Müslüman Bilinenler Cennete Girer mi? 

Müslüman Bilinenler Cennete Girer mi? 

Arkadaşımız ”Müslüman olmayanlar cennete girer mi?” diye sordu.

Cevap: Girmemesi lazım.

Ortadoğu karmakarışık iken, ülkemizde savaşa girilecek endişeleri var iken, bu konu nereden çıktı?

Şuradan çıktı: Arkadaşımızın anlattığına bakılırsa, Türkiye’de, ”Yahudiler ve Hristiyanlar cennete girer mi girmez mi” tartışması oluyormuş. Almanya’da ise, ”Allah’a inanmasa da güzel işler yapanların müslüman sayılacağı” iddiası var imiş.

Dindarların yıllardır bağırageldikleri fikir özgürlüğü var Arkadaşım! Kim neyi biliyor, kim neyi tahmin ediyorsa, söyleyecek.

Arkadaşımız, bunların yanlışlığı veya doğruluğu hakkında kanaatını dile getirmemiş. Dile getirdiği şey, Bediüzzaman’ın fikirlerini ortaya koymaktan ibaret. Gerçi, bir kaç ayet ve hadis meali de anlatısının arasına koymuş ama, o ayetlerin açıklanması gerekliliğine hiç değinmemiş.

Müslüman olmayanların cennete girmemesi lazım, dedik. Öyleyse müslümanın nasıl bir kimse olduğunu bilmemiz gerekir.

Ama önce Arkadaşımız’ın kullandığı iki cümleye bakalım:

Uyarısı şu: ”Kimin cennete girip girmeyeceğini sadece ve sadece Allah bilir”. 

Allah mutlaka bilir. Peki bir çok surede cennete ve cehenneme ulaştıracak tavırların anlatılmasının sebebi nedir? Laf olsun diye mi anlatılıyor Kur’an’daki cennetlik ve cehennemlik tavırlar? O anlatımlar, aklı başında olanlara, kimlerin cennete ya da cehenneme gireceklerini bildirme amaçlıdır. Eğer, ”cennete kimlerin girip girmeyeceğini sadece ve sadece Allah bilir” hükmü verilirse, Kur’an’daki o kadar anlatım boşluğa itilmiş olur.

Şu cümlesi ise sakat Arkadaşımız’ın: ”İslam alimleri her konuda olduğu gibi kendi düşüncelerine göre hareket etmezler, ayet ve hadisleri ele alarak doğruyu bulmaya çalışırlar”.(Cemil Şahinöz Moralhaber 08.03.2013)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  PANDEMİ OLMUŞUZ!

İlmi edinen herkes alimdir. Kendi düşüncelerini ortaya koyma aşamasına geldiklerinde mütefekkir olurlar. Bunlar, Allah’ın övdüğü ‘aklını işletenler’ katagorisine girerler. Bu durum, buldukları doğruları tavsiye etmelerini gerektirir. Ama yazık ki ilim edinenlerin pek çoğu bu katagoriye girmeye yanaşmıyor.

Alim olanlar ayet ve hadislerin dışındaki eserlerden de doğruları bulabilirler.

İslam aliminin özelliği, bulunan doğrulara kendini adapte etmesidir.

Her doğru, toplumu cennete yaklaştırma özelliği taşır. Tabi toplum doğruları bulan alime güvenip inanacaksa. Örnek vermek gerekirse, hava kirliliğini önleme çalışmaları, depremden yıkılmama projeleri, ulaşımda hız katetme düşünceleri, veya iş kazalarını azaltma hareketleri söylenebilir. Günümüzde bunlara yakışır doğrular ayet ve hadisler ele alınarak bulunmuyor. Bilakis ayet ve hadis ezberleyenler, ezberleriyle kendini yükselmiş sananlar, oluşan bu dağrularla rahat yaşama kavuşuyorlar. Burada ‘müslüman’ tanımı, doğruların reddedilmemesiyle, ya da doğruları oluşturanlara inanmanın istismar edilmemesiyle gerçekleşecektir.

Günümüzde iktidarda bulunan partinin ilimadamı (profesör) bilinen mensubu, üniversitede talebelere doğruları gösteren bir kitap yazmış. Vakta ki bu partiden politikaya atılıp koltuk kazanmış; kitapta talebelere öğrettiği doğruların tam tersini yapmaya başlamış. O zaman sormuşlar gazeteciler: Kitapta doğruyu böyle gösterdiğiniz halde niçin tersini yapıyorsunuz? O da cevap vermiş: İlimadamı kişiliğim öyle politikacı kişiliğim ise böyle yapmamı gerektiriyor.

Ya!.. İşte böyle! Adam islam dışı alim olduğunu cümle aleme duyurduğu halde, Bediüzzaman’dan ders aldığı bilinen cemaat mensupları, bu gibi kişilerin yürüttüğü partiyle mutluluğa erişeceklerini, cennet kazanacaklarını sanıyorlar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SEN DÖNÜNCEYE KADAR!

Son söz: Bediüzzaman Said Nursi’den bahsedecek arkadaşlar, O’nun anlatmak istediğini kavrayamazlarsa, müslüman bilinmeleri işe yaramaz, cennet yerine sadece havalarını alırlar.

İbrahim Faik Bayav

 

Bu makale 13 Mart 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın