’ni göstermeye çalıştı. “Sevgi, dostluk ve müzikle oluşur. O da, bilgi sahibi, duygu sahibi olmayı gerektirir, yaşamın üstün düzeyine ancak böylelikle varılabilir” diyordu.
Mozart, bütün eserlerinde GÜZELLİK ve SEVGİ’yi daima ön plana çıkarmıştır. Bir çok bestesini çocukluğunda oynayamadığı oyunların özlemini gidermek, tadına varabilmek için adeta onları birer çocuk oyunu yerine koyarak yapmıştır.
Eserlerinin hepsinde yalınlık ve dinginlik egemendir. Bu özellik, eserlerindeki şekil mükemmelliği ile öz derinliği arasındaki harikulade ahenkten ileri gelir. Mozart müziksel ifadede durmadan daha zengin, daha derin ve daha yeni olmaya çalışmıştır. İşte Mozart müziğinin bu dokusu, insan ruhunda Nettl’in de belirttigi etkileri yaratan sihirli gücü ortaya çıkarmaktadır. Piyano için yazdığı eserlerde, melodi zenginliği, olağanüstü aydınlık ve ince bir yapı göze çarpar. Armoni ve melodi yalınlğı içinde soylu, ama çeşitlilik kapsayan bir ruh zenginliğine erişilmiş olduğu görülür. Mozart, “melodi müziğin özüdür” diyordu. Bu yüzden eserlerinin hepsini, dinleyen kalpleri ışıltılarıyla aydınlatacak olan tarifsiz güzellikteki melodilerle bezendirmiştir.
Mozart’ın doyulmaz güzellikte ses dantelleriyle dokuduğu anıtsal eseri “Don Giovanni”yi büyük Alman ozan ve bestecisi Hoffmann, “Operaların operası” diye över ve pek çok müzik eleştirmeni, tarihçisi ve uzmanı da hak verir bu yargıya. Gerçekten de, bu esere türleri arasında belirli bir yer bulmak güçtür. Mozart’ın dram anlayışı ve estetik görüşü yanında, derin anlam ve simgeler taşımaktadır. Eserde Mozart’ın kendi insancıl inancından esinlenmiş bir çabaya yöneldigi ileri sürülür. İşte bu özelliği, “Don Giovanni”yi yüzyılların ötesine itecek, Goethe gibi güç beğenen bir dehaya “müziğin karakteri Don Giovanni gibi olmalı. Faust’u yalnızca bir Mozart besteleyebilir” dedirtecektir.
Eserin uvertürünü, Mozart son anda, ilk temsilden bir önceki gece sabahlayarak yazmış uykuya dalmamak için eşi Constanze’dan yanında durmasını ve dans etmesini istemis. Neden böyle olmuştur? Çünkü, kafasındakileri daha kağıda dökmeden önce bestenin bitmiş olması, Mozart’ın belli başlı bestecilik özelliğidir. Müziğini notaya geçirmesi Q’nun için yalnızca mekanik bir iştir. Dolayısıyla bu işi daima son ana bırakmayı tercih etmiştir. Eserlerinin çoğu, uzun süreli tasarım ve değerlendirmelerin ürünüdür. Bunları, çok sevdiği bilardoyu oynadığı sırada bile, aceleyle kaleme aldığı olmuştur. Bu tutumunu, O’nun sanata karşı gevşek davrandığı biçiminde değerlendirmek yanlış olur. Zira, en hızlı yazdığı zamanlarda bile, el yazısı o kadar açık, seçik ve düzgündü ki, daha sonra temize çekme gereğini hissetmemiştir.
Türk Müziği ve Mozart
Mozart için Türklerin ayrı bir önemi vardır, Türkler için de Mozart’ın. Mozart Türklerle, müzik ve töreleriyle gençlik çağlarından başlayarak ilgilenmiştir. Osmanlıların Viyana’yı kuşatmaları sırasında ve sonrasında, Avrupalılar, özellikle de Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yurttaşları Türklerle yakın ilişkilere girmiştir. Kuşatma dağılıp Viyana kurtulunca, daha önce korkulan düşman artık merak konusu olmaya başlamıştı. Osmanlı giysileri hem erkekler, hem de kadınlar arasında moda olmuş, Mozart’ın da tiryakisi olduğu Türk kahvesi Viyanalıların yaşamına bir daha çıkmamak üzere girmiştir. Mehter takımının vurmalı ve üflemeli çalgıları da Avrupa askeri bandolarını etkilemiş, mehter müziğinden Mozart başta olmak üzere çok sayıda besteci yararlanmıştır.
Türklerle ilgili konular müzikli sahne oyunlarının en gözde malzemesi durumuna gelmiş ve bu gelişme 18. yüzyılda Avrupa’da “Türk Operası” akımını yaratmıştır. Bu akımın sayısı yüzü aşan örnekleri arasında en ölümsüz olanı ise Mozart’ın ‘Saraydan Kız Kaçırma” adlı eseri olmuştur. Korsanlar tarafindan kaçırılarak Osmanlı sarayına ya da paşa konağına satılan bir Avrupalı genç kızın vatanındaki sevgilisi tarafindan bin turlü hile ve desiseye başvurularak kaçırılması temasını işleyen “Saraydan Kız Kaçırma” operası, Mozart’ın Türk müziği motiflerine ve harem hikayelerine olan ilgisinin bir ürünüdür. Bu ünlü eser, Mozart’ın yeni yerleşletiği Viyana’da kendisine duyulan hayranlığın artmasına, imparatorun gözüne girmesine ve Alman operasının İtalyan stilinin egemenliğinden bir ölçüde kurtulmasına yol açmştır.
Mozart’ın Türk müziğinin ritmik, ezgisel ve tınısal özelliklerine duydugu ilgi sadece operalarla sınırlı kalmadı. Dünyanın ‘Türk Marşı diye adlandırdığı ünlü eser, Mozart’ın en sevilen eserleri arasındaki yerini bu yüzyılımızda da korumaktadır. “Türk Marşı” aslında K.V. 331 La major piyano sonatının “Alla Turca” başlıklı son rondo bölümüdür. Benim de çok sevdiğim bu eserle ilginç bir anım vardır: Memuriyetim nedeniyle Almanya’da bulunduğum sırada, sürekli olarak klasik müzik yayını yapan bir radyonun dinleyici istekleri programını izlerken, orada taksi şoförlüğü yaparak hayatı kazanmakta olan bir vatandaşımızın taksisinden radyoyu arayıp bu eserin çalınmasını istemesi ve spikerin bunu büyük bir heyecanla, “İşte çok önemli bir istek! Şimdi dinleyeceğiniz güzel meledilerin kaynağından anlamlı bir dilek!” diye anons etmesi beni derinden etkilemiştir. Görüldüğü gibi, farklı iki ulusun ve kültürün çocuklarına bu ortak heyecanı duyurtan şey gerçekte, “Mozart müziği her kuşakta türlü parıltılala ışıldayan saf altına dönüştü. Onun evrensel düzenle tınlayan müziği, er geç yeryüzü ruhuna katılarak, ruhtan ruha geçerek dünya karmaşasının bitimine yardım edecektir.” diyen Alman müzik bilgini Alfred Einstein’ı da haklı çıkartan, bu müziğin etkileri asırları aşan ve tükenecek gibi görünmeyen evrensel anlatım gücünden ve uluslararası niteliğinden başkaca nedir ki?
Ölümünden bu yana geçen iki asırlık zaman içinde, her kuşak onun eserlerinde bir başka anlam ve güzellikler bulmuştur. Eserlerindeki derin anlam ruhlara işledikçe Mozart’ın insanlığa yardımı daha da önem kazanacaktır


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.