Muhammed bin Abdulaziz Hazretleri

Muhammed bin Abdulaziz Hazretleri

İslam tarihinde Hazreti Ömer’den sonra adaleti ile iştihar etmiş olup da parmakla gösterilecek bir zat varsa o da Ömer bin Abdülaziz Hazretleridir. Ömer bin Abdülaziz Hazretleri hicri 60 yılında dünyaya gelip hicri 101 yılında ahirete irtihal etmiştir. 


Ömer bin Abdülaziz bilindiği üzere Hazreti Ömer’in (radiyallahu anh) torunudur. Hazreti Ömer Efendimiz bir gün Medine’de geceleyin sokakları denetlerken bir evden bir ses duyar. Sesin diğer ucunda bir anne ile kızı arasında geçen şöyle bir diyalog söz konusudur. Anne kızına “Kızım süte biraz su koyuver!” deyince, kızı “Anneciğim bilmez misin Halife Ömer süte su koymayı yasakladı?” der. Bunu duyan anne “Kızım şu anda gördüğün gibi gece. Halife nereden bilecek senin süte su koyduğunu?..” deyince kızı “Anneciğim doğru söylersin, bu saatte halife benim süte su koyduğumu bilemez; fakat ya kendisine her şey her an ayan beyan olan Müheymin Allah’ı işin içinden nasıl çıkaracağız” der. Ve daha sonra Hazreti Ömer oğlu Asım’a bu kızı nikâhlar. Hazreti Ömer’in bu kızdan bir kız torunu olur ve işte bu kız torun da Ömer bin Abdülaziz’in annesi olacaktır. 

Ömer bin Abdülaziz’in babası Abdülaziz bin Mervan, zamanında Mısır valisi olarak vazife yapmıştır. Mısır’a vali olarak giden Abdülaziz, yanında oğlu Ömer’i de götürür. Ömer bin Abdülaziz daha sonra Medine’ye geçerek orada devrinin büyük âlimlerinden ders almıştır. Bu âlimler arasında Enes bin Malik ve Said bin Müseyyeb gibi ilimleri ile kendi devirlerinde Cezire-yi Arap’ta iştihar edenler de vardır. 

Babası Abdülaziz vefat edince devrin halifesi olan amcası Abdülmelik ona kendi kızını nikâhlamıştır. Ömer bin Abdülaziz’i amcası Abdülmelik, Haremeyn (Mekke-Medine) valiliğine atamıştı. Vilayet gibi ağır bir mükellefiyetle karşı karşıya kalan –Hele bu vilayet yeri Allah’ın matmah-ı nazarı olan Mekke ve Medine gibi iki aziz şehir ise– adil Ömer ilk olarak Medine’nin ileri gelen ilim adamlarını toplamış ve onlara “Kardeşlerim, bütün işlerimde sizlerle istişare yaparak hareket edeceğime söz veriyorum. Ben sizi buraya çağırdım ki bu zor vazifede siz bana birer muavin, yardımcı ve müşavir olasınız. Ben size adil bir vali olacağıma, memurlarımı en güzel bir şekilde ahalimin hizmetinde kullanacağıma söz veriyorum!” demiştir. Kendilerini bir anda halifeye birer zahir, birer muavin bulan taife-yi ulema onun idaresinden ve adalet gibi gerçekleştirilmesi hakikaten zor olan bir mesele hakkında halifeden söz almalarından mesrur olmuşlardı. Öyle ki Efendimiz’in kendisine “Allah sana uzun ve bereketli bir ömür versin” diye dua ettiği Enes bin Malik Hazretleri “imamlık yapmakta Allah Resulüne ondan daha fazla benzeyenini görmedim” demiştir. Onun Medine’de yaptıkları insanlara güven verme, halkın devlete karşı güvenini artırma vb. yanında Medine’ye yaptığı fiziki hizmetler ile devam ettirilebilir. Vilayeti zamanında Medine’nin Gülü’nün istirahatgâhına da çeşitli hizmetlerde bulunmuştur. Mescidin genişletilmesi sırasında Hazreti Ömer’in ayağı açılmış ve oradakiler onu sanki yeni vefat etmiş zannetmişlerdi. Efendimiz’e olan karabeti, adaleti ile iştihar ettiği müddet-i hilafeti ve şehitlikle taçlandırdığı hayatına Allah bir ikram olarak ona daha kabirde başlayan ahiret saadeti nasip eylemişti. İşte Medine’deki halkın memnuniyeti bir anlamda ona halifelik yolunda referans olmuştur. 

Adalet mülkün temeli, devlet idaresinin olmazsa olmaz bir rüknüdür. Haddizatında adaletle yükümlü olarak sadece devlet reislerini veya toplum üzerinde söz söyleme hakkı olanlar için düşünürsek yanılmış oluruz. O aslında toplumda bütün fertlerin mesul olduğu bir mevzudur. Adaletin tam olarak sağlanması gereken birimlerin başında aile gelmektedir. Bazen ailelerde evlatlar arası ayrım yapılmakta ve bunun neticesinde bazı çocuklar kendilerini ikinci sınıf insan olarak görmekte ve aile içindeki adaletsiz yönetim o çocukların ileride ortaya çıkacak istidatları üzerine adeta birer set çekmektedir. 

İslam taraflar arasında eşitliği değil adaleti emreder. Bazen eşitlik bile toplumda çeşitli fitnelere yol açabilir. Kâinata baktığımız zaman da zaten onun her tarafında adaletli bir tanzim ve tensibin nümayân olduğunu görürüz. Kuran perspektifinden mesele bakacak olursak adalet; bütün yolların tıkandığı hengâmede adeta çölde bulunan bir ab-ı hayat, denizde boğulmasına ramak kalan birisine atılan bir can simididir. Problemler gelir ve en sonunda adaletli bir elde vuzuha kavuşuverir. Kuran, toplumun temel taşı olan fertlerin karşı karşıya olduğu ufak bir meselede dahi hemen adaletli iki şahsa müracaat edilmesini emretmiştir. Zaten O’nun en büyük mübelliği, müfessiri olan Efendimiz’in hayatında da biz mahza adil bir portre görürüz. Ganimet dağıtımında kendisine “adil ol” denildiği zaman “Ben de adil olmaz isem gayrı kim adil olur” der. Yine biz O’nun kutlu beyanları içinde adaletli yönetimi (adil hükümdar) bu dünyada evladına karşı son derece merhametli olan anne-babanın evladından hak iddiasında bulunacağı o günde sıratı atlatan bir burak gibi görmekteyiz. 

İşte fertler ve toplumlar için bu kadar öneme haiz olan adaleti sağlamak da her babayiğidin harcı değil. “Bihasebil mağrem el-mağnem” kaidesince yani bir şeyin zorluğu nispetinde güzelliği vardır. Dolayısıyla gerçek adaleti sağlamak zor olduğundan toplumda adaleti gerçekleştirenler de Allah katında önemli bir yere sahip oldukları gibi insaflı insanlarca da asla unutulmamışlardır. 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Enbiya Suresi 96'daki Yecüc Mecüc Nedir?

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın