Mülk Suresi’nde gökler, kandiller ve Şeytanlar

Mülk Suresi’nde gökler, kandiller ve Şeytanlar

Mülk Suresi’nin 3’ncü ayetinde diyor ki: ”Ellezî halaka seb’a semâvâtin tıbâkan”. Yani, O zat öyle bir zattır ki, yedi göğü birbiri üstüne geçen katlarla yarattı.

‘O zat’, sonsuz kudret sahibi bildiğimiz Allah’tır.

‘Semavat’, biri diğerinin üstünü kaplamış gökler demektir. Atmosferin bugünkü belirlenen yapısı, biri diğerinin üstünü kaplamış gaz katmanlarıdır. Tüm katların yeryüzünden Uzay’a doğru kalınlığı 10 bin 780 km olduğu hesaplanmıştır. Bkz: https://www.bilgicik.com/yazi/atmosferin-katmanlari/

Ayet, o zamanda, semavattan bahsetmişse, yüzyıllar ötesindeki meydana gelecek bir olayı veya olayları ima etmiş demektir.

Mülk Suresi’nin 5’nci ayetinde diyor ki: ”Ve lakad zeyyennâ‘s-semâe’d-dünyâ bi mesâbiha…”. Yani, Dünya’nın semasını kandillerle donattık, süsledik.

Edebiyat konusunda güzel bir benzetme bilinir bu.

”Semae’d-dünya” tamlaması, üzerinde yaşadığımız dünya gezegeninin göğü demektir. Bir biri üstüne binmiş yedi katlı atmosferin deniz seviyesinden yukarıya doğru 8 veya 10 km’ye kadar olan kısmıdır.





‘Mesabiha’ sözcüğü etrafını ışık verip aydınlatan anlamındaki misbah sözcüğünün çoğuludur. Misbah, elektiriğin olmadığı zamanlarda ‘kandil’ olarak bilinmiş. Günümüzde lamba veya ampul olarak biliniyor. Floresanlar bile ‘misbah’ sözcüğü kapsamındadır.

‘Zeyyene’ fiili, bir şeyi güzelleştirme hareketini anlatır.

Dünya’nın medeni olan bölümleri 20’nci yüzyılda misbahlarla donatılmış ve güzelleşmiştir. Atmosferin en üst katmanından Dünya’ya bakıldığında,  vakit gecedir lakin ışık huzmelerinin ortaya çıkardığı şahane bir durum vardır. Misbahlar, elektrik enerjisiyle parlamaktadırlar; atmosferin ilk katmanında yeryüzünü ışıl ışıl yapmaktadırlar.

”Semae’d-dünya”, deniz seviyesinden yukarı 8 veya 10 km olduğuna göre,  daha ileriki zamanda, atmosferin bu aralıktaki bölümünün, elektrik enerjisiyle parlayan lambalardan da öte donatılacağı akla gelir.

Misbahlar, yeryüzüne yakın göğü süslemişler demek, ayeti anlamada yeterli midir?

Ayetteki ”Caalnâhâ rucûmen li’ş-şeyâtin” kelimesi, toplumların huzurunu bozmaya yeltenenlerin, misbahlar sayesinde engelleneceği işaretini de veriyor.

‘Şeyatin’, hak anlayışından uzak kimselerdir. Huzur bozuculardır. Bunlar hanelere tecavüz eden, eşya veya ürün çalan ipsiz-sapsız denilen guruhtur. Göğün misbahlarla ışıklandırılması, gece karanlığını fırsat bilen o gruhun toplumu rahatsız eden faaliyetlerine fırsat vermeyecektir.

Ayetin son kelimesi şöyle: ”Atednâ lehüm azabe’s-saıır”. Yani, ‘şeyatin’ adı verilen o ipsiz sapsız gruha ateş azabını hazırladık.

‘Saıır’ sözcüğüne meallerde ‘ateş’ anlamı veriliyor. Lakin, ‘saıır’ sözcüğü, odunun kömürün yandığı ateş anlamında değildir. Bu ateş, devlet gücünün gözükmesiyle fertleri yakan ateştir. Belaya düşen kişiyi ‘yandım Allah’ diye sizlatan ateştir. Şeyatin denen guruh, toplumun huzurunu bozup canlar yaktığında, devletin gücü tepelerine binip onları derdest eder. Devlet gücü gerekirse silah kullanır şeyatinin özgürlüğünü yakar sona erdirir.

Göğün, kandillerin ve şeytanların içinde olduğu bu konuya başka ne girer?

Mülk Suresi’nin 6’ncı ayeti diyor ki; ”Ve lillezîne keferuu bi rabbihim azabü cehennem”. Yani, Rabbi ret edenler için cehennem azabı var.

‘Kefere’ fiili, doğru olanı ret etme, yanlışta ısrar etme hareketidir.

Doğru olan şeyler ülkenin düzeni için topluma bildirilenlerdir. Hukuktur.

Doğruları ret edenler, dünyalıklarından vaz geçemedikleri için, ‘şeyatin’ denen ipsiz sapsız güruha musamaha edeceklerdir.

‘Şeyatin’ denen gruha layık olan ‘saıır azabı’ iken, onlara musamaha edenlere, belki onları teşvik edenlere layık görülen cehennem azabı olacaktır.

Cehennem azabı denen şey, toplumdan tecrit edilmedir; özgürlüklerin kullanılmamasıdır.

İbrahim Faik Bayav 
(25.04.2020 09:15)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN