Sad Suresi’nde Kanuni Süleyman ve Süleyman Demirel 

Sad Suresi’nde Kanuni Süleyman ve Süleyman Demirel 

Sad Suresi’nin 34’ncü ayeti şöyle: ”Ve lakad fetenna süleymâne ve elkaynâ alâ kürsiyyihi ceseden. Sümme enâbe”. Yani, Süleyman’ı imtihan ettik, O’nu kürsüsünün üzerine ceseden-cesed şeklinde bıraktık.

Sad Suresi’nin 34’ncü ayetini, Kur’an mealleri, yukarıya aldığım şekildeki anlamlandırmış. Meallerdeki ifadeler, ayetin vermek istediği mesajı yansıtmıyorlar.

Sad Suresi’nin 30’ncu ayetinden itibaren konu edilen Süleyman, Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkarıp Filistin’e yerleştirdiği İsraioğulları’nın kurduğu İsrail ve Yahudiye devletlerinin en önemli kralıdır. Hakimiyeti altında tuttuğu devlet, Akdeniz, Kızıldeniz, Anadolu ve İran arasındadır. Kur’an-ı Kerim ayetleri Süleyman’ı konu etmişse, ülke ya da devlet başına geçmenin zorluğunun anlaşılması içindir.

Ayeti oluşturan sözcükleri, geniş açıdan bakıp yorumlamak gerekir.

‘Fetene’ fiili, imtihan etmek anlamında olabilir. Lakin bu ayette tecrübe kazanması anlamındadır. Süleyman, meydana gelen olumsuz olayların hatalı yönetim sebebiyle olduğunu anlayacak, hatasız yönetmenin usulünü bulacaktır.

‘Kürsiyyi’, krallığın makamıdır. Bugün türkçe’de bildiğimiz ‘taht’ demektir.

Elkayna kelimesindeki ‘ilkâ’ fiili, Süleyman’ın krallık makamına getirildiğini belirtiyor. ”Ala kürsiyyihi ceseden” kelimesi ise, tahtına oturtulan Süleyman’ın ne edeceğini bilemez hale geldiğini anlatıyor. Bu şu demektir: Kral olmasını istemek yetmez; liyakat şarttır. (Günümüzde ‘reis’ bilineni Türkiye’nin başına getirenlerin ve başta kalması için direnenlerin kulakları çınlasın)

‘Cesed’, yaşamı bitmiş, ortada kalmış bedendir. Ayette İsrail’in kralı Süleyman için kullanıldığında mecaz olmuştur. Yani Hz. Süleyman’ın yaşamı vardır ama ‘ceseden’ benzetmesiyle yaşamıyor gibi işlevsiz kalmış demektir. Ayetin tamamı, tahtına oturtulan Kral Süleyman’ın çaresizliğini belirtir. ”Sümme enâbe” kelimesi, Kral Süleyman’ın çaresizlikten çıktığını, devlet yönetmede liyakat kazanmaya başladığını gösteriyor.

Kur’an’ın Sad Suresi ve özellikle Süleyman bahsi, müslümanlara tarih bilgisi vermez.

Süleyman bahsi, yönetme makamına gelenlerin, toplumun sosyal ve siyasi yapısını düzgün tutması içindir. Ayet bu mesajı verirken içinde ileriki zamanlara ait sırları da barındırır.

‘Süleyman’, bir şahsın adı iken aynı zamanda SİMGEdir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Kehf Suresi'nde Zülkarneyn ve Güneşin Doğduğu Yer 

İçinde barındırdığı sır şudur: İlerideki yüzyıllarda SÜLEYMAN gibi şahıslar ortaya çıkacaklar, devlet yönetme makamında bulunacaklar. Ya da o SÜLEYMAN benzeri kişiler, devlet başına getirilmek istenecek.

‘Süleyman’ simgesi, Selçuklu İmparatorluğunun Anadolu devletinin başındaki ı. ve ıı. Süleymanları hatıra getirir. Bunların bu ayette, ne tecrübe edilmeleri ne de meziyetleri hakkında işaret yok. Fakat Osmanlı’nın Süleyman’ı hakkında ”Alâ kürsiyihi ceseden” kelimesiyle işaret belirgin.

Osmanlı’nın padişahı olan, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında, Hz. Süleyman’ın ülkesini de içine alacak kadar hakimiyeti bulunan Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar muhasarası sırasında ölüyor. İç organları çıkarılıp gömülürken, bedeni mumyalanıp canlıymış gibi çadırında tahtının üzerinde tutuluyor. Kırbeş gün öyle tutulduğu halde Osmanlı ordusunun bundan haberi olmuyor. Ayetteki ”Alâ kürsiyihi ceseden” kelimesi on yüzyıl sonra Kanuni Sultan Süleyman üzerinde fiziki olarak tecelli etmiş oluyor.

Sad Suresi’nin 34’ncü ayetindeki ”Fetennâ süleymane ve elkaynâ alâ kürsiyyihi” ifadesinden (ye şeddeli) H.1384 / M.1964 tarihi çıkıyor. Bu ifade, Süleyman adlı kişinin devlet yönetme makamına getirileceğini haber veriyor.

Süleyman Demirel, Türkiye’de 1965 yılında BAŞBAKANLIK koltuğuna oturdu. ”Fetennâ süleymane ve elkaynâ alâ kürsiyyihi ceseden” ifadesi onda da tecelli etmeye başladı. Bu ifadede ebceden çıkan tarih, (şeddeler ve tenvin hariç) H.1392 / M.1972’dir. Yönetme usulünde hatalar vardır. Süleyman Demirel 1971 askeri muhtırasıyla etkisizleştirilir. Başbakanlık makamından çekilse de, koltuğuna şapkasını bıraktığı söylemleri, onun, makamında gizliden var olduğunun belirtilmesi olur. ‘ye’ şeddeli sayılırsa, H.1402 / M.1982 tarihi çıkar. Süleyman Demirel’in -yönetme hataları sebebiyle- devlet yönetiminde kalması yasaklanacaktır. ‘Cesed’ sözcüğü, mecazdır; koltuğuna tekrar geleceği anlamı verilen, onun şapkasıdır.

Ayetin ”Sümme enâbe” kelimesi, hatalı yönetme şeklinden dönüş yapıldığını belirtiyor.

Sad Suresi’nin 35’nci ayeti, Süleyman Demirel’in liyakat kazandığını, bizzat istemesiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en tepe noktasına geleceğini işaret ediyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  BATAKLIK GAZI

Turgut Özal, 1987 yılında yaptırdığı referandumla, hem Süleyman Demirel’in hem Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in siyasi yasaklılığını kaldırttı. Süleyman Demirel, önce Başbakanlık koltuğuna tekrar oturdu; 16 Mayıs 1997 yılında, cumhurbaşkanı olup devletin en üst makamını elde etti.

Hz. Süleyman, Sad Suresi’nde vasfıyla anlatılıyor. Süleyman Demirel ise ayetin tecelli edeceği tarihler ile.

Kanuni Sultan Süleyman’ın ise, ‘cesed’ olma konumu var. ”Süleymane ala kürsiyyihi ceseden” kelimesi, tahta cansız bedeninin konduğu 1566 tarihini değil de padişahlığının beş yıl öncesi olan H.921 / M.1515 tarihini veriyor. Ayetin içindeki bu sır hayret verici. Bu ifade Hz. Süleymandaki gibi mecaz oluyor ve Osmanlı tahtına oturuşundan ölümüne kadarki sürede, tecrübe edinmişliğinden söz edilemeyeceğini, yönetme inisiyatifinin kendisinde olmayacağını ima ediyor.

Sad Suresi’nin 35’nci ayetinde Süleyman’ın Rabbinden, kendisinden sonra hiç kimsenin olamayacağı mülk (saltanat) istediği belirtiliyor.

Hz. Süleyman’a o mülk (saltanat) verildi. Hz. Süleyman’dan sonra İsrail ve Yahudiye devletleri, sarsılmaya, sonraki kralların elinde erimeye başladı.

Kanuni Sultan Süleyman devri ‘MUHTEŞEM’ diye anılıyor bugün. Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra gelen padişahlar elinde Osmanlı saltanatı çözümeye başladı.

Süleyman Demirel ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, İsrail’le, Amerika’yla ve Avrupa Birliği ile ilişkileri iyi idi. Onun gidişi ve Ahmet Necdet Sezer’in gelişiyle, yönetim kademesinde yasa tepmeler, hukuk tanımazlıklar görünmeye başladı. Ahmet Necdet Sezer’in, yönetimdekilerin önüne -yasalara uyulsun anlamında- Anayasa kitapçığını atması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin itibar kaybetmeye başladığı anlamını verdi. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasıyla da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çöküş aşamasına geldiğinin işareti oldu.

Sad Suresi’nin 34’ncü ayetinin ebced değeri (sümme enabe kelimesi ve şeddeler hariç) 1464’tür. M.2043 tarihini verir. Demek ki Anadolu ve çevresinde SÜLEYMAN adında bir kişi daha kral ya da başkan olarak görülecek.

İbrahim Faik Bayav
(14.01.2021 09:20)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın