Nebe Suresi’ndeki ‘Büyük Haber’ Nedir? 

Nebe Suresi’ndeki ‘Büyük Haber’ Nedir? 

Neyi soruşturuyorlar, sorusuyla başlıyor Nebe Suresi. Soruşturulan şey, duyulan ama inanılması güç büyük bir haber. Belli ki haberin içeriği kavranamamış.

 

Büyük haber, toplumda saygın bilinen Hz. Muhammed tarafından seslendirilmiş. Saygın, asla yalana tevessül etmeyen biri tarafından söylendiği için de duyanların şaşkın olmasına yetmiş.
Soruşturma, görüş bildirme aşamasına gelmiş olmalıdır. Görüşler, ‘tahmin’ olduğundan ve her soruşturucu tahminini doğru zannettiğinden, soruşturanlar arasında uyuşmazlığı doğurmuş. Hz. Muhammed’in dilinden dökülen ifade şu: ”Onlar o konuda uyuşmaz durumdadırlar”. (Nebe: 3)
‘Onlar’ zamiri, Hz. Muhammed’den duyulan haberi soruşturan herkese şamildir. Hz. Muhammed’in nebilik görevinin başlamakta olduğu zamandır o zaman. Henüz mümin-kafir ayrımı başlamamıştır. Kulaklar ona çevrilmiştir; toplumda değişiklik olacağı ihtimali hissedilmiştir.
Büyük haberi soruşturanlar ”yakında bilirler” uyarısına muhatap oluyorlar. Çünkü asla yalan söylemeyeceği bilinen bir zata inanmaya yanaşmıyorlar.
Biz inanıyoruz ki Kur’an, her zamana her yıla her asra hitap ediyor. Bulunduğumuz asırda, Hz. Muhammed tarafından seslendirilen ‘büyük haberin’ ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. O zaman verilen işaretlere yavaş yavaş bakacak, ulaştığımız anlamı dile getirmeye çalışacağız.
Nebe Suresi 6’ncı ve 7’nci ayetlerde, düz arazi ve o araziyi çevreleyen dağlar gösteriliyor; Yaratan’ın tasarrufunu unutanlara hatırlatırcasına. Bu arazide ve dağlarında insanların menfaatlenmelerine yarayacak şeyler olsa gerek.
Nebe Suresi 8 – 17’ci ayetler ise, gösterilen bölgede yaşamı düzenli tutacak fiziki şartlar dikkate veriliyor; şartları oluşturan gücün hatırlanması isteniyor.
Nebe Suresi 17’nci ayetten itibaren, ileride olacak ama nasıl olacağı kolay anlaşılamayacak oluşumlar ardarda sıralanıyor.
Nebe 17’de ‘yevme’l-fasl’ kelimesi var. Meallerde ‘hüküm günü’ denmiş buna. Lügatte ise ‘kıyamet günü’ olarak gözüküyor. Olabilir. Bu kelime, zamanın akışı hengamında yaşamdaki kesintiyi gösteriyor. Yani bir yaşam tarzının bitişini… Bu, aynı zamanda yeni bir yaşam tarzının başlangıcı olacaktır. Kelimesi: Kâne mîkâten.
Mekke toplumunun bir yaşam tarzı vardı. O döneme ‘cahiliye’ adı verilmişti. Hz. Muhammed’in ortaya çıkıp şaşırtıcı haberlerden bahsetmesi yevme’l-fasl’ı başlattı. Mekke ileri gelenlerinin O’nun öldürülmesi hükmünü vermesi Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretini, sonra muharebeleri, sonra Mekke’nin fethedilmesi mecburiyetini getirdi. Mekke Hz. Muhammed’e inananların hakimiyetine geçmesiyle yevme’l-fasl bitmiş oldu.
İleriki zamanlarda toplumların bir halden diğer hale geçmelerinde mutlaka ‘yevme’l-fasl’ oluşmuştur. 10 yıl süren yevme’l-fasl da olmuştur, 30 yıl süren yevme’l-fasl da…
Nebe 18’de belirtiliyor ki, o gün yani yevme’l-fasl’da sûr’a üfürülür.
Sûr, o gün borudur; bugün bildiğimiz sirendir; ya da megafondur… Ya da hoparlördür. İnsanları uyarma, bir konuyu duyurma bunlarla yapılır. Sûr’un ya da onun gelişmişlerinin çeşitli tonlarda ses vermesi, haberdar etme, gizlendirme ya da toplanılma anlamlarını taşıyabilir. Ayette ‘toplanma’ anlamında görünüyor bu kelime; ”Grup grup gelirsiniz” diyor. Bu geliş, harp düzeni için olabileceği gibi kabiliyetlere göre sorumluluk alınması için de olabilir. Güzel işlerin mükafatlandırılması için de…
Peki çağırılanların gelme işlemi nasıl olur?
Nebe 19 ve 20’de semada bir hareket olmasından orada kapılar açılmasından bahsediliyor. Sema, Dünya’yı çevreleyen atmosfer tabakasının deniz seviyesinden itibaren 10 kilometrelik bölümüdür. Fütihati’s-sema kelimesindeki ‘fütihat’ meallerde ‘açılma’ alarak anlamlandırılmış. Bunu fethedilme şeklinde anlasak yeridir. Yani, Mekke’nin fethedilmesi, İstanbul’un fethedilmesi gibi. Öyleyse semada açılma (fütihat), onun fethedilmesi, ona hakim olunmasıdır, ihtiyaçların ondan temin edilmesidir.
O gün, ‘fütihati’s-sema’ haberini duyanlar şaşırmasınlar da ne yapsınlar? Hem de onda kapıların oluşacağı sözünü duyduktan sonra?.. Ayetteki ifade: ”Fe kânet ebvâben”.
Semayı fethetme araçları, günümüzdeki taşıyıcı tüm modern uçaklardır. Kapılar ise havaalanlarıdır. Gelme ya da getirilme işlemi, bu uçaklar sayesinde olmaktadır. Bir havaalanına yakın olduğumuzda, aralıklarla kalkan uçaklardan semanın (göğün) fethediliş şeklini daha rahat anlarız.
Fe süyyirati’l-cibal ifadesindeki ‘Cibâl’ kelimesi, o günün insanlarının havsalasına sığmayacak büyüklükte büyük cisimlere işaret eder. Süyyirat’il-cibâl, havaalanlarından kaldırılan dev cisimlerin semada yürütüleceğini fütühatın bu şekilde gerçekleşeceğini bildidir. ‘Fe kânet serâben’ büyük hava araçlarının yürütülme biçimini belirtir. Bu, rotalar ve hava koridorlarıdır.
Eski meallerde ayetteki ‘cibal’ kelimesi ‘dağ’ olarak belirtilmiş; ‘süyyirati’l-cibal’ kelimesinden dağların yürütüleceği sanılmış. Hani, Allah dilerse olur inancı var ya, ondan!.. Bu anlayışın tekvini kanuna zıtlığı hiç düşünülmemiş. Onlar, ilerideki zamanın gaybını bilmediklerinden cibal kelimesine ‘dağlar’ anlamı vermekle mazur sayılabilirler. Günümüzün mealcilerinin aynı anlamda ısrar etmeleri, çok üzücü ki, Kur’anın i’câzını belirsizleştiriryor.

İbrahim Faik Bayav

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SEN DÖNÜNCEYE KADAR!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın