Nükleer Santrallar İçin Kaygılanmak

Nükleer Santrallar İçin Kaygılanmak

2015 yılının yaz ayları oldukça sıcak geçdi ülkemiz için…Ve NASA 2016 yılının kış aylarının da çok soğuk geçeceğini öngörmüşdü, öyle de oldu…2017 yaz ayları da oldukça sıcakdı ve işte 2017-2018 kış ayları da kapıda…Geçen yıla göre ülke genelinde havalar soğumağa başladı bile, bizim şirin Didimimiz’de de serinlemeğe…

Bu durumda ileri sürebiliriz ki bu yılın kış aylarında yine soğuklar gelecek, yine doğalgaz yetersizliğinden söz edilecek ve bu yetersizliğe bağlı olarak elektrik kesintileri gerçekleşecek…Bu gidişin sonunda da pek çok etkili ve de yetkili kişi “nükleer santral tartışmalarını” başlatacak… Bu nedenledir ki bütün bu olasılıklar gerçekleşmeden “nükleer santrallar” konusunun irdelenmesinin yerinde olacağı kanısındayım. Bu bağlamda bazı alıntılara yer vermek istiyorum:

“Yüksek enerji kullanacak bir geleceğin çevre riskleri de kaygı verici olup, bazı kuşkulara yol açmaktadır. Bunlardan dördü özellikle dikkat çekicidir:

1-Atmosfere bırakılan SERA ETKİSİ sebebiyle iklim değişikliği yaratması konusundaki ciddi ihtimal ( bu gazların en önemlisi karbondioksit olup, fosil yakıtların yanmasından kaynaklanmaktadır)

2-Fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan kirleticilerin yarattığı kirlilik

3-Çevrede aynı sebeplerle asitin artması

4-Nükleer reaktör riskleri, arıtma sorunları, reaktörleri hizmet ömürlerinin sonunda sökme riskleri, nükleer enerji kullanımında bir yaygınlaşmanın getireceği tehlikelerdir.”

Ve alıntılarımı sürdürüyorum:

“Nükleer enerji üretebilmek ancak, bugün için çözümsüz görülen sorunların sağlam çözümlere kavuşması halinde haklı görülebilir. Çevre açısından sağlam ve ekonomik bakımdan cazip alternatiflerle ilgili araştırma, geliştirme ve nükleer enerjinin güvenliğini arttırma imkanlarının araştırılmasına birinci derecede öncelik verilmelidir.”

Şimdi sıra bu alıntıların kaynağını açıklamaya geldi.

Bu alıntılar; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1983 yılında aldığı bir kararla kurulan ve Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland’ın başkanlığında çalışan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun vardığı sonuçları ortaya koyan ve 1972 yılında ORTAK GELECEĞİMİZ adıyla yayınlanan rapordandır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Enbiya Suresi 96'daki Yecüc Mecüc Nedir?

Olumlu-olumsuz pek çok eleştiri alsa da çevre sorunlarıyla ilgili ilk uluslararası çalışma Roma Kulübü’nün Cambridge Üniversitesi bilim adamlarından Donella ve Dennis Meadows’a hazırlattığı ve 1972 yılında yayınlanan EKONOMİK BÜYÜMENİN SINIRLARI adlı rapor olmuştur. Bu raporun ardından 20 yıl geçtikten sonra Donella ve Dennis Meadows hazırladıkları BÜYÜMENİN YENİ SINIRLARI adlı ikinci bir raporla yalnızca Dünya’nın sınırlarının nerde başladığını anlatmakla kalmayıp, yaşanan yok oluş sürecinin nasıl durdurulabileceğine ilişkin öneriler getiriyorlar.

Ve bu rapordan bazı alıntılara yer vermek istiyorum. BÜYÜMENİN YENİ SINIRLARI adlı raporda bakın Meadows çifti; NÜKLEER ATIKLAR konusunda neler söylüyor ?…

“Günümüzün en sorunlu, zararlı maddeleri kuşkusuz nükleer ve kimyasal atıklar. Bunlar örneğin; sera gazı oluşumu gibi küresel biyokimyasal süreçleri etkiliyor. Kimyasal olarak başka maddelerden güçlükle ayrılıyor, güçlükle fark edilebiliyor. Zehirli unsurlarının yok edilmesi nedense olanaksız.

Bugüne dek hiçbir ülke nükleer atık sorununa bir çözüm bulamadı. Bu atıklar canlılar ve tüm yaşam biçimleri için büyük bir tehlike oluşturuyorlar: Onları zararsız bir maddeye dönüştürmenin olanağı yok. Bunların yok olma süreci radyoaktif maddenin türüne göre yüzlerce hatta binlerce yıl sürebiliyor. Nükleer enerjinin kaçınılmaz yan ürünleri oldukları için, miktarları hızla artıyor.”

İşte bilim insanları nükleer santrallar için bu açıklamaları yapıyor, kaygılarını böyle dile getiriyor…

Chernobil’in ardından Dünya ülkelerinin nükleer santrallar konusunda sergiledikleri tutumlara gelince; Avustralya, Avusturya, Danimarka, Lüksemburg, Yeni Zelanda, Norveç, İsveç ve İrlanda, sonradan Yunanistan ve Filipinliler nükleer olmayan ya da anti-nükleer politika izleyen ülkeler olmuşlar. Bu arada Finlandiya, İtalya, Hollanda, İsviçre ve Yugoslavya nükleer güvenlik ve anti-nükleer konusunu yeniden incelemeye ya da yasalar çıkarıp nükleer enerjinin daha da büyümesini önlemekle, nükleer reaktör teknolojisinin dışalım ve dışsatımını, radyoaktif atıklar sorununun çözümlenmesine bağlanmaktadırlar. Birkaç ülkede nükleer güç konusunda kendi kamuoylarını yoklamak için referandum düzenleyecek derecede kaygılı olduklarını betirtmişlerdir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SEN DÖNÜNCEYE KADAR!

Bilindiği gibi elektrik elde edilmesinde nükleer enerji, bir üretim hammaddesi olduğu için, buradan kaynaklanan çevre sorunlarının incelenmesi, yalnızca üretim safhası için yapılabilir. Nükleer güç santrallarının, elektrik enerjisi üretimi için gerekli cevherlerin çıkarılması, reaktörde kullanılması, kullanıldıktan sonra geriye kalan nükleer atıkların depolanması safhalarında, çevre sorununa neden olacağı kesindir…Çevreyi radyasyon yönünden kirleten nükleer santral atıkları, katı-sıvı-gaz olarak üç guruptadır.

Henüz ülkemizde gelişmiş bir nükleer enerji endüstrisi bulunmadığı için, miktar ve aktivite açısından nükleer atıklar sorun değildir.Buna karşın nükleer santralın başımıza ne işler açabileceğinin dehşetli bir örneği tüm Dünya’nın yan etkilerine tanık olduğu gibi, Karadeniz kıyılarımızın karşısındaki bir ülkede Ukrayna’da yaşanmıştır. Daha açık bir deyişle Chernobil tüm Dünya kamuoyunca dehşetle izlendiğinden, nükleer santralları birkez daha tartışmaya gerek görmeden diyorum ki;

ENFLASYONA BİLE EVET DİYEBİLİRİZ, AMA NÜKLEER SANTRALLARA ASLA…

Bunca risklerine karşın; hele ki halka rağmen nükleer santrallara onay vermek ancak NÜKLEER DEMOKRASİ olarak tanımlanabilir ve ancak nükleer santrallar konusunda yeterince bilgilendirilmemiş toplumlarda yaşanır.

Geçmişde Celal BAYAR Türk halkını; “Bu kış ülkeye komünizm gelecek” diye korkuturdu…Günümüzde de her kış öncesinde ben de ülkemize Nükleer Santrallar gelecek diye korkmaktayım…

Aman diyorum, aman; bu kış yine Nükleer Santralları tartışmak zorunda kalmayalım…Geleceğe yönelik endişelerimizi, korkularımızı, kaygılarımızı bir de radyasyonla beslemeyelim…

Selma ERDAL; Didim, 12 Kasım 2017

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın