DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 362741-0,33%
Adana
24°

PARÇALI AZ BULUTLU

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Mübarek gecelerle ilgili çeşitli sorular
65 okunma

Mübarek gecelerle ilgili çeşitli sorular

ABONE OL
25 Ocak 2015 20:29
Mübarek gecelerle ilgili çeşitli sorular
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sual: Peygamberin doğumunu yani Mevlid kandilini kutlamak,

mübarek geceler ihdas etmek bid’attir. Hatta bazı İslam ülkelerinde

de böyle bilinir. Çoğunluğa uymak lazım.

CEVAP

İfade tarzınız bir mezhepsizden ziyade bir misyonerin ifade

tarzına çok benziyor. Yoksa mezhepsizler bilmeden misyonerlerin

kuklaları mı oldu? Bir müslüman böyle soramaz. Peygamber

efendimizin… der. Böyle diyorlar, doğrusu nasıldır, gibi sorular sorar.

Siz ise Peygamber, Peygamberin… diyorsunuz. İfadelerinizden o

yüce Peygambere inanmadığınız şüphesi hasıl oluyor. Biz yine sizin

müslüman olduğunuza inanarak, buna göre cevap verelim.

Vehhabiler ve onlara uyan diğer mezhepsiz ülkeler elbette

Peygamber efendimize olan düşmanlıklarından dolayı mevlide

hücum ederler. Allahü teâlânın o mübarek günlere kıymet verdiği

hadis-i şeriflerle sabit. İnsanlar hiç kıymet vermese ne önemi var?

Dünyada müslümanlar çok azınlıktadır. Müslümanların içinde

tesettürlü olanlar da azınlıktadır. Az olduğu için, insanlar değer

vermediği için kapanmaya Allah da değer vermiyor mu demektir?

Çoğunluğa uymak lazım sözü cahillerin uydurmasıdır. Kur’an-ı

kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İnsanların çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan

saptırırlar.) [Enam 116]

Sual: Mübarek gecelerde özel ibadetler yapmak Kur’anın

emrine aykırıdır, bid’attir. Hatta küfür ve şirktir.

CEVAP

Mevlid geceleri Kur’anın emrine aykırı olarak ne yapılıyor ki?

Kur’an okunuyor, Resulullah övülüyor, salevat-ı şerife getiriliyor.

Bunlar Kur’anın hangi âyetine aykırıdır?

Her gece mevlid okunsa yine mahzuru olmaz. Çünkü ibadet

etmek, mevlid okumak, salevat getirmek yasak edilmiş değil ki.

Bid’at, dinin emretmediği şeyi ibadet olarak yapmaktır. Dinimiz,

Kur’an okumayı, mevlid gibi ilahileri okumayı bid’at mı kabul ediyor

da bid’at damgasını basabiliyorsunuz?

Mevlide bid’at diyen sadece vehhabiler ve onların izinden giden

mezhepsizlerdir. Hiçbir ehl-i sünnet âlimi mübarek gecelerde ibadet

etmeye bid’at dememiştir. Bir tane bile gösterilemez. Peygamber

efendimiz de zaten bu gecelerde ibadet etmeyi övmüştür.

Peygamberimize uymayı da Allahü teâlâ bildirmiştir. Resulüme

uyun buyurmuştur. Resulünün emrine uymaya küfür ve şirk demek

vehhabilikten başka bir şey değildir.

Sual: Peygamber Din’e eklenen her şey merduddur demiyor

mu?

CEVAP

Siz hadis-i şeriflere de mi inanıyordunuz? Yoksa işinize gelen

hadislere evet, işinize gelmeyene hayır mı diyorsunuz?

Elbette dine eklenen her şey bid’attir. Bid’at aleyhine yazdığımız

yazılar birkaç cilt olacak kadar çoktur. Çünkü hadis-i şerifte (Her

bid’at dalalettir, sapıklıktır) buyuruluyor. Biz de sapıkların,

mezhepsizlerin vehhabilerin işledikleri bid’atleri açıklıyoruz. Dine

aykırı olmayan şeye bid’at denmez. Dinin haram kılmadığı şeye

haram denmez. Din bir şeye haram dememişse o mubahtır.

Mübarek gecelerde ibadet etmeyi hangi âyet, hangi hadis

yasaklamıştır? O geceler çok ibadet edilse ne olur ki?

Sual: Allah, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet

vermiş diyorsunuz. Allah acımaz (acı, elem duymaktır yani bir nevi

zaaftır. Allah ise zaaftan münezzehtir. Niye böyle söylüyorsunuz?

CEVAP

Demek siz dinden tamamen habersizsiniz.

Bismillahirrahmanirrahim bir âyettir. Bu âyetteki Rahman ve Rahim

kelimeleri esma-i hüsnadandır.

Rahman, dünyadaki her mahluka acıyan,

Rahim, ahirette yalnız müminlere acıyan demektir. Hadis-i

şerifte de buyuruldu ki:

(Merhamet etmeyene Allahü teâlâ merhamet etmez,

acımayana acımaz.) [Buhari]

Kur’anda mealen buyuruluyor ki:

(Acıyıp tevbeleri kabul eden ancak Odur. (Allah’tır) [Bekara

54]

Yine esma-i hüsnadan olan, Rauf ismi, çok merhamet eden,

çok acıyan demektir. Hâşâ siz Allahü teâlâyı merhametsiz acımasız

mı sanıyorsunuz, o ne biçim inanış ki öyle?

Sual: Allah neyi kabul edip etmeyeceğini bize Kur’anda

bildirmiş. Kadir gecesi hariç hangi gece Kur’anda var? Biz

müslümanlar için her gece dua, ibadet, tevbe, istiğfar var. Öyle değil

mi?

CEVAP

Allahü teâlâ neyi kabul edip etmeyeceğini elbette Kur’anda

bildiriyor.

İşte âyet-i kerime mealleri:

(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!)

[Haşr 7]

(O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.)

[Ahzab 36]

(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden

Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]

(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve

Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram

kılar.) [Araf 157]

(Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere

çağırıldıkları vakit: “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin

sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur 51]

(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı

çok şiddetlidir.) [Enfal 13]

(Allah’a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren

[kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi

arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]

Kur’anda, (yalnız Kur’ana uyun) denmiyor, (Allah’a ve Resulüne

uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur’anın açıklaması

olan hadisleri delil saymayan, Kur’anın ifadesi ile kâfir olur.

(Her gece dua, ibadet, tevbe, istiğfar var, öyle değil mi?)

diyorsunuz. Öyle ise hâşâ Allahü teâlâ, Kadir gecesini niye faziletli

kılmıştır, niye bin aydan daha faziletli demiştir? Demek ki müminlere

ikram olsun diye bunu yapmıştır. Onu yapan Allahü teâlâ, Ramazan

gecelerine de Cuma gecelerine de değer vermiştir, Berat gecesine

de bayram gecelerine de değer vermiştir. Resulün getirdiklerini

alın, yasak ettiklerinden sakının buyurmuştur. Ona itaat bana

itaattir buyurmuştur. Peygamber efendimiz de mübarek gecelerin

faziletlerini hadis-i şerifleriyle açıklamıştır. Kur’anı al, Peygamberi

devre dışı bırak. Bu nasıl Müslümanlık?

Sual: Şu anki güya müslümanlar bütün yıl İslam’dan bihaber

olup böyle gecelerde camileri doldurur. Hocalar da efsaneler üfürüp

onları hoooop Cennete bilet satar değil mi?

CEVAP

Bütün yıl dua etsin kim karışıyor ki? Allahü teâlâ hangi gece

daha çok ibadet etmeyi yasaklıyor ki? Cuma, bayram geceleri çok

ibadet etmeyin mi diyor da mübarek gecelerde fazla ibadet etmek

bid’at olsun?

Hocalara niye hücum ediyorsunuz? Hangi hoca efsane

üfürüyor? Bu hocalara iftira değil mi? Hocalar dini bilmiyorsa siz

nereden biliyorsunuz? Cennete bilet satmak ateist tabiridir, hiçbir

hoca Cennete bilet satmaz.

Sual: Allah’ın o mübarek günlere kıymet verdiği hadis-i şeriflerle

sabit diyorsunuz. Kur’anın ruhuna aykırı hadis de olsa kabul etmem.

CEVAP

Bu nasıl Müslümanlık? Buna Kur’anın ifadesiyle kâfirlik denir.

Dinimizde kudsi hadis diye bir şey var. Söz Allah’ın, kelimeler

Resulünün. Siz hadis-i kudsileri de mi inkâr ediyorsunuz? Resulullah

namazı Allah’ın vahyettiği şekilde mi kıldı, yoksa kendi mi uydurdu?

Namaz nasıl kılınır, rekat sayıları nedir, vacipleri nedir, sünnetleri

nedir, mekruhları nedir, namazı bozanlar nedir? Bunlar açıkça

Kur’anda bildirilmedi. Allahü teâlâ bunların hepsini Resulüne bildirdi.

O da bize açıkladı. Eğer Kur’anı herkes anlasa idi, Peygambere

lüzum kalmazdı, Allah bir kitap gönderir alın bununla amel edin

derdi.

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:

Nahl suresinin 44. âyetinde, (İnsanlara indirdiğimi onlara

beyan eyle) buyuruldu. Beyan etmek, açıklamak demektir. Âlimler

açıklayabilselerdi ve Kur’an-ı kerimden ahkam çıkarabilselerdi,

Allahü teâlâ Resulüne, sana vahiy olunanları tebliğ et der, beyan

etmesini emretmezdi. (Mizan-ül kübra)

Kur’anda yemin kefareti bildirilmiş, fakat oruç kefareti

bildirilmemiştir, onu Resulullah bildirmiştir. Resulünün bildirdiği her

şeyi inkâr mı edeceğiz?

Mübarek gecelerden Kadir gecesinin fazileti Kur’anda bildirilmiş,

diğer geceleri ise Resulü bildirmiştir. Resulünün bildirdiklerini böyle

inkâr ederseniz ortada din mi kalır?

Namazı nasıl kılacağız, orucu nasıl tutacağız, zekatı kaçta kaç

vereceğiz? Bunları Resulü, Nahl suresinin 44. âyetindeki emir

gereği açıklamıştır. Siz Allah’ın bu âyetine inanmazsanız ve

Resulünün açıklamasını kabul etmezseniz, Kadir gecesinden başka

mübarek gece yok derseniz, Resulullahı ve Onun vârisleri olan

İslam âlimlerinin hepsini yalanlarsanız o zaman sizinle nasıl

konuşabiliriz ki?

Siz Allah Resulünü ölçü almıyor musunuz? Sizin âlimlere

itimadınız yok mu? Sizin inandığınız bir mezhep veya bir âlim var

mı? Açıkça konuşun. Biz istisnasız ehl-i sünnet âlimlerinin hepsini

kabul ediyoruz. Dört mezhebi de hak biliyoruz. Siz neye

inanıyorsunuz? Ölçünüz ne?

Kur’andan sizin anladığınız ölçü oluyorsa, niye İmam-ı a’zam

hazretlerinin anladığı ölçü olmasın?

Sizin anladığınız din oluyor da, dört mezhep imamının anladığı

niye din olmuyor?

Siz kimsiniz?

Reşat Halife denilen ve peygamber olduğunu açıklayan bir

zındık, bir 19 hurafesi buluyor ve 19 un katına uydurabilmek için

Tevbe suresinin son iki âyetini inkâr etme cüretini gösteriyor.

Bir ateist ve bir misyoner, Kur’an Allah kelamı değildir ve

Kur’anı Allah korumamıştır, Kur’an değişmiştir dedi. Sonradan (Biz

Kur’anı indirdik onu koruyacak olan da biziz) diye bir âyet

uydurmuşlardır dedi. Sahabeler Kur’anı değiştirdi dedi.

Aslında siz de bunlar gibi demek istiyorsunuz. Çünkü eshab-ı

kiramın ittifakla bildirdikleri hadisleri inkâr edince, onlara itimat

etmeyince, onların ittifakla topladığı Kur’ana nasıl inanırsınız ki?

Misyonerin bana sorduğu soruyu soruyorum: Sahabenin Kur’anı tam

olarak topladığını bana nasıl ispat edersiniz?

Eshaba itimat etmezseniz hadisleri de inkâr etmeniz doğaldır.

Hadis-i kudsi diye bir şey yok diyebilirsiniz. O zaman Kur’ana da

otomatikman şüphe ile bakmanız gerekir. Aynı insanların topladığı

Kur’ana inanıyorsunuz da hadislere niye inanmıyorsunuz? Onlar

Kur’anı bildirdikleri gibi, hadisleri de bildirdiler. Kur’anı inkâr,

tevatürü inkâr olacağı için küfürdür, hadislerin de tevatür olanlarını

inkâr küfür olur.

Benim size sorum:

Siz niye Resulullaha ve Onun sahabesinin bildirdiklerine

inanmıyorsunuz da yalnız Kur’an diyorsunuz? Resulullah, (Allah

böyle buyurdu) diye birçok hadis bildiriyor, (bu âyet) diyor (bu da

kudsi hadis) diyor. Biz onun kudsi hadis dediklerine inanmazsak,

âyet dediklerine niye inanacağız ki? Hâşâ kudsi hadis konusunda

yalan söylerse, âyette de söyler.

Siz bu zihniyet ile 1400 seneden beri gelen âlimleri bir kalemde

sıfırlıyorsunuz. Milyonlarca hadisten inandığınız tek hadis var mı?

Resulullah size göre 23 sene hiç konuşmadı mı? Hep sustu mu?

Allah’ın emri olan Kur’anı açıkla âyetine rağmen emrini dinlemedi

mi? Açıkladı ise nerede bu açıklamalar? Siz niye bu açıklamalara

inanmıyorsunuz? Ve O açıklıyor ki mübarek geceler şunlardır diyor.

Bunu inkâr etmekle elinize ne geçecek? Resulullaha düşmanlık

yapmakla ne kazanacaksınız, siz bir misyoner misiniz, ateist

misiniz? Yoksa Kur’ana inanan insan böyle şeyler konuşamaz.

Çünkü Kur’anın birçok âyetinde Resulüme uyun, O kendiliğinden

konuşmaz, Onun her sözü vahye dayanır buyuruluyor. Sizin

Kur’ana inanmadığınız pek açık, inansanız Resulünkilere de

inanmanız gerekir.

Sual: Allah, kullarına bildirdiğini sadece Kur’an ile bildirir. Kur’an

dışılıklarla uğraşmamak gerekir. Öyle değil mi?

CEVAP

Gördünüz işte, bakın, Allah (açıkla) diye emrediyor,

Peygamberi açıklıyor, siz buna Kur’an dışı diyorsunuz, açıkça

Allah’ın açıkla âyetini inkâr ediyorsunuz. (Resulüme uyun) âyetini

inkâr ediyorsunuz. Sizin gibi münkirlere cevap vermek yersizdir.

Ancak bu mailler sitelere konacağı için yazıyoruz. Yoksa Ebu

Cehilin mucizeleri inkâr ettiği gibi siz de, Kütüb-i sitteyi bir kalemde

Kur’an dışılıkla suçluyorsunuz. Bizim size sözümüz yoktur, bizim

sözümüz Kur’ana ve ona inanan insanlaradır.

Sual: Peygamberi inkâr veya aşağılama tehlikeli olduğu gibi

aşırı derecede yüceltme, olduğundan öte ulaşılamayacak bir varlık

gibi göstermek de o kadar tehlikeli değil mi?

CEVAP

Hangi müslüman Onu olduğundan daha daha fazla göstermiştir

ki? Onda görülen mucizeleri anlatmak küfür müdür? Elbette

mucizeye hiç kimse erişemez, o erişilemez insan idi, Peygamber idi.

Peygambere erişilir mi? Siz Onu sıradan bir insan gibi

görüyorsunuz. Allah’ın izni ile bir anda yedi kat semaya gidip geldi,

buna kim ulaşabilir? Allahü teâlâ Ona öyle ulaşılamayacak vasıflar

vermiş ki bütün Peygamberler bile gıpta ediyor ve sizin gibiler de

Onu o kadar yüceltmeyin kâfir olursunuz diyor.

Sual: Ben hadisi inkâr edebilirim ama bu benim dinden çıkmamı

gerektirmez. Çünkü Peygamberin gerçekten dediğini nerden

biliyoruz?

CEVAP

O zaman hiçbir hadis-i şerife inanmayın. Peki Kur’ana ilave

veya çıkarma yapılmadığını nereden biliyorsunuz? Allah’ın dediğini

gerçekten bilmiyorsunuz. Sahabeler ittifak etti diye kabul

ediyorsunuz. Ama kimi de sizin hadis mantığını ölçü alarak biz

Kur’anın tamamının yazıldığını nereden bilelim, keçi yemiştir,

yanmıştır, yırtılmıştır diyorlar. Tevbe suresinde de eksiklik var

diyorlar. Peygamberin söylediğini bilmiyorsunuz da Allah’ın

söylediğini nereden biliyorsunuz? Sahabeler derseniz hadisi de

sahabeler bildirdi. Birine inanıp ötekine inanmamak akıl işi değildir.

Sual: Kur’an varken mezhebe de lüzum yok. Hadislere değil,

Kur’ana uymak gerekir. Böyle değilse aksini ispat edin bakalım?

CEVAP

Hadisler, Kur’andan ayrı değildir. Kuran-ı kerimin açıklamasıdır.

Allahü teâlâ buyurdu ki:

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiklerinden sakının!)

[Haşr 7]

(İndirdiğimi insanlara açıkla!) [Nahl 44]

Âlimler de, âyetleri açıklayıp Kur’an-ı kerimden hüküm

çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahiy

olunanları tebliğ et) derdi. Ayrıca açıklamasını emretmezdi.

Resulullah, Kur’an-ı kerimde, kısa ve kapalı olarak bildirilenleri

açıklamasaydı, Kur’an-ı kerim kapalı kalırdı. Hadis-i şerifler

olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, rüku ve

secdede okunacak tesbihler, cenaze ve bayram namazlarının kılınış

şekli, zekat nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinmezdi.

Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı.

Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Mezhep imamları, hadis-i

şerifleri açıklamasaydı, sünnet kapalı kalırdı. Sünneti, müctehid

âlimler açıklamış, böylece mezhepler meydana çıkmıştır.

Mezhep nedir? Bir müctehidin edille-i şeriyyeden elde ettiği

bilgilere, o müctehidin mezhebi denir. Sahabelerin tamamı müctehid

idi. Hepsinin de mezhebi vardı. Bu mezheplerden yalnız dördü

kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Dört mezhep arasında

amelle ilgili farklı ictihadlar, işlerimizi kolaylaştırmaktadır. Her

Müslüman, durumuna göre, kendisine kolay gelen mezhebi seçer.

Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, her

şey açıkça bildirilirdi. Böylece, mezhepler hasıl olmazdı. Kıyamete

kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her müslüman için

tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, yaşamaları güç olurdu.

Allahü teâlâ ve Resulü, müminlere merhamet ettikleri için, bazı

işlerin nasıl yapılacağı, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açık

bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak farz ve sünnet

olurdu. Farzı yapmayanlar günaha girer, kıymet vermeyenler de

kâfir olurdu.

Bugün dört mezhepten birine uymak gerekir. Çünkü, Eshab-ı

kiramın ve diğer müctehidlerin mezhepleri tam olarak bilinmiyor.

Dört mezhep, tam bilindiği ve kitapları her yere yayılmış olduğu için,

dört mezhepten birine uymak şarttır. Mezhepler rahmettir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Âlimlerin farklı ictihadları, [mezheplere ayrılmaları]

rahmettir.) [Beyheki]

(Âlimlere tabi olun!) [Deylemi]

(Âlimler, Peygamberlerin vârisidir.) [Tirmizi]

Bir Müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir

meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebe uyarak, bu işi kolayca

yapar. Mesela Şafiiler, hacda kadına dokununca abdestleri bozulur.

Bunun için Hanefi’yi taklit ederek haclarını yapıyorlar. Bu apaçık bir

rahmettir.

Bazıları da, (Mezhep gereksizdir, Peygamber ve Sahabenin

mezhebi mi vardı?) diyor. Bu söz, (Kuvvet komutanı, hangi bölüğün

eridir?) veya (Fizik öğretmeni, hangi sınıfın talebesidir?) demeye

benzer. Çünkü Sahabenin her biri, mezhep imamı idi. Resulullah

efendimiz ise, kâinatın hocası idi.

Mezhepsizler kendisini Resulullah gibi zannedip, o sünni veya

şii değildi biz de öyleyiz diyorlar. Temsilde hata olmasın, Resulullah

genel kurmay başkanıdır, ondan başka ordunun başı yoktur. O

hangi ordunun subayıdır denmez. Kuvvet komutanı da denmez. O

onlardan da üstündür. Mezhep imamları kuvvet komutanları gibidir.

Mezhebe tâbi olanlar da diğer askerler gibidir. Bir askerin kendisini

kuvvet komutanı gibi görmesi yani İmam-ı a’zam gibi görmesi çok

anormal bir şeydir. Yahut daha ileri giderek genel kurmay başkanı

gibi görmesi deliliktir. Mezhepsizler de Peygamber sünni veya şii

değildi biz de öyleyiz demeleri Onunla boy ölçüşmeye kalkmak olur.

Bu dünya işlerinde bile böyle iken, yani bir er, genel kurmay başkanı

ile mukayese bile edilmezken, nasıl olur da özel peygamberlik

verilen bir kişi ile mezhepsiz insan mukayese kabul eder?

Bir de bir subay general oluncaya kadar hangi sınıfta ise onun

adı ile söylenir. Mesela Topçu albay, piyade yüzbaşı gibi. General

olunca artık sınıfı olmaz. Sınıflar üstüdür. Bir er veya astsubay veya

subay çıkıp da, generalin sınıfı yok o da insan benim niye sınıfım

var diyemez. Bunun gibi bir kimse de eshab-ı kiramın mezhebi

yoktu, imam-ı Evzainin mezhebi ne idi diyemez. Onlar müctehiddir,

müctehidin mezhebi kendi mezhebidir. Nasıl generallerin sınıfı

yoksa mutlak müctehidlerin de mezhebi kendi mezhepleridir. Sen

kalkıyor İmam-ı a’zam ile falan değil bizzat Resulullah ile kendini

mukayese etmeye kalkıyorsun o sünni şii değil de ben de öyle

olacağım diyorsun, o bize örnek diyorsun. Örnek alınacak kısmı var,

örnek alınamayacak kısmı var. Sen hâlâ genel kurmay başkanı

olmaya Resulullah ile kendini mukayese devam ediyor musun?

Yoksa bir mezhebi kabul ediyor musun?

(Mezhebe, hadislere uymam, sadece Kur’ana uyarım) demek,

(Kanunlara, tüzüklere uymam, Anayasaya uyarım) demek gibi

yanlıştır. Çünkü Anayasada her hüküm, her ceza bildirilmemiştir.

Anayasa, kanunlara havale eder. Kanunlardan da tüzükler,

yönetmelikler çıkmıştır. (Anayasa varken, kanuna lüzum yok) demek

yanlış ise, (Kur’an varken, mezhebe lüzum yok) demek, daha çok

yanlıştır.

Kanunlar, Anayasaya uygunsa, mezhepler de, Kur’an-ı kerime

ve hadis-i şeriflere uygundur. Hiç kimse, (Madem, mezhep, Kur’an

ve sünnetin açıklamasıdır. Ben de açıklar bir mezhep kurarım)

diyemez. Çünkü bir kimsenin, (Doktor olmak, tıp kitabı, kimyager

olmak için de kimya kitabı okumak yeter) diyerek eline aldığı bir tıp

ve kimya kitabı ile doktorluk yapmaya, ilaç imal etmeye kalkışması

ne kadar yanlış ise, (Ben de Kur’andan, hadisten hüküm çıkarırım)

demek daha yanlıştır.

Evet, mezhepsizseniz açıkça söyleyin. Siz generalliğe değil

genel kurmay başkanlığına hatta ondan da ileri gitmeye

çalışıyorsunuz. Peygamberin sünnetini bilemeyiz diyerek ona bile

uymayı kabul etmiyorsunuz. 1400 senedir gelen icmaya karşısınız.

Âlimler dört mezhepte icma etmedi mi? Ben icmaya inanırım

diyorsunuz arkasından ben onun icma olduğunu nereden bileyim

diyorsunuz. Hadise inanırım fakat Buhari’deki hadislerin sahih

olduğunu nereden bileyim diyorsunuz. Kur’anın da Allah’ın kelamı

olduğunu nereden bileyim diyeceksiniz bu gidişle. Çünkü âlimler

mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür buyuruyor.

Toplu tebrik göndermek

Sual: Bayramlarda, Kandillerde, Cuma günlerinde, mail

grubunuzun üyelerine, toplu olarak tebrik gönderiyorsunuz. Bizim

de, herkesin mail adresini yazıp, arkadaşlarımıza, büyüklerimize,

toplu olarak tebrik göndermemiz uygun olmaz mı?

CEVAP

Bunun iki sebebi vardır:

Birincisi, genelde mailleri gizlemeyi bilmeyenler böyle toplu

mail gönderiyorlar.

İkincisi mail adresleri gizli yere yazılsa da, mail adresleri

görülmese de, topluca gönderildiği belli oluyor.

Bir öğretmen talebeleri toplayıp, (Hepinizin bayramını

kutluyorum) dese, orada diğer öğretmenler ve müdür de olsa,

onlarınkini de böylece kutlamış olsa, uygun olmaz. Müdüre, odasına

gidip kutlamak gerekir. Diğer birkaç öğretmenle de özel olarak

tebrikleşmek gerekir.

Büyük küçük, âmir memur, ast üst farkı gözetmeden, herkese

topluca tebrik göndermek uygun değildir. Bilhassa, büyüklerimize,

özel olarak tebrik göndermek gerekir. Bazen görüyoruz, üç kişiye

tebrik gönderiliyor, üçü bir arada yapılıyor.

Mail yazmak, o kadar zor değildir. Üçüne de ayrı gönderilebilir.

Özel mail gönderilince, muhatabımız, kendisine özel bir değer

verildiğini anlar.

Biz, (Dinimiz İslam) mail grubumuzdaki üyelere, toplu olarak

tebrik gönderiyoruz; ama bunda bir zaruret vardır. On binlerce

üyenin hepsine teker teker yazmak, elbette imkânsız denecek kadar

zordur. Buna rağmen, bize özel tebrik yazan her okuyucuya

istisnasız, biz de özel cevap veriyoruz.

Sual: Bayramlar, kandil geceleri, Cuma günleri zaten mübarek

değil mi, niye (Mübarek olsun) deniyor?

CEVAP

Evet mübarektir. Bayramın, kandilin veya Cuman mübarek

olsun demek, bu günler, senin için hayırlara vesile olsun, yaptığın

ibadetler makbul olsun, günahların affolsun anlamında çok güzel bir

duadır.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.