DOLAR 15,4792 0.61%
EURO 16,1193 0.67%
ALTIN 901,680,27
BITCOIN 4681573,12%
Adana
22°

HAFİF YAĞMUR

20:21

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Saîd Bin Âmir

Saîd Bin Âmir

ABONE OL
22 Nisan 2015 23:08
Saîd Bin Âmir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hazret-i Ömer’e benzeyen vâli.

Saîd bin Âmir hazretleri, Yermük savaşından sonra Abbâs bin

Ganem’den boşalan Humus vâliliğine ta’yîn edildi. Vâli olmayı pek

istemiyordu, ancak Hazret-i Ömer’in emrine itâ’at ederek Humus’a

geldi. Vâliliği zamanında çok dikkatli ve âdil hareket eden Hazret-i

Saîd, son derece fakir bir hayat yaşadı.

Rüşvet alan Cehennemdedir

Herkes bu hayatına şaşırıp, hayret ediyordu. Hazret-i Ömer,

Şam’a teşrif ettiği zaman oradan Humus’a geçti. Humus’ta fakirlerin

bir listesinin çıkarılmasını isteyen Hazret-i Ömer, fakirlerin içerisinde

Saîd bin Âmir hazretlerinin ismini görünce çok şaşırdı. Listeyi

hazırlayanlara sordu:

– Saