“O”nu bulmak

“O”nu bulmak

Onu bulmak

Gençlik bugün bir arayış içinde. Ne arıyor. Kimi, neyi arıyor derseniz, vereceğim cevap, hepimizi şaşırtacak. Kendini arıyor, gençlik. Bu yoğun dünya problemleri ve onların getirdiği bunalımlar arasında, kendini ve benliğini arıyor. Hafızasını kaybetmiş ve kim olduğunu hatırlayamayan, mazisini unutmuş bir kişi, kendini nasıl yalnız ve kimsesiz hissediyorsa gençlik de böyle, kendisinden ümit kesmiş, sislere bulanmış derin bir boşluk içinde, kimliğini arıyor. İnsan başkalarının dostluğuna, yardımına, sesine ne kadar muhtaçsa, varlığında cereyan eden maddî ve manevî cevelanların heyecanına da o kadar muhtaçtır. Susmuş olan aklının, durmuş olan hafızasının, işlevini yitirmiş olan kalbinin, sahip ve malikinden ayrı kalarak, yalnızlığa itilmiş ruhunun, hata ve yanlış yaptığını ihtar eden vicdanının sesine de bir o kadar muhtaçtır.

Aza ve hissiyatları, ayrı ayrı ülkelerde kalıp, yıllardır buluşamayan dostların hasretiyle yanıp tutuşan bir garip, bir yalnız kişi gibidir. Bir bütün insan değildir o. Paramparçadır. Bu yüzden hiç huzur bulamıyor.

Bu arayışı, bu yalnızlığı, bu garipliği, ben de hissettim gençliğimde. Evet, ben Müslümanım. İslâm yazıyor nüfus cüzdanımda, ama bu mana, bu hakikat, eğitim tufanıyla mı, cemiyette din hususunda estirilen menfî fırtınalar sebebiyle mi bilemeyeceğim, öyle uzaklara düşmüş ki, benden. Aramıza aşılmaz mesafeler girmiş sanki. Saadet sebebimden çok çok uzağım. “Namaz kılsam huzur bulabilir miyim acaba?” diyorum. Fakat içimde öyle bir kimsesizlik, öyle arayışlar, öyle fırtınalar var ki, bir türlü istikrara kavuşamayan ve durgunlaşamayan varlığım, daha secdeye yanaşmadan, kendini huzursuzluğun başka ve derin bir girdabında kıvranırken buluveriyor. Beni secdede Rabbim ile daimi buluşturacak olan şevk ve istikrardan mahrumum. Ama huzur bulabilmem için bir şeyler yapmam gerek, onu da biliyorum.

Ben arada bir, o günlerdeki hallerimi anlatıyorum ve gençlerin pek çoğunun da bunu anlayabildiğine inanıyorum. İnsan nasıl inanmadığı bir başarıyı gerçekleştiremezse, o başarıya kendisini götürecek yolu ve inancı bulamamışsa yolda kalır. Ruhlar da önce Sahip ve Malikini bulmalı, kime secde edeceğini kavramalı, önce kalbi mabede dönmeli ve önce orada secde etmeliydi. Sonra mabede koşabilirdi. Bütün aza ve hissiyatları ve bütün varlığı ile insan olduğunun farkına varmalı ve ne kadar üstün bir yaratılışta olduğunu bilmeliydi. Halbuki ben, kim olduğumu, bu dünyada neden bulunduğumu, yaratılışımın üstünlüğünü ve diğer yaratılmışlardan farklı olduğumu bilemiyorum daha. Kimliğini bulamamanın ızdırabı ile ağlanıyor, mutluluğu öz benliğimde değil, çok uzaklarda arıyordum. Halbuki mutluluk çok yakınlarımda, kalbimin köşesindeki bir noktacıkta keşfedilmeyi, araştırılmayı, tadılmayı bekliyordu. Gençlik sebebiyle, her ne kadar kendim hakkında, uzun bir ömür tahayyül etsem de, biliyordum ki, ölüm umulmadık bir anda karşıma dikilebilirdi, benim de. Bu yüzden, çok acele edilmesi gereken bir işim var gibi telaşlanıp duruyordum. Ölümü istemesem de, uzun yaşayacağımı düşünsem de. İçimde bir ses, “Acele et, acele et!” dedikçe, huzursuzluğum artıyordu. Neden acele etmeliydim? Ne vardı, bu telâşa? Arayışım ve huzursuzluğum arttıkça, telâşım da artıyordu. Müthiş bir şeyler kaybedeceğim hissi vardı, içimde. Bu dünyadan gittikten sonra, asla ele geçmeyecek bir şeyler. Bunlar ne idi. Tam olarak bilmesem de, asla kaybetmek istemeyeceğim şeyler olduğunu biliyordum.
Ebed inancım tam olarak gelişmemişti. Bir takım kişiler, kafa bulandırıyordu.  “İnsan toprak olup kalacak. Bir  daha diriliş yok. Öyleyse ne yapacaksa, bu dünyada yapmalı ve acele etmeli.” Acele etmem hususunda, kalbimden aldığım ihtar, eğer dünya hakkında ise, onun hangi zevkini tatmak için acele edecektim ki? Bu elemli, kederli dünyayı pek sevmemiştim, zaten. Gençlerin çoğunda gördüğüm, aşırı eğlence tutkusu ve her şeyi unutma şuursuzluğu bende pek yoktu. Aklımı iptal etmek istemiyordum ben.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Furkan Suresi'nde 'Furkan' Nedir? 'Nezîr' Kimdir?

Düşünmeyi seviyordum. Hissetmekten, güzel duyguların derinine inmekten hoşlanıyordum. Benim o günlerdeki ölüm korkum, ruhen şu bedenden ayrılacağım veya onun toprak olacağı korkusu değildi. Hiçlikti, yokluktu. Kalbimdeki güzel hisleri, âlemde gördüğüm şirin güzelliklerden etkilenerek, ruhumda doğan hasreti, özleyişi bir daha hiç duyamamaktı.

Neyi özlediğimi bilemesem de, bu özleyiş, benim umudumdu. His yönünden çok güzel çalkalanışlar vardı, kalbimde. En büyük korkum, bu güzel hislerimle bir daha hiç buluşamamaktı. İnsanlar kalbimi bulandırmasa ve ebed inancına tam sahip olabilsem, belki bu ızdırapları hiç tatmayacaktım. Ebedi çok seviyorum. Ebedi istiyordum.Ona, bütün gönlümle inanmak istiyordum. Bu insanlara ne oluyor ki, bir avuç toprak ile ebed kapısını kapamak istiyorlardı.

Öleceksin! Bunu biliyorum. Belki o kadar ıstırap vermeyebilir de bu biliş. Öleceğimi kabul edip hazmedebilirim. Toprak olacağımı da kabul edebilirim. Zira ben toprağa düşman değildim. Ama şu söz yok mu? “Toprak olup kalacaksın.  Yeni bir diriliş yok, ebed yok.” İşte bunu hazmedemiyordum. Kavî bir imanım olmadığı için de, her oltaya kapılıp gidecek zayıf bir av gibiyim. Ama içimde kuvvetli bir his, ziyan olmayı istemiyor, bir köşeye çekilmiş hep dua ediyordu sanki.

“Beni kurtar Yarabbi!” feryadıyla doluydu kalbim.

Ben size çeşitli zamanlarda dönüşümü hep anlattım. Şimdi de bahsetmek istiyorum. Şu gizli, derinlerde çağlayan, o kurtuluş duasından. Bu ince, sızılı duayı, gençlerin kalplerinde öylesine hissediyorum ki, bir zamanların arayış içindeki Mü’mine’si, hemen yanı başımda beliriveriyor. “Herkes için bir ümit var” diyor. Şu kalplerin derinlerinde, en derinlerinde neler olduğunu Rabbin biliyor. Senin hayatın, buna en güzel şahit. Kimseye açmadığın kalbinde, çok derinlerinde neler olduğunu Rabbin biliyor. Senin hayatın, buna en güzel şahit. Kimseye açmadığın kalbinde, çok derinlerde haykıran duaları nasıl duydu. Kurtuluşa kapı açtı. Kimsenin müdahale edip, zarar veremeyeceği kavi bir ebed inancıyla, kalbini güldürdü.  Hasretini dindirdi. Kimi aradığını, kimi özlediğini buldurdu. Sahibini, malikini gösterdi. Artık yalnız değildin. Her an müracaat edebileceğin ve seni yüzde yüz anlayan bir Dostun vardı, artık…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Furkan Suresi'nde 'Furkan' Nedir? 'Nezîr' Kimdir?

O Dosttan hiç ayrılmamak ve herkesin de Onu bulması dileğiyle…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın