Ön Yargı

Ön Yargı

Mensubu ve sekreteri olduğum derneğimizin iki ayda bir çıkarmış olduğu bültenin son sayısı dolu dolu Tapan kokan köylülerin resim ve yazıları ile dolu idi. Dolayısı ile de çıkartılan bültenin büyük bir kısmı Tapan köylerinde dağıtıldı.

İnsanlardan bülten ile ilgili tepkileri dinledim.

Çok beğenmişlerdi. Kendilerini görmüşlerdi aynada sanki.

İlk defa duymuştu çoğu Tapan Medresesi’nin hikayesini.

Çevirip çevirip okudular Festival tadında köy düğünlerini.

Sürpriz resimlerle dolu Bayramlar bir başka güzel olur Tapan’da haberini.

En çok da “Tapan’da iz bırakanlar” etkilemişti.

1997 Yılında kaybettiğimiz Dokuz Köyün Doktoru Nefer Ahmet’i,

2005 Yılında kaybettiğimiz 1970’li yılların başında Tapan’da sanayi devrimi yapan değirmenci Ahmet Usta’yı,

2006 Yılının Mayıs ayında kaybettiğimiz gençlerin “Vişnelisi”, büyük küçük herkesin Işık Emmisi’ni,

Yine 2006 Yılının Haziran ayında kaybettiğimiz meşhur Tapan Senatörü Cura Durmuş’u yeniden yaşatmıştık bültenimizde.

Köy kahvesine bol miktarda koyduğumuz bültenler birer birer kayboldu, evlerinde çocuklarıyla paylaştılar besbelli.

Çeyiz sandıklarında arşivlendi bültenimiz.



Kanaat önderlerinden Mehmet Hoca da çok beğenmiş etkilenmişti bültenden.

Her yıl geleneksel hale getirdikleri piknik şölenine davet etti. Bu yıl Uğurlubağ köyü ile Şerifli köyü yolu üzerinde Ağcapınar mesire yerinde yapılacaktı şölen.

Daha önce hiç katılmamıştım. Merak etmiyor da değildim. Ne yapıyorlardı? Ne konuşuyorlardı? Ne yiyip, ne içiyorlardı? Her isteyen katılabiliyor muydu acaba? Fotoğraf çekmek, ses almak için izin var mıydı?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  AKIL TUTULMASI, ÖLÜ İNSANLAR ÜLKESİ

Dolaylı davette almıştım. Sen de katıl bize diye. Çok sevip saydığım insanlardan övgüler duydum sohbet erbabı ile ilgili.

Hiç tereddüt etmeden kabul ettim teklifi. Bir iki gün önceden yaptığım araştırmaya göre sohbet ehli zat-ı muhterem ile aynı şecereye mensup olduğumuzu öğrendim. Bu benim araştırmacı kimliğimi daha da depreştirdi. Üstelik bülten editörlüğü ve köşe yazarlığı kimliğim ile davet edilmiştim. Resim de çekecektim ayrıca.

Piknik alanına erken varanlardan idik. Gelenlerin çoğu bizzat tanıdığım insanlardı. Benimle beraber şölene ilk defa katılan komşumuz, akrabamız Bayram ile beni orada görenler şaşkınlık ve heyecanla sarıldılar. Bize iltifatlar yağdırdı eskimeyen dostlar. Aralarında olmamızdan duydukları memnuniyeti haykırarak dile getirdiler.

Baştan sona dikkatle insanları gözlemledim, konuşmaları not alarak dinledim. Bazılarının dediği gibi sapkınlık, şirginlik var mıydı, aşırılık var mıydı,  saygı, sevgi, iltifat ne ölçüde idi?

Hoca efendiyi diğerleri gibi kendine ayrılan çardaktaki kuru divanın üzerine otururken gördüm. Ne zaman, nereden, nasıl geçmişti çardaktaki yerine görmedim. Her şey sade, gösterişten uzak, mahcup ve mütevazi, ufak-tefek bir insandı.

Zat-ı muhterem başta olmak üzere insanlar mütevazi, kibar, saygılı ve gayette sade bir  piknik havasındaydılar. Gördüğüm en aşırılık Hakkı abinin Bayram ve bana gösterdiği abartılı iltifatlardı.

Katılan insanlara baktım tek tek. Çoğunu yakınen tanıyordum. Bir kısmını da şahsen. Zengini de var, fakiri de. Ama hepsinin inancını yaşayan sıradan insanlar olduğunu biliyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  MECLİSİN RENGİ TURUNCU MU?

Her şeyden önemlisi, yaptığım araştırmaya göre Hoca Efendinin okumuş, görmüş bir zat olması ve bölgemizin en önemli hafızı olmasıdır.

Gittim, gördüm, resim çektim, soru sordum, cevap aldım.

Kısacası bugüne kadar o topluluk içinde olmayanların anlattıklarının sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladım.

Onlar inancını doya doya yaşamayı arzulayan ehl-i beyt mensubu seyyidlerin torunlarıdır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın