DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 4691492,09%
Adana
29°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Renk Kavramı
141 okunma

Renk Kavramı

ABONE OL
25 Şubat 2015 18:26
Renk Kavramı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Renklerle ilgili herhangi birşey söylemeden önce ışık ve yapısı hakkında biraz bir ön bilgi vermek gerekiyor.


Işık ışınları birer elektromanyetik dalgadır. Elektromanyetik dalgalar (ki bunların arasında görülebilir ışığın yanı sıra radyo dalgaları, röntgen ışınları, ultraviyole ışınlar, kızıl-ötesi ışınlar, gama ışınları vb. de vardır.) gerçekten çok geniş bir spektruma sahiptir. Fakat bizim gözle görebildiğimiz ışık 4×10-7 m ile 7×10-7 m dalga boyu arasındaki ışıktır. Bunun dışındaki diğer elektromanyetik dalgaları göremeyiz. Peki niye bu kadarcığını görebiliyoruz derseniz cevap da gözümüzün yapısı olur.

Her ışık kaynağı kendi yapısına göre bu dalgacıklardan yayar etrafına. Bu yüzden her cisme şöyle ya da böyle hatta birazcık da öyle bir ışık kaynağı diyebiliriz. Yani her bir cisim kendi çapında radyasyon yayar (Ara Not: Radyasyon deyince aklınıza hemen Çernobil falan gelmesin öyle; bir atomun sadece fazla enerjisini değişik atomaltı parçacıklar atarak yaymasına radyasyon denir. Her madde de atoma sahip olduğuna göre bu sayın her maddenin radyasyon yani ışık yaymasından daha doğal ne olabilir.) İşte bu cisimlerin etrafa yaydığı radyasyonlardan bir grubu da gözle görünür ışıktır.

Gözümüzün görmesi demek herhangi bir ışık kaynağından fışkıran ışınların bir cisme çarparak gözümüzün içine içine girmesi demektir. Yani görebilmek için bir ışık kaynağına ihtiyaç duyarız. Işık kaynağından çıkan ışınlar cisimlere çarpıp her yöne dağılırlar. Bu dağınık ışınların da bazıları bizim gözümüze geldiğinde (eğer kör değilsek tabii ki!) o cismi görmüş oluruz.

Görünen ışığın rengi ışığın sadece ve sadece dalga boyuna bağlıdır. (Yine bir ek bilgi: Dalga boyu ne kadar küçük ise ışık ışını o kadar fazla enerjiye sahiptir!) Mesela görülebilen en küçük dalga boylu ve en enerjik ışık mordur ; en büyük dalgaboylu ve en az enerjiye sahip olan ise kırmızı. Bunların arasında da diğer renkler boy sırasına göre (dalga boyu ) yerlerini almıştır. Bu renklerin hepiciğini bir gökkuşağında sırası ile görebilirsiniz.

Cisimler üzerlerine düşen ışık ışınlarının bir kısmını absorbe eder bir kısmını ise yansıtırlar. Her atom kendi elektron konfigurasyonuna göre belli dalga boylarındaki ışıkları absorbe eder ve belli dalga boylarındakileri de absorbe edemediğinden yansıtır. İşte bu yansıyan ışınların dalga boylarına göre biz cisimleri renkli görürüz. Mesela limon rengi bir limon (bir limon başka ne renk olabilirdi ki?!!) sadece limon rengi ışınları yansıtır ve diğer ışık ışınlarını emer.

Bunlarakarşın beyaz ve siyah gerçek birer renk değildir. Beyaz ışık aslı itibarı ile tüm renklerin birleşimidir. Diğer bir deyişle günışığı içinde tüm renkleri taşır. Ki zaten bu da gökkuşağının oluşmasının en büyük nedenidir. Bir cismi beyaz görmemizin sebebi ise o cismin üstüne düşen tüm renkleri yansıtması; hiçbirini absorbe etmemesidir. Aşağıdaki resimde üç ana renk olan kırmızı, mavi ve yeşilin nasıl olup da tam orta kesişme noktasında beyazı oluşturduğunu görüyorsunuz.

Siyah ise renksizlik veya ışıksızlık olma halidir. Eğer bir yerde hiç ışık yoksa o yer siyah görünür. Daha doğrusu hiç görünmez!!…Siyah bir cisim de üstüne düşen tüm ışınları emerek dışarı hiçbir ışın yansıtmaz ve bu yüzden siyah görünür!

Işığın Yapısı

İnsana içinden bir ses ışığın da bir kütlesi olması gerektiğini fısıldayıp duruyor ama değil işte. Işığın daha doğrusu ışığı oluşturan parçacıkların yani fotonların kütlesi yoktur. Onlar sadece enerjidirler.

Işık bizim görebilmemizin ana nedenidir. Eğer ışık olmasaydı hiç bir şeyi göremezdik. Çünkü görme işleminde ışık kaynağından çıkan ışınlar etrafımızdaki cisimlere çarparak gözümüze ulaşırlar. Daha sonra retinaya bağlı sinirler aracılığı ile burada oluşan görüntü, işlenmesi ve yorumlanması için beyne yollanır. Fakat 1600’lü yıllarda ışık ışınlarının gözümüzden çıkıp diğer cisimlere çarpıp geri geldiğine ve böylece görebildiğimize inanılırdı.

Işık foton denilen kütlesiz ve yüksüz atom-altı parçacıklardan oluşur. Tüm parçacıklar gibi fotonlar da dalga özelliği gösterirler. Yani bir dalga boyları ve bir frekansları vardır. Işık ışınları da fotonların ilerlerken aldıkları yoldan başka bir şey değildirler. Fotonlar kaynaklarından çıktıktan sonra -eğer önlerinde hiç bir engel yoksa- düz doğrultuda ve hiç sapmadan yayılırlar. Herhangi bir cisme çarpınca da cismin şeffaf olup olmamasına göre yansır veya kırılırlar.

Peki ışık nasıl yayılır? Önceleri, 1800’lerde ışığın dalgalar halinde yayıldığına inanılırdı. Hani su dalgaları var ya işte onlar gibi işte. Bir göle bir taş attığınızda taşın düştüğü noktadan başlayıp dışa doğru yayılan dalgalar oluşur. Burada hareket eden su değildir sadece sizin başta suya taş atarak oluşturduğunuz etki su molekülleri arasında sırayla iletilmiştir o kadar. Fakat sonraları Einstein kendisine Nobel getirecek bir yazısında ışığın bir dalga olmadığını aksine parçacıklardan oluştuğunu ispatlar. Daha sonra bu açıklama Kuantum Teorisi’nin de yapı taşlarından biri olur zaten.

Günümüzde ışığın hareketi dual (ikili, çift) model denilen dalga ve parçacık teorilerinin birleşmesinden oluşmuş bir teori ile açıklanmakta. Açıklama kısaca şöyle: Işık dalga özelliği gösteren fotonlardan oluşmuştur; ve yayılırken iki özelliği de gösterebilir. Ama kesinlikle ikisini bir arada değil!! Bazen dalga bazen de parçacık olarak yayılır ışık. Ama hangi hallerde parçacık hangi hallerde dalga olarak yayıldığı konusunda hiç bir bilgimiz yok. Ama şunu biliyoruz ki biz onu dalga olarak görmek istiyorsak dalga, parçacık olarak görmek istiyorsak parçacık olarak davranır bize karşı!? Bu size çok karışık veya mümkün değil gibi mi geldi? Ama doğru!.. En azından şimdilik!!…


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.