DOLAR 9,2940-0.41%
EURO 10,8340-0.18%
ALTIN 531,850,41
BITCOIN 578337-0,49%
Adana
22°

AÇIK

12:54

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Poliçe

Poliçe

ABONE OL
03 Ekim 2014 11:08
Poliçe
0

BEĞENDİM

ABONE OL

images (1)

Türk Ticaret kanununda poliçenin hukuki mahiyetine ilişkin hüküm bulunmamaktadır.
Ancak Türk Hukuku yönünden, bu sendin kanundaki şekil şartları, konu ve amacı değerlendirilerek şöyle bir tanım yapabiliriz;
Poliçe; belli miktar paranın hamile ödenmesi hususunda kayıtsız şartsız havale emrini taşıyan özel şekil şartlarına tabi kıymetli evrak vasfında, soyut nitelikte bir alacak senedidir.

POLİÇENİN ŞEKİL ŞARTLARI
GENEL OLARAK
Bir senedin poliçe şeklinde düzenlenmesi ve bu özelliği kazanabilmesi için yasa koyucunun öngördüğü bazı unsurları kapsaması gerekir. Bu nedenledir ki ticari senetlerin şekle bağlılığı önde gelen özelliklerindendir. İşte bu bağlamda Poliçede ne gibi koşulların yer alacağı TK’nun 583. maddesinde gösterilmiştir. 8 bent halinde olmakla beraber, hemen ekleyelim ki, bunlardan bir kısmı geçerlik koşulu olmasına karşın, ki biz bunları “mutlak” mecburi şart (TK 583 No, 1,2,3,6,7,6 “keşide tarihi” ve 8 ) olarak nitelendiriyoruz. Diğer kısmını ise “alternatif” mecburi şart ( TK 583 No. 5 ve 7 “keşide yeri”) şeklinde tavsif edebiliriz. Bundan başka poliçede yazılması mümkün öyle unsurlar vardır ki, bunlar doğrudan ilgililerin seçeneğine bırakılmış olup, poliçede yer almamış olmaları senedin geçerliliğine her herhangi bir etki yapmamaktadır. Buna poliçenin “ihtiyari” şartı da diyebiliriz.(TK 583 No. 4)
Ancak biz açıklamalarımızı konumuz gereği hiçbir ayırıma tabi tutmaksızın, TK 583 maddesinde belirlenmiş düzene göre yapacağız;
Madde 583 – Poliçe; 
1. Senet metninde “Poliçe” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille poliçe karşılığı olarak kullanılan kelimeyi;
2. Muayyen bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız havaleyi;
3. Ödeyecek olan kimsenin (Muhatabın) ad ve soyadının;
4. Vadeyi;
5. Ödeme yerini;
6. Kime veya kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını;
7. Keşide tarihini ve yerini;
8. Keşidecinin imzasın,
ihtiva eder.

I. POLİÇE KELİMESİ (TK. Md. 583, b. 1)
Senet metninde poliçe kelimesinin ve eğer senet Türkçe’den başka bir dilde yazılmışsa o dilde kanunen poliçe karşılığı olarak kullanılan sözcüğün bulunması gerekir. Mesela poliçe senedinin ifade için Fransızlar “lettre de change” veya “traite”, İngilizler “Bill of Exchange”, almanlar “wechsel”, İtalyanlar “Combiale” kelimelerini kullandıklarından bu dillerden birinde tanzim edilmiş senet metninde bu kelimelerin o dildeki kanuni terimi kullanılması gerekir.
Senet istenilen dilde olabilir, fakat önemli olan poliçe kelimesinin metnin yazıldığı dilde kanunen kullanılan kelime olmasıdır. Mesela Türkiye’de İngilizce olarak yazılmış bir poliçede “Bill of Exchange” teriminin bulunması şarttır, yada Türkiye’de İtalyanca yazılmış olan poliçede “cambiale” kelimesi kullanılmazsa poliçe geçerli olmaz. Bir poliçenin yabancı dille yazılması, o poliçenin o dilin hukukuna tabi olması anlamına gelmez; mesela İngilizce yazılan bir poliçeye İngiliz hukuku uygulanmaz. Eğer metin birkaç dilde yazılmışsa poliçenin akıbeti ne olacak? Ender rastlanabilecek bu durumda “ödeyiniz” ibaresi hangi dilde yazılı ise poliçeye tekabül eden kelimenin o dilde olması gerektiği genel görüş olarak kabul edilir. 
Diğer taraftan, kanunumuza göre, poliçenin tekemmülü için bu kelimenin senedin metninde kullanılması mecburidir. Bu kelime, senedin üstünde başlık, kenar başlık, adres mahallinde kullanılamaz. Senet metni, muhataba karşı yapılmış ve senet mahalline veya emri havalisine muayyen bir meblağın ödenmesi lüzumunu ifade eden cümledir. Poliçe kelimesinin burada cümle içinde kullanılması lazımdır. 
Su hususu da ekleyelim ki, bir senet poliçenin diğer koşullarını taşıyorsa ve fakat metninde poliçe yerine “emre” deyimi kullanılmışsa, daha önce dediğimiz gibi TK’nun 738, maddesinde yer alan “emre yazılı havale” niteliğinde olur. Ne var ki, hem emre, hem de poliçe terimleri yazılmadan diğer poliçe unsurlarını içerecek biçimde düzenlenecek senetler adi havale olup, poliçe hükümlerinden yararlanılması olanaksızdır.

II. MUAYYEN BEDEL (TK. Md. 583, b. 2 )
a.) Kayıtsız şartsız havale; Havale deyimi Cenevre Müşterek Kombiye Senetleri Kanununun Fransızca metninde “mandat”, İngiliz metninde ise “order” kelimesi ile ifade edilmiş olup teknik anlamda belirli bir hukuki müesseseyi anlatmak maksadı ile kullanılmamıştır. Bu esasa uygun olarak Ticaret Kanunumuzun anılan maddesinde “havale” deyimi Borçlar kanununda derpiş edilen “Havale Müessesesi” ile ilgili değildir. Bu şarta göre poliçe belirli bir beldin ödenmesi hususunda kayıtsız şartsız havaleyi ihtiva etmelidir.
Poliçe ile yapılan taahhütler mücerret olduğundan havale ne hukuki anlamda bir (taliki ve infisahı) şarta ne de illi münasebete bağlanabilir. Bu türlü kayıt ve şartla poliçeyi batıl kılarlar.
Havalede çifte yetki verilmesi söz konusudur. Poliçe havaleden farklı özel kurallara tabidir; buradaki havaleye ne vekalet nede BK’daki havale hükümleri tam olarak uygulanabilir. 
“Havale” için belirli bir şekil kanunen tayin edilmemiştir. Ticari hayatta kullanılan emir şekli “ödeyiniz” dir. Senede ödeyiniz yerine “ödeyeceğim” kelimesinin yazılması halinde ödeme emrinin önemli şartlarından birinin eksik olması sebebi ile poliçeden söz edilemez. 
b.) Belirli Meblağ; Poliçede havale dilen meblağın “muayyen” olması lazımdır. Bu şartın anlamı; belirli bir para cinsinden, kesin bir rakamın verilmesi gerekliliğidir. Bedelin tayin edilebilir biçimde olması yetmediği gibi, bedel yerine mal, eşya veya paradan başka kıymetlerin gösterilmesi senedin geçerliliğine engel teşkil eder.
Meblağ, senedin muhtelif yerlerine yazılı olup bunlar arasında fark varsa, yazı ile gösterilmiş tutar; yazı ile çeşitli tutarlara yer verilmişse küçük olan meblağ geçerli kabul edilir. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi için, bedelle ilgili yazı ve rakam üzerinde herhangi bir tahribat yapılmamış olmalıdır.
Rakamla yazılan meblağın harflerle de yazılabilmesi için boş bir yer bırakılsa bile senet, tam ve muteber poliçe sayılır. Bundan böyle bu boş yerin sonradan doldurulması, açık (beyaz) poliçenin tamamlanması olarak kabul edilemez. (TK 592 ). Boş yere değişik meblağ yazılması TK 660. maddesi hükmüne göre senet metninde değişiklik anlamına gelir. 
Meblağın muhakkak TL ile ifadesi şart değildir. Bedel yabancı para ile de gösterilebilir. “ yabancı para kaydı” ya katsayı vazifesi görür yahut da “efektif ödeme kaydı” mahiyetindedir. Birinci halde, ödeme Türk parası ile yapılır. İkinci halde ise, aynen ödeme şarttır. Aynı adı taşıyan, fakat kıymetleri birbirinden farklı paranın ödenmesi söz konusu ise ve bunlardan hangisinin kastedildiği senetten anlaşılamıyorsa, “ödeme yerindeki para” ya itibar olunur. (TK 623 / son ) 
Senede birbirinden farklı para türlerinin ( Türk Lirası, Alman Markı vb.) yazılmış olması halinde meblağ gayri muayyen olacağından poliçe bu niteliğini kaybeder. Aynı kaide, senedin muhtevasından belirli bir para türünün kastedildiği anlaşılsa bile tatbik edilir. Bunun gibi muhataba ödenecek para türlerinden birini seçme hakkını veren kayıtlar da meblağın gayrı muayyen yapacağından poliçeyi hükümsüz kılar. Mesela “400 TL veya 200 Euro” gibi. Buna karşılık meblağ “400 Euro veya karşılığı Türk Lirası” şeklinde tayin edilebilir. Bu halde borçlunun vadede paralardan birini seçim hakkı vardır. 
c.) Faiz Şartı; Faiz şartının “muayyen bedel” kaydını ihlal edip etmeyeceği sorulabilir. Bu soruyu kanun açık bir hükümle çözümlemiştir (TK 587). Senet metnine konan faiz koşulu TK 583 / 2 maddesinde ön görülen “bedelin kayıtsız şartsız” olması kuralının ayrık bir hükmünü teşkil eder. Buradaki faiz sözleşme faizi olup oranının senet metninde yazılması gerekir. Bu nedenle faiz miktarını poliçede gösterilmesi gerekir. Gösterilmemiş ise faiz şartı yazılmamış sayılır. 
Görüldüğünde veya görüldüğünden belli bir süre sonra ödenmek üzere keşide edilen poliçelerde faiz koşulu yazılmasına olanak verilemesi, bunların ne zaman ödeneceklerinin kesin olarak bilinmemesinden ileri gelmektedir. Görüldüğünde ve görüldüğünden belirli bir süre sonra ödenecek poliçelere konan faizin yüzdesinin belirtilmesi mecburidir, belirtilmemiş ise poliçe geçerliliğini kaybetmez, yalnız faiz şartı yazılmamış sayılır. Buna karşılık “belli tarihte ödenecek” ve “keşidesinden belli süre sonra ödenecek” poliçelerde, faizin önceden hesaplanıp ana paraya eklenmesi mümkün olduğundan faiz şartı yer almaz; alırsa, şart geçersizdir. 
Faizin başlangıç tarihi poliçede gösterilebilir. Eğer gösterilmemiş ise faiz poliçenin tanzim edildiği günden itibaren işlemeye başlar. Bu şekilde, başka gün belirtilmemiş ise faiz poliçenin keşide gününden itibaren ödeme tarihine kadar işler. Gecikme halinde bedel ile işlemiş faizin tümü üzerinden gecikme faizi hesap edilir.( Faiz K. md. 1 ve 2 ). Şu hususu da belirtmekte yarar var ki, faiz şartını yazmaya yalnız keşideci yetkilidir ( TK 587 I). 

III.MUHATABIN ADI VE SOYADI (TK. Md. 583, b. 3)
Keşideci,poliçe ile muhataba vadede belirli bir bedeli ödeme hususunda emir (yetki) verir. Ancak muhatap,poliçe borçlusu değildir; ama poliçeyi kabul etmekle kambiyo taahhüdü altına girer. Poliçe kabul edilmese bile geçerlidir. Tüm bu hususlar çerçevesinde,muhatap poliçenin asli unsurudur, muhatapsız poliçe olmaz. Muhatap belirtilmeden sadece poliçenin üstüne kabul beyanını koymak yeterli değildir. Geçerli bir poliçenin mevcudiyeti muhatabın ad ve soyadının senette yer almasına bağlıdır. Mümkün bir ad ve soyadın bulunması gerekir ve yeter.Muhatap tacir ise ticaret ünvanı kullanılabilir. Hükmi şahıslarda (mesela ticaret şirketlerinde) ticaret ünvanının kullanılması gerekir. Tüzel kişilerde ortaklık sözleşmesindeki ünvanın kullanılması gerekir. Tüzel kişiliği bulunmayan topluluklar muhatap sıfatını taşıyamaz.(TK.41 I).Temel kural muhatabın teşhis edilebilmesidir. İsviçre Federal Mahkemesi bir kararında “Hotel Rössli,Hergiswil a/see”yi yeterli görmüştür. Bu nedenle Müstear ad da kabul edilebilmelidir.
Mevcut olmayan, muhayyel bir kişi adına poliçe keşidesi mümkün olmakla birlikte, poliçe kanuni şekil şartlarını içererek tedavüle çıktığı taktirde, imzaların istiklali ilkesince muhatabın imzasının hayali olması, diğer imzaların bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz (TK 589). Muhatap olarak gösterilen kişinin mevcut olmadığı anlaşıldığı taktirde hamil keşideciye ve diğer sorumlulara rücü edebilir. Bu durumda önemli olan husus; poliçenin geçerliliği muhatabın ad ve soyadının gerçeğe uygun olup olmamasına bağlı değildir. 
Poliçede birden fazla muhatap bulunabilir. Muhataplar poliçeyi ayrı ayrı kabul ettikleri taktirde, senet bedelinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olacaklardır. İçlerinden biri poliçeyi kabul etmezse, hamil kabul etmeme nedeni ile rücü edebilir. Kabul edilmiş poliçenin ödenmemesi halinde, rücu yolu ile diğer borçlululara başvurabilmesi için hamilin her muhataba poliçeyi ödenmek üzere ibraz etmesi gerekir. Ancak muhatapların ikametgahları aynı yerde değilse belirli bir yerin ödeme yeri olarak gösterilmesi zaruridir. Yoksa poliçe batıl olur. Çünkü poliçenin, yalnız belirli bir ödeme yerini ihtiva etmesi gerekir.
Muhatap bizzat keşideci olabilir (trassiert-eigenem Wechsel). Tük Hukuk sisteminde bu durum kabul edilmiştir. Başka bir deyişle, poliçe, bizzat keşideci üzerine çekilebilir. (TK 585). Böyle bir olayda, keşideci kendisini aynı zamanda poliçenin muhatabı gösterip kendisine poliçe çekerek kredi sağlayabilir. Ekonomik yönden çoğu kere bu tür poliçeler merkez-şube ilişkilerinde (merkezin şube, şubenin merkez veya bir şubenin diğer bir şube üzerinde poliçe tanziminde) görülür. Keşideci muhatap sıfatı ile poliçeyi kabulden kaçınırsa hamil, müracaat borçlusu olarak keşideciye karşı rücu hakkını kullanabilir. Bunun için hamilin zamanında kabul etmeme protestosu tanzim etmesi gerekir. Ayrıca bu tür poliçelerde hamilin keşideciye karşı açacağı davalar üç senelik değil bir senelik zamanaşımına tabidirler.
Özetlemek gerekirse, muhatabın poliçede yazılmaması, onun geçerliliğinden hatta normal bir havaleden söz etmeye olanak vermemesine karşın, poliçenin keşidesinden sonra muhatabın vefat etmesi, iflası yada ehliyetini yitirmesi, tüzel kişiliğinin sona ermesi, poliçenin geçerliliğine engel değildir.

IV. VADE (TK. Md. 583, b. 4 )
Vade, hululünde poliçe muhteviyatına göre ödemenin ifa edilebileceği zamandır. Normal olarak poliçeye bir vade konur. Fakat vadenin yazılması esaslı şekil şartı değildir. TK md. 583, b.4 vadeyi poliçenin unsurları arasında saymış olmakla beraber, TK m.584, b. 2 gereği vadesi gösterilmeyen poliçenin görüldüğünde ödenmesi gerekir, hükmünü ön görmüştür. 
Vade, senedin ön yüzünde sol üst tarafa yazılır; metin içinde bulunması zaruri değildir. Vade TK 615’de derpiş edildiği gibi dört şekilde gösterilebilir. Vadesi başka şekilde yazılan veya birbirini izleyen vadelere havi poliçeler batıldırlar. (TK. 615 II ). Ayrıca poliçeyi “herhangi bir senedin vadesinde ödenmemesi halinde diğer senet bedellerinin de muaccel olacağına” mütedain olmak üzere konan kayıt kombiyo hukuku ile bağdaşmadığı için geçerli değildir. Bu nedenle vade türleri numerus clausus’tur. 
Vade ancak şu dört şekilde gösterilmişse muteberdir; 
a.)Muayyen Günde; Muayyen vadeli senetlerde vade günü, senede belirli bir tarih yazılarak ( 24 ocak 1982, 06 Ekim 1971…. gibi ) gösterilir. Senet muayyen güne kadar ödeme için ibraz edilemez, aksi halde muhatabın def’i ile karşılaşır. Senede muayyen gün konurken, eğer yıl belirtilmezse, keşide tarihinden itibaren o yıl içindeki senetteki tarih göz önüne alınır.
Şeker bayramı şeklinde yazılan vadeyi Hirş geçerli saymazken, Arslanlı “şeker bayramının ilk günü” ibaresinin yeterli kesinlik taşıması bakımından kabul edilmesi gerektiği görüşündedir. Yani, poliçede umumiyetle katiyet taşıyan deyimler vade şeklinde konulabilir kanaatindeyiz. Buna karşılık “Nisan 1993” , “keşidecinin 45. doğum günü” gibi kayıtlar, katiyet taşımaması veya sadece bir süreyi göstermesi sebebi ile poliçeye yazılması caiz değildir.
Ayın başı, ortası, sonu şeklinde ibareler vadenin, ilgili ayın birinci, on beşinci ve sonuncu günlerinin “vade” olduğu anlaşılır (TK m.618 f.3). “Ayın son günü” şeklindeki vade söz konusu ay kaç gün çekiyorsa ona göre tayin edilir.
b.) Keşide tarihinden itibaren muayyen bir müddet sonra; Bu tür poliçelerde vade, keşide tarihinden itibaren belli bir sürenin geçmesi suretiyle tespit edilir. “ihdastan 91 gün sonra” gibi. Süre, daima poliçenin düzenlendiği tarihle başlar. Sürenin hesabına ilk gün katılmaz ( TK 665). Ay ve hafta olarak hesap edilecek müddetler ihdas tarihindenki günün vadedeki ay veya haftadaki karşılığıdır. Mesela 24 Ocak’tan itibaren 4 ay vadeli düzenlenen senedin vadesi 24 Mayıs’tır.
Mezkur ayda mukabil tarih yoksa ayın son günü ödeme yapılması gerekir. 31 Ocak’ta düzenlenmiş 3 aylık bir senet 3 Nisan olmadığına göre 30 Nisan’da ödenir. Buçuk veya yarım ay 15 gündür. Bir buçuk ay denirse, ilk önce tam aylar hesap edilir. Buna karşılık “sekiz gün” veya “15 gün” tabirlerinden bir veya iki hafta değil, fiilen 8 veya 15 günlük süre anlaşılır. (TK md. 618, f.4). Kanundaki vade şekilleri tahdidi olarak sayıldığından, müddetin ihdas tarihinden başka bir günden itibaren hesap edileceği şartını koşamaz.
c.) Görüldüğünde; Vade içermeyen veya “görüldüğünde” ibaresine yer veren poliçe, ibrazında ödenir.(TK m. 584). Bu tür poliçeler her an ödemeye ibraz edilebilirler: Vade gününü belirleme hamilin elindedir hamil senedi ne zaman ödeme için ibraz ederse, o gün vade günüdür. Vadesizlik, anılan senetleri her gün ödenebilir hale getirerek değerlerini artırır. Çünkü bu poliçelerde senedi olan kişinin belirli bir tarihi bekleme zorunluluğu yoktur.
Senedin ihdas tarihinden itibaren ibraz edilebileceği müddet kanunla belirtilmelidir. Görüldüğünde vadeli poliçelerde ibraz süresi keşide tarihinden itibaren 1 yıldır. Keşideci bu ibraz süresini kısaltabileceği gibi, uzatabilirde. Bu bir yıllık sürenin hesabında keşide günü hesaba katılmaz. Cirantalarda ibraz süresini kısaltabilir ancak bu kayıt yalnız cirantanın doğrudan doğruya münasebeti bulunduğu hamile karşı ileri sürülebilir. Ancak ciranta kısaltma yetkisini, keşideci süreyi uzatma veya kısaltma yönünde irade açıklamamışsa kullanabilir, yoksa keşidecinin değiştirdiği ibraz süresini kısaltamaz.
Senedin süresi içinde, ibraz edilmemesi, vadenin geçirilmesi hükmündedir. Bu durumda hamil kabul eden muhatap dışında ciranta, keşideci ve diğer borçlulara karşı sahip olduğu hakları kaybeder. Ancak zamanaşımı süresi dolmadıkça senet borçlusu sorumlu kalır. 
Keşideci görüldüğünde ödenecek poliçelerde, senedin belirli günden önce ödemek üzere ibraz edilemeyeceği şartını poliçeye koyabilir. Böyle bir durumda ibraz müddeti o tarihten itibaren işlemeye başlar (TK. m. 616, f.2). Mesela “6 Ekim 1971’den önce ibraz edilmez” gibi. Bahsettiğimiz bu gibi olayda, keşidecinin ödeme için ibrazı yasaklayacağı müddetin ne kadar olduğu kanunda belirtilmemiştir. Az önce açıkladığımız duruma benzer başka bir hususta şudur ki; keşideci poliçede belirli bir süre içinde (örneğin; 24 Ocak 1982’e kadar) kabule ibrazı şart koşabilir. Eğer hamil bu şarta uymazsa keşideci ve cirantalara karşı rücu haklarını kaybeder (TK m. 642,f.1).
d.) Görüldüğünden muayyen bir müddet sonra; Bu tür poliçelerde vade, poliçenin muhatap tarafından görülmesinden itibaren, senette yazılı süre geçince gelir. Vade, mutaden “görüldüğünden 6 gün sonra”, “ibrazından 24 gün sonra” şeklinde ifade edilir. Görüldüğünden belirli gün sonra ödenecek poliçelerde vadenin hululü, poliçenin görülmesi ile işlemeye başlar; yoksa ibrazla değil. Bu tür poliçelerde fayda şudur: Muhatabın poliçeden haberi olur ve keşideci ile hamil, muhatabın poliçeye karşı davranışını öğrenirler. Bundan böyle gördükten sonraki sürenin tespiti için;
• Poliçe kabul edilmemişse kabul beyanında gösterilen gün (bugün gerçekten kabul günü olmasa bile),
• Muhatap kabulden kaçınmışsa, kabul etmeme protestosunun çekildiği gün,
• Kabul edilmiş fakat kabul şerhinde tarih belirtilmemişse bu tarihi tespit amacı ile çekilen özel protesto tarihi, ehemmiyetlidir (TK 617). Eğer bu protesto da çekilmemişse (yani kabul etmeme protestosu değil, sadece tarihi tespit için düzenlenen protesto), vadenin işlemeye başlama günü olarak, kabul için ibraz müddetinin son günü tayin edilmiş sayılır. Kabul için ibraz süresi tayin edilmemişse, kanuni müddet ihdas tarihinden itibaren bir yıldır. Keşideci bu müddeti kısaltabileceği gibi daha uzun bir müddet de şart koşabilir. Ancak cirantalar kabule arz süresini sadece kısaltabilirler (TK. m. 605).

V. ÖDEME YERİ (TK. Md. 583, b. 5)
Poliçenin muhteva bakımından beşinci şekil şartı, ödeme yerinin tasrih edilmesidir. Fakat ödeme yerinin bu sıfatla açıkça poliçede belirtilmesi zaruri değildir. Zira ayrıca tasrih edilmiş olmadıkça muhatabın soyadı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır (TK 584 III). Eğer hem ödeme yeri açıkça yazılmamış, hem de muhatabın adı yanında bir mahal ismi zikredilmemişse, havale poliçe sayılmaz (TK 584 I). Muhatabın maruf ve ikametgahı bilinen bir şahıs olması da durumu değiştirmez.
Ödeme yeri coğrafi bir kavram olup mülki taksimatı ifade eder. Ödeme yeri mülki taksimatla gösterilebilir; posta adresi şart değildir. “Ödeme yeri: Konya” gibi. Adreste verilebilir. Sadece “Konya” gibi mülki taksimatla gösterilmişse, poliçe muhatabın medeni veya ticareti ikametgahında ödemeye arz edilir. Buna karşılık ödeme yerini kat’i ve açıkça ortaya koymayan “bütün mahallelerde” veya “Konya yahut Niğde’de” ödenebilir vb. kayıtlarla gerçekte bulunmayan bir yerin “ödeme yeri” olarak gösterilmesi poliçeyi hükümsüz kılar. Ancak aynı adı taşıyan birden fazla yer var ise (mesela; Konya ve Zonguldak Ereğli’si gibi) ve hangisinin kastedildiği açıkça belli edilmeden bunlardan biri ödeme yeri olarak gösterilmiş ise (mesela; Ereğli gibi) poliçe batıl olmaz. Kısacası ödeme yeri olarak yalnız bir yer poliçeye yazılabilir birden fazla ödeme yerinin gösterilmesi poliçeyi batıl kılar. 
Poliçe alacağı BK’da bahsi geçen adi alacaklar hilafına, aranacak alacaklardan olduğundan, hamil senedi, kabul veya tediye için, ödeme yerinde borçluya veya onun yerine senedi ödemek üzere tayin edilen üçüncü şahsa, ibraz etmeye mecburdur. Hamilin muhatabı borç altına sokması veya bedeli tahsil edebilmesi yahut bu hususların ifasından kaçınan borçluları temerrüde düşünerek rücu haklarını kullanabilmesi için poliçeyi ödeme yerindeki borçlunun ticaret yerinde, meskeninde veya poliçede gösterilen şair adreste ibraz etmesi gerekir. Ödeme yeri, sadece muhatap bakımından ifa yeridir.; müracaat borçluları bakımından değil. Bunun dışında poliçeler muhatabın ikametgahından başka bir yerde ödenebilir (TTK 586). Her iki poliçede muhatabın ikametgahının bazı hallerde ödeme için uygun görülmemesinden doğmuştur. Bu durum, iki şekilde ortaya çıkabilir. Şöyle ki; yüksek bir meblağı taşıyan poliçenin bir şahsın evinde ödemeye ibraz edildiği düşünülürse sorun anlaşılır. Bu tutarların bir bankada veya büyük işletmelerde işyerinin muhasebesinde ödenmesi daha kolaydır. İşte “ ödeme yeri” unsurunu, ödemenin fiilen yapılacağı “adres” e dönüştürmek “adresli poliçeyi” veya muhatabın dışında, poliçeye –sanki bir şahıs gibi-ikametgah yazmak “ikametgahlı poliçe”yi ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle TK M.586 bu iki poliçeyi tanımlamış, ayrıca TK 609. maddede de, anılan poliçelerin hükümleri düzenlenmiştir.
a.) Adresli Poliçe; ya poliçeyi keşide ederken keşidecinin veya poliçe kabule arz edildiğinde muhatabın kabul şerhinde “ödeme yerinde”, ödemenin fiilen yapılacağı üçüncü bir kişinin adresini gösterdiği poliçedir. Bu poliçe muhatabın değil, üçüncü kişinin nezdinde ödenir, poliçe muhakkak 3. kişi tarafından ödenmek zorunda değildir, ancak düşünülen 3. kişinin ödemesidir. Gösterilen adresin poliçede yazılı bulunan “ödeme yeri”nde bulunması gerekir. TK M.609, f.2 hükmüne göre, poliçenin bizzat muhatabın ikametgahında ödenmesi şart kılınmışsa, muhatabın kabul şerhinde ödemenin yapılacağı yer olmak üzere ödeme yerinde bulunan bir adresi gösterir.
b.) İkametgahlı Poliçe; ise poliçenin düzenlenmesi sırasında keşidecinin ödeme mahalli olarak muhatabın medeni veya ticari ikametgahından farklı bir yeri, ödeme yeri olarak gösterdiği poliçedir, yani poliçeye ödeneceği ikametgah yazılmış, poliçe “ikametgahlandırılmıştır”.Mesela, poliçede muhatabın adı, soyadı yanında “Konya” yazmakta, hatta muhatabın ikametgahı da gösterilmektedir. Diğer yandan, “ödeme yeri: Ziraat bankası Konya Merkez Şubesi” kaydı var ise poliçe ikametgahlıdır. Çünkü, bu poliçenin muhatabın ikametgahından başka bir ikametgahı vardır. Muhatap, ikametgahlı poliçede ödeyecek üçüncü kişiyi gösterirken, bu üçüncü kişinin poliçenin ikametgahı ile aynı yerde olması icap eder. TK m.609, f, 1 ikametgahlı poliçeye açıklık getirmektedir. Ayrıca ikametgahlı poliçede, protesto muhataba çekilir. 
Bu iki poliçe arasında şu fark bulunmaktadır; ikametgahlı poliçede muhatabın ikametgahı ile ödeme yeri farklı mahaller olmasına rağmen, adresli poliçe ödeme yerinde üçüncü kişinin nezdinde ödenir. Muhatap bir poliçeyi adresli yapabilir, ancak ikametgahlı poliçeye çeviremez. Yaptığımız tüm bu açıklamalara rağmen, uygulamada bu tür poliçelere çok fazla rastlanmamaktadır.
Ödeme yerinin bilinmesi, az sonra belirteceğim iki hususunda akıbetini belirleyecektir. Şöyle ki, ödeme yeri kanunlar ihtilafı bakımından mühimdir çünkü bir memlekette tanzim edilip de başka bir memlekette ödenecek poliçelere, bir çok hususlar bakımından ödeme yeri kanunu tatbik edilir (TK 678, 679, 680, 682 ). Diğer husus dava yerinin tayini bakımından da ödeme yerinin bilinmesine lüzum vardır. 

VI. LEHDAR (TK. Md. 583, b. 6)
TK m.583, b.6, poliçenin “kime veya kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını” ihtiva etmesini şart koşmaktadır. Bu kişi poliçe hukukunda “lehtar” diye adlandırılır; bazen “müstefit” şeklinde de anılır. Poliçe emre veya nama kabili tanzim olup, hamiline yazılamadığından, poliçe kime veya kimin emrine ödenecekse onun ad ve soyadı yazılmalıdır. Keşideci tarafından gösterilen ilk hamile (alacaklıya) lehdar denir. Poliçede lehtarın varlığı şekil şartının gerçekleşmesi için yeterlidir. Yoksa lehtarın hayali, ehliyetsiz veya kısıtlı olması, poliçenin geçerliliğini etkilemez. Lehtar, gerçek ve tüzel kişi olabilir. Ancak adi ortaklık lehtar olamaz. Birden fazla kişi lehtar olabilir. Bu durumda Yargıtay, senette alacaklılar arasında teselsüle ilişkin bir beyanın bulunmaması halinde, alacakların her birinin hissesi oranında talep hakkına sahip olacağına karar vermiştir. Bunlardan biri poliçenin bedelinin bir kısmını diğeri de arta kalan kısmını talep etme hakkına sahip olamaz,. Öte yandan, senedi müştereken imzalarıyla ciro ederlerse, müteselsilen sorumlu hale gelirler. 
Poliçenin emre yazılı olması lehinde kanuni bir karine mevcuttur, bunda böyle emre kaydını ihtiva etmeyen poliçeler bile ciro yoluyla devir olunabilir. Ancak keşideci poliçeye “emre yazılı değildir” yazarsa yada bu anlamı ifade eden bir kayıt koymuşsa, poliçe ancak alacağın temliki yoluyla devir olunur (TK. 593 II).
Poliçe bizzat keşidecinin emrine yazılabilir (TK m.585); yani keşideci aynı zamanda lehtar olabilir. Keşideci poliçeyi kabul ettirip sonra ciro edebilir. Böyle bir durumda kendisine hem ciranta, hem keşideci hakkındaki hükümler uygulanır. Keşideci poliçeyi kendi üstüne de çekebilir; keşideci ve muhatap aynı kişi olabilir.
Hesaba poliçe (komisyoncu poliçesi); Keşideci poliçeyi kendi adına fakat üçüncü kişi hesabına çekebilir (TK m. 583 f.3). Bu tür poliçe keşideci ile üçüncü kişi arasındaki BK anlamında komisyon ilişkisinde kaynaklandığından hesaba poliçe veya komisyoncu poliçesi diye adlandırılır. Komisyon ilişkisi poliçenin dışında olup, poliçe hükümlerine tabii değildir. Anılan poliçeden gereğince keşideci (komisyoncu) sorumludur. 

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.