Okumada Anlama 

Okumada Anlama 

Tanrım, değişebilecek şeyleri değiştirebilmem için bana güç ver. Değişemeyecek şeyleri kabullenmem için sabır ver. Ve bu ikisini birbirinden ayırt etmek için akıl ver.

Çin Atasözü

  1. Giriş

Geçmişten günümüze kadar yaşantımız süresince devam ederek gelen öğrenmelerimizin yaşantımızdaki çıkarsamaları, yaşamı bizim için anlamlı kılmaktadır. Yaşam süresince devam eden öğrenmelerimiz neticesinde, öğrenilenlerin zihinde ne şekilde yer ettiği pek çok bilim sahasının konusu olmuştur. Öğrenilenlerin zihinde anlamlı bütünler halinde kalması ve bütün bunların işe koşulduğu anda hatırlanması anlamanın bir konusunu teşkil etmektedir.

Ünlü Türk düşünürü, filozof Mevlana bunu şu şekilde dile getirmektedir: “ne kadar iyi anlatırsanız anlatın, sizin anlattığınız karşıdakinin anladığı kadardır.” İncelenilen konu çerçevesinde olaya bakıldığında; Okuma nedir? Anlama nedir?, Anlama nasıl gerçekleşir?, Anlama çeşitleri nelerdir? Anlamayı geliştirmek için neler yapılabilir? Bu araştırmanın amacı da yukarıda sorulan sorulara cevap aramaktır.

  1. Okuma Nedir?

Okuma, gözle görülmeyen, zihinsel bir süreç olduğu için, onun hakkında bir çok tanım üretilmiştir, okuma kavramının pek çok kişide farklı anlamlar çağrıştırdığı ise bilinen bir gerçektir; “benim oğlum okuyacak” ya da “okumak en büyük erdemdir” veya  “okumanın yaşı olmaz”, gibi pek çok ifade de vurgulanmak istenen “okuma”dan anlaşılanların farklı boyutlarıdır. Güncel örneklere değinecek olursak “çok okuyan mı?, çok gezen mi? bilir” şeklinde ata sözlerimize de işlemiş olan bu ifade açık olarak ne olduğu hakkında pek çok tartışmanın da konusunu oluşturmaktadır. Soyut bir eylem olan okuma ve bunun doğurgusu olarak beklenen anlama etkinliklerinin ne anlama geldiğinin tam olarak anlaşılmaması üzerine kabul görmüş tanımlar yapılmıştır.

Okumanın günümüzde pek çok tanımı yapılmasına karşın genel olarak okuma; “bir yazarın okuyucuya iletmek istediklerini anlayabilmektir”, “yazılı sözcükleri okuyup belleğe kaydetmektir” (Kayalar, 1992), “basılı mesajların, görme organları aracılığıyla algılama, yorumlandırma ve anlamlandırma amacıyla zihnimizin görme organlarımızla ortaklaşa yaptığı etkinliktir”, “yansıyan ışığın göz tarafından alınarak optik sinirler aracılıyla beyne iletilmesi; beyin tarafından algılama, değerlendirme benimseme, reddetme, depolama ve gerektiği zaman çağırma sürecidir” (Kıymaz, 2002) gibi genel kabul görmüş tanımları mevcuttur.

Okuma, okumak işi demektir, iş ismidir. Okumak, Türkçe Sözlük’te şöyle tanımlanmıştır:

“1.Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu, sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek,

2.Bu biçimde yazılmış olan bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek,

3.Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak,

4.(Şarkı, türkü veya şiir vb. için) Sesli olarak veya ezgi ile söylemek,

5.Bir şeyin anlamını çözmek,

6.Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak.”

Yukarıdaki tanımlardan anlaşıldığına göre okuma, bir ucu fizyolojide, bir ucu zihinde, bir ucu da ruhumuzda olan karmaşık yapıdır. Okuma, sadece duyu organlarıyla (sesle veya gözle) gerçekleşmez. Sadece zihinde gerçekleşen bir olay da değildir. Okuduğumuz şeyin hoşumuza gidip gitmemesi, bize zevk veya sıkıntı vermesi gibi ruha dayalı bir yanı vardır (Güler, 2000). Okuma eylemi Kayalar (1992, s20)’a göre yedi evrede oluşmaktadır, bunlar: tanıma, sindirme, geçişli bütünleştirme, derinleştirme, saklama ve koruma, anımsama, iletişim’dir.

