Ölü, Ölü Değilse?  - KozanBilgi.Net

Ölü, Ölü Değilse? 

Ölü, Ölü Değilse? 

Ölü, Ölü Değilse

Daha da ötesi, şeker ve oksijen yetersizliğinden dolayı sinirlerin, dakikalar içinde çabucak ve geri dönüşü olmayan bir şekilde öldükleri fikrine meydan okundu.

Lazarus’un ruhu beyin hücrelerinin içinde yaşıyor

Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü’nde yapılan araştırmalar neticesinde araştırmacılar, insan beyninden alınan sekiz saatten daha uzun süre ölü olan sinir hücrelerini diriltmeyi başardılar.

30 ölü insan beyninden alınmış ölü olduğu varsayılan sinir hücrelerinin, yapay serebrospinal sıvı ile yıkandıklarında, tekrar yaşama döndürdüklerini ve oksijen yakma ve aksonlar boyunca sinir sinyallerini taşıma yeteneklerini yeniden kazandıklarını buldular.

Araştırmacılar, bazı bilinmeyen mekanizmaların sinirleri ölümden koruduğunu iddia ediyorlar. Sinirlerin şaşırtıcı bir şekilde yeniden hayata dönebilmeleri, beynin uğradığı zararın önceden düşünülenden çok daha geriye döndürülebileceği iddiasını ortaya çıkarıyor.

Ölümden Sonra Dirilme Üniversitesi

Tıbben ölü olarak kabul edilmiş insanları, öldükten sonra yeniden yaşama dönmeleriyle ilgili olayları araştırmak amacıyla, Pennsylvania Üniversitesi’nde “Diriliş Bilimi Merkezi” adıyla bir klinik açıldı. Tıp biliminde çok yeni olduğu belirtilen bu klinik, “tıbben öldükten sonra yaşama dönme” konusunda, National Geographic’in TV kanalında “Ölümden Geri Döndüm” isimli belgeselde ele alındı. Pennsylvania Üniversitesi’nde bir yıl önce açılan “Diriliş Bilim Merkezi” araştırma görevlisi Dr. Benjamin Abella, konuyla ilgili şu açıklamaları yaptı:

Üçüncü evre

Klinik ölüm litreratürde, kalbin durması ve beynin fonksiyonlarını yitirmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak son yapılan araştırmalarda “ölümle yaşam arasında” üçüncü bir evrenin varlığını ortaya koymaktadır. Araştırmacılar bu evrenin, insanın kalbinin durması ve beyninin fonksiyonlarını yitirmesiyle klinik ölümün gerçekleştiğini, ancak neredeyse tüm hücrelerin canlı kaldığı durum şeklinde tarif edilebilir olduğunu söylediler.”

Diriliş Bilim Merkezi, insanın öldükten sonra, ilaçlar ve kimyasallar yardımıyla yeniden yaşama döndüğünde, hücrelerinin nasıl hiçbir zarar görmediğini ve nasıl hiçbir şey olmamış gibi yaşama devam ettiği sorusuna da yanıt arıyor.

Ölümden dönenlerden biri olan Amerikalı Ward Kenz, Sioux Falls bölgesinde buzlarla kaplı göle düştükten sonra, kurtarma ekipleri tarafından yarı donmuş halde gölden çıkarıldı ve klinik olarak öldüğü açıklandı. Ancak “defibrilasyon” cihazının yardımıyla yeniden yaşama döndürülen Kenz, şu anda ölüme ait hiçbir iz göstermeden ve engelsiz olarak yaşamını sürdürüyor.

Ölüm anının hissettirdikleri

Başka bir araştırma ise, dünyanın önde gelen bilim dergisi New Scientist’in de yayımladığı, İskoçya’daki Caledonian Üniversitesi’nden psikolog Cynthia McVey’in, ölümden dönenlerle görüşerek ve bilimsel incelemeleri bir araya getirerek yaptığı araştırma. Araştırma, kan kaybından kalp krizine, asılmadan kafa kopmasına kadar birçok ölüm şeklinde asıl sorumlunun, beyne oksijen gitmemesi olduğunu ortaya koydu.

McVey’in yaptığı araştırmaya göre ölüm anlarında şunlar yaşanıyor:

Yanmada şiddetli acı, yüksekten düşmede ise akciğer iflas ediyor.

Yanma: Yanıklar, çok şiddetli acıya yol açıyor. Sinir uçlarının yanması ile birlikte bu acı hissi bir süre sonra ortadan kalkıyor. Ardından kişi, biraz his kaybına uğruyor. Araştırma, yanarak ölen kişilerin asıl ölüm nedenin, çoğunlukla zehirli gazların solunması ve nefessizlik olduğunu gösteriyor.

Yüksekten düşme: ABD’deki Golden Gate Köprüsü’nden atlayan 100 kişi üzerinde yapılan araştırma neticesinde kalbin patlaması, akciğerin iflas etmesi ve kırılan kaburgaların iç organlara zarar vermesi sonucunda öldüğü ortaya çıktı.

Boğulma: Araştırma, kişinin ilk anda büyük bir panik yaşadığını ve bu nedenle nefesini tuttuğunu gösteriyor. Nefesini tutan kişinin ciğerlerine su doldukça, bir yanma ve yırtılma hissi duymaya başlıyor. En son hissedilen şey ise sakinlik ve dinginlik oluyor. Kişi oksijen alamadığı içinde bilinci kapanıyor ve ölüm gerçekleşiyor.

Kafanın kopması: Uzmanlara göre beyin, kafa koptuktan saniyeler sonra bile fonksiyonlarını sürdürüyor. Fransa’daki raporlara göre 18’inci yüzyılda giyotinle idam edilenlerde gözlenen şeyin, kopan kafada 30 saniye kadar yüz mimiklerinin görülmesi oldu.

Kan kaybı: Kişi 1,5 litre kan kaybettiğinde kendini halsiz, susamış ve korkmuş hissediyor. İki litre kan kaybettiğinde ise, baş dönmesi ve bilinç kaybı başlıyor.

Dekompresyon (basınç kaybı): Ani basınç kayıplarından kurtulanlar göğsüne vurulmuş gibi ani bir acı hissettiklerini anlatıyor. Eğer kan kaybı durdurulmazsa 15 saniyeden kısa bir süre içinde de bilinç kaybı yaşanıyor.

Elektriğe kapılma: Elektrik akımına kapılma, kalbi durdurabiliyor. 10 saniye sonra da bilinç kendini kapatıyor. Elektrikli sandalyede idam edilen mahkûmların ölüm nedeni ise, beynin aşırı ısınması ya da boğulma oluyor.

Asılma: Yağlı urganla asılarak boğulan kişilerde 10 saniye içinde bilinç kaybı yaşanıyor. Fırlatma tarzı asılmalarda amaç, boynun kırılmasını sağlamak. Fakat bu yöntemle asılan mahkûmların ölme nedenlerinin de yine boğulmadan kaynaklandığı belirtiliyor.

Kalp krizi: Kalp krizi geçiren kişilerde en çok rastlanan olay, kaslara oksijen gitmemesi nedeniyle kişinin çırpınmaya başlaması oluyor. Daha sonrasında şiddetli göğüs ağrısıyla birlikte, kalbin normal ritmi bozuluyor, kalp atışları duruyor, bilinç kapanıyor ve ölüm gerçekleşiyor.

Zehirli iğne: ABD’de idamlarda kullanılan zehirli iğne yöntemi, doğrudan kalbin durmasına neden oluyor. Araştırmalar gösteriyor ki mahkûmlar bu esnada, yanma ve büyük acı hissediyor.

İnsan beyni yeniden çalıştırılabilir mi?

İzmirli araştırmacı Metin Durali, Kuran-ı Kerim’deki Bakara suresinin 7 ayetinden yola çıkarak ve beyin konusunda yaptığı araştırmalar sonucunda ölen insanların, hipofiz bezinin salgıladığı oksitosin adlı hormonun epifiz bezine verilmesi suretiyle tekrar yaşama döneceğini iddia ediyor.

Durali, bu iddiasını bakara suresinin 67–73 ayetlerinde Hz. Musa’nın döneminde geçen ve öldürülen bir kişinin tekrardan yaşama döndürülmesi ile ilgili olaya dayandırıyor. Olay da geçen boğazlama kelimesinin yaptığı araştırmalar sonucunda aslında esnetmek olduğunu söyleyen Durali, araştırmasını daha da derinleştirerek kastedilen hayvanın yarasa olduğu sonucuna varıyor. Metin Durali, yarasayı esneten maddenin hipofiz bezinin salgıladığı oksitosin hormonu olduğunu, ani ölümlerde (kan kaybı, vurularak ölme, bıçak darbesi, kalp krizi, boğularak ölme, nefes borusuna birşey kaçıpta ölme) oksitosin hormonunu harekete geçiren maddelerin (hurmada da bulunan bir madde) epifiz bezine verilmesi suretiyle kişilerin yaşama döndürülebileceğini iddia ediyor.

Hipofiz bezi ve Hipotalamus’un önemi

Araştırmacılar, birçok ölüm şeklinde asıl sorumlunun beyne oksijen gitmemesi olduğunu söylüyor…

Genel olarak Hipofiz bezinin beyindeki görevi, Hipatolomus’tan aldığı sinyalle gerekli olan hormonu kana bırakmak ve bu hormonlarında kan dolaşımı ile vücudun her yönüne gitmesi ve gerekli bezler tarafından alınmasıdır. Fakat doğal olmayan ölüm şekillerinde insan beyni durduğu için hipofiz bezindeki bu hormon salgılanıp başka bir beze gidememekte ve görevini yapamamaktadır. Çünkü kan dolaşımı yoktur. Bunun için bu hormonun, tıbbi müdahale edilerek gerekli beze verilmesi gerekmektedir. Beyindeki bu bez, beynin arkasında bulunan ve bütün sinir hücrelerinin bağlantısı olan (epifiz) ya da (pineal) bezidir.

Bilim adamlarından yardım istiyor

Metin Durali, ölen kişilere böyle bir uygulama yapmanın hiçbir kaybı olmadığını dile getirerek, Türkiye’deki bilim adamlarından yardım istiyor. Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsüne başvuru yapmayı düşündüğünü ancak, bu iddiasının gerçekleşmesi durumunda öncelikle Türkiye’den dünyaya duyurulmasını istediği için şimdilik başvurusunu beklettiğini söylüyor…
alıntı 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın