DOLAR 9,3186-0.15%
EURO 10,86290.08%
ALTIN 532,330,49
BITCOIN 5825002,57%
Adana
27°

AÇIK

15:55

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Sahakın Çürütülmeyen Cesedinin Hikayesi

Sahakın Çürütülmeyen Cesedinin Hikayesi

ABONE OL
04 Ekim 2016 12:34
Sahakın Çürütülmeyen Cesedinin Hikayesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Yazar Cezmi YURTSEVER
Perşembe, 10 Nisan 2008

    -Uzun yıllar Sis-Kozan ermeni Kilisesi Başpapazı olarak görev yapan Sahak, 1915 olayları sonrası Kudüs’e yerleşti.    -Fransa’nın yenilmesinden sonra Ermeniler ve Sahak, Adana’dan ayrılarak Beyrut’a yerleşti.    -Sahak, Beyrut’ta 1938 yılında öldü. Onun cesedini ilaçla çürütmediler.    -Ve Sahak’ın tabutu açılarak çürütülmeyen ceset “soykırım mağduru” olarak kullanılan görsel belgeye dönüştürüldü.

 

Sis, Çukurova’yı Kayseriye bağlayan kervan yolunun başlangıç yerindeki tarih bir şehir… Dimdik yükselen bir dağın eteğinde  taş evleri, Ermeni manastırı, kalesi ile tanınıyordu.  Kozanoğulları’nın derin hatıraları vardı Sis’te. Zaman zaman Anavarza yönünden gelerek şehre giren Yörük ve Türkmen kervanlarının görüntüsü muhteşem olurdu. Sis Ermeni manastırı  uzaktan bakıldığında kendisini çevreleyen  sur duvarları içinde kilise olarak kullanılan ana binası, lojmanları, arşivi, lojmanları ile bir şehir görünümünde idi. Kendi içine kapalı, insanların birbirini yüzüne bakarak ve kafasını sallayarak anlaştığı kutsal bir yerdi manastır.  Yüzyıllar öncesi 1290’lı yıllardan beri Güney Anadolu Ermenileri’nin dini merkezi idi manastır. Kutsal eşyalar da burada bulunuyordu. Altın kazan adı verilen ve vaftiz yağının bulundurulduğu eşya en önemlisi idi. Belli zamanlarda altın kazanın kapağı törenle açılırdı. Kazan’ın açılışında Sis şehrinin Türk ve Ermeni zenginleri de hazır bulunur, yetim çocuklara yardım olsun diye yüksek bir para verilerek  kazanın kapağı dualarla açılırdı.

Sis Ermeni masantırı’na Konya’dan Malatya’ya kadar güney Anadolu’nun pek çok kasaba ve şehirlerinden  papaz ve rahipler gelirdi. Katogigos adı verilen başpapazı görmek ve Hacı olmak için. Sis Ermeni manastırının ayrı bir önemi vardı Ermeniler için.

1902 yılında Sahak Kabayan adındaki papaz “Katogigos” seçildi.  Manastır içinde yaşanan olaylardan yörenin Osmanlı yöneticileri pek fazla haberdar değildi. 1908 yılı sonlarında  II. Meşrutiyetin getirdiği serbestlik ortamından yararlanarak  Sis’e gelen ünlü komitacı Hamparsum Boyacıyan yöre Ermenileri’nin oyları ile milletvekili seçildi. Kozan Sancağı ve Adana vilayetini temsilen İstanbul’a gitti.  Arkasından Nisan 1909 ortalarında Adana şehir merkezinde başlayan “iğtişaş” karışıklık adı verilen olaylar Sis şehrine fazla yansımadı. Yörenin Türk ve Ermeni din adamları ve yöneticilerinin işbirliği yapmasıyla kan dökülmesi önlenmişti.  1912 yılında Sis Sancağı’nı temsilen Matyos Nalbantyan adındaki zengin Ermeni miletvekili seçildi.

Sis’te yüzyılların eseri Türk-Ermeni dostluğu 1915 yılında derin sarsıntıya uğradı. Tehcir/sürgün yasasının çıkması ile başlangıçta Sis Ermenileri’nin sürgün edilmeyeceği açıklanmış ise de sonradan bu karardan vazgeçilerek Halep, Deyrizor taraflarına gönderilmişlerdi.

1915 yılı mart ayı içinde her şey tersine dönmüştü. Osmanlı Devleti çökmüş, Adana ve bu arada Sis şehri de Fransız işgali ve Ermeni silahlı komitacılarının eline düşmüştü. Şehir içinde dolaşan ve kendilerine “Kamavor” denilen silahlı Ermeni çeteler başlarına buyruk olarak Türklere baskı yıldırma –fırınlarda yakma olayları da dahil- olaylarını gerçekleştiriyordu.  Türk ve Ermeniler arasında çatışmalar kanlı olduğu kadar hafızalardan silinmeyecek acı hatıralar bıraktı.  1 Haziran 1920 günü Sis’teki Türk ve Ermeni tarihi beraberliği de sona eriyordu. Fransız askerleri şehirden ayrılırken Ermeni kilisenin başpapazı Sahak Efendi de ister istemez onlara uymak durumunda kaldı.  Katır, eşek, at gibi binek hayvanları üzerindeki çuvallar içine yerleştirilen manastırın kutsal eşyaları önce Adana’ya taşındı.  Savaşın Türkler lehine sonuçlanması üzerine de 1921 yılının sonlarına doğru Anadolu’nun güneyine Halep ve oradan da 1930 yılında Beyrut’a taşındı. Sis kilisesinin tarihi ve dini fonksiyonlarını üzerinde barındıran  Kilikya Kilisesi yeniden inşa edildi Beyrut’un Antelis semtinde. 1939 yılında Sahak Efendi ilerlemiş yaşının içinde vefat etti. O’nun son nefesi vermesine tanıklık edenler gözyaşları dökerken hatıraların kalıcı olması için bir şeylerin yapılması düşüncesini dile getirdiler.

1998 yılı içinde Beyrut’taki Kilikya Kilisesi’ne bağlı bir salona toplanan Ermeni papazlar ve cemaat ileri gelenleri orta yerdeki tabutun kapağını açtılar.  Sahak Efendi’nin sessizlğe bürünmüş cesedi sanki hiç bozulmamış gibiydi. Beyaz saçları, çehresi yaşayan bir insanın görüntüsünü andırıyordu.  İlginç olan şey Sahak’ın cesedi öldüğü yıl iğne ve ilaçlarla çürütülmemiş koruma altına alınmıştı.  Tarihi olayları yaşamış bir tanık veya Ermenilere yapılan soykırımın bir “mağduru” olarak tanıtılıyordu. Dualar ve gözyaşları içinde  hatırlanıyordu Sahak Efendi.

Antelias’daki kilisenin giriş kapısı üzerine Sis’teki manastırı hatırlatacak bir simge yerleştirilmişti. Yuvarlar bir daire içinde bir papaz elini uzatmış bir kiliseye sahiplenmek istiyordu.  Aslında sahiplenilmek istenen tarihi Sis manastırından başka bir şey değildi.

Kendilerine “Diaspora” adı verilen anayurtlarından ayrılmış Ermenilerin siyasi teşkilatı dünyanın her yerinde “soykırımı kabul ettirmek için” yoğun çalışmaları yürütüyordu. Diaspora’nın merkezi  “Beyrut’taki Sis/Kilikya/Adana Ermeni kilisesi” idi. Çünkü Kilikya Kilisesi, Avrupa, Kanada, ABD ve Avusturalya’daki  Ermeni kiliselerinin de ruhani merkezi idi.

Aynı ülkelerde çok sayıda Ermeni iş adamı, üniversitelerde görevli bilim adamı ve Kilikya davsını savunan Ermeni din adamlarının işbirliği ile milyar dolar paralar harcanarak Türkiye’ye karşı “soykırım propogandası” yapılıyordu. Yaşanmış tarihin gerçekleri ne olursa olsun sadece ve sadece Türk tarafını acımasızca suçlayan karalayan düşünceler dünya kamuoyunun gündemine getiriliyor.

Mayıs 2005 içinde Adana şehir merkezinde  bilgisayar sarf malzemesi satıcısı sayın

İle işyerinde buluştum. Bana tarihi bir hikayeyi anlattı. “ Adana şehir merkezindeki Tepebağ semtinde Abidinpaşa caddesi kıyısında şimdiki milli eğitim sağlı merkezinin olduğu yerde tarihi Ermeni kilisesi vardı. Benim çocukluğum aynı kilisenin tarihi binasında eğitim hizmetlerini sürdüren İlkokul’da geçti. Bir gün dedem benim elimden tutup kiliseden kalma pencereli bir duvarın önüne getirdi. “-Bak evladım bu duvarın rengi neye benziyor”. Cevap olarak “kiremit rengi. Burada boya badana işleri yapılmış” dedim. Dedem: “Hayır, bu işgal günlerinde öldürülen Türklerin kan rengidir.  Yakalananlar burada yatırılarak başı gövdesinden ayrılıyordu”  açıklamasında bulundu. Sonraki bir zamanda kilisenin avlusunda inşaat çalışmaları başladı. Bir kör kuyu bulundu. İçinden o kadar çok insan cesedi çıktı ki. Yakındaki  Yeşil Mescit’in altındaki mahzene kondu. Bir gün Belediye’nin traktörü geldi. İşciler kemikleri yüklediler. Ve Müslümanların “garipler mezarlığına” defnettiler. Cesetlerin öldürülen Türklere ait olduğu söylendi.

Bütün bu olanları araştırıp öğrendikten sonra  “tarih ve toprağın ses vermesi” halinde nice ibretli olayların hatırlanacağını düşündüm. İnsanlar kendilerini sorgulayarak “Ben nerede hata yaptım” demiş olsalardı ben bu hikayeyi yazar mıydım diye sordum kendi kendime. Sahak Efendi’nin çürütülmeyen cesedinin fotoğrafına bakarak.

Anaların Gözyaşları Kitabından    

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.