  1. Anlama Nedir?

Anlama kavramının kendisi aslında anlaşılamadığı için bu konuda çeşitli yorumlar yapılmakta ve araştırmalar temele alınmaktadır. Ancak anlama kavramının ölçülmesi, verilenleri istenene dönüştürme şekli olarak adlandırıldığından dolayı bir metinde, fikirde veya yazıda yazarın anlatmak istediğini anlamak olarak kabaca tanımlanabilir. Anlama için bilişsel faaliyetlerin temele alındığı günümüzde, duyuşsal düzeyde anlamaları sayısal olarak ifade etmenin eldeki teknoloji ve imkanlarla imkansıza yakın olduğu herkesçe bilinen bir gerçek olduğundan dolayı da anlama, zihinde bilişsel ifadeleri oluşturma şekli olarak ele alınmaktadır.

Okumayı öğrenme aşamasında; sesleri, harfleri ve sözcükleri tanımaya başlarız. Daha sonra sözcük guruplarını tanımayı ve bu gruplardan anlam çıkarmayı öğreniriz. Bu beceriler rahatça kullanılır hale geldikten sonra da akıcı okuma süreci başlar. Sonraki aşamada artık asıl sorun okumayı öğrenmek değil, öğrenmek için okumaktır (Blaha & Bennet, 1993). Buradan da anlaşılacağı gibi anlamak, okuma eylemi ile başlamakta fakat daha sonradan da okumanın ayrılmaz bir parçası, öğrenmenin  meydana gelişi anlamına gelmektedir. “Okumak, okumak ama her şeyi gelişi güzel okumak değil, disipline edilmiş, eleştirel bir yaklaşımla okumak. Okumak, okumanın bir amaç değil bir araç olduğunu bilerek okumak, ilgi alanlarımız, mesleklerimiz doğrultusunda ilmî eserleri, ilmî eserler yanında, edebî ve felsefî eserleri de okumak. Kısa zamanda çok şey ifade edecek şekilde özümseyerek okumak” şeklinde anlamanın gerektiğini tanımlayan Gürses (1996, s. 98-103) anlamanın okuma üzerinde olan etkisini dile getirmektedir.

Anlama kavramı üzerinde son yıllarda oldukça fazla değişiklikler olmuştur. Bu hipoteze göre sistemli yapılarda bilgi depolanır ve anlama; şekillendirme, açıklama, değiştirme, kaynaştırma ve oluşumlarını içerir. Anlama derecesi; yazıdan hesaba katılabileceği bir süre, zihinde yaratma, değişiklik, açıklama ve kaynaştırma ile ilişkili yapılardır    (Johnston, 1993).

Anlama üzerinde halen çeşitli tartışmalar süregelmektedir; “anlama bir oluşum mu yoksa bir sonuç mudur?”, “anlama bölünebilir mi yoksa bölünmez bir etkinlik midir?” bunu ilerleyen araştırmalar bize gösterecektir, ancak günümüzde anlamanın bütün olarak olduğu, bir oluşum olduğu üzerinde fikir birliği görülmektedir (Johnston, 1993).

  1. Anlama Nasıl Gerçekleşir?

Beynin yapısı ve işlevlerini göz önünde bulundurmadan, okuma eyleminin açıklanması pek mümkün olmayacağı gibi, beyinin bazı bölümlerinin okumayla ilgili olduğunu söylemek de doğru olmayacaktır. Okuma eylemi olurken olayları anlamlandırmak için pek çok konunun da incelenmesi gerekir. Anatomistler ve fizyolojistler, beyinde özel bir okuma bölümü gösterememekle birlikte, okuma eyleminde bir çok bölgenin de etkin durumda olduğu bilinmektedir (Kayalar, 1992). Bundan dolayıdır ki beyin temelli öğrenme üzerinde fikir sahibi olmak gerekmektedir.

Beyin Temelli Öğrenme

Bu ilkeye göre insan öğrenmesinin temeli, sinir sistemi ve beyindir. Nörobilim beyin ve sinir sistemi ile bilişsel davranışlarımız arasında ilgi kurulmasına yardım eder. Beyin temelli öğrenme bireylerin tam öğrenme düzeyinde anlamlı öğrenmelerine ve kendi bilgilerini yapılandırmalarına fırsat verir.

Beyin dış, orta ve alt  bölümlerden, iki yarı-küreden ve dört lobdan  oluşur. Genel olarak beyinin görüntüsü Şekil 1’de görüldüğü gibidir.

Öğrenme ile ilgi oluşumların yer aldığı beynin orta ve alt bölümleri;

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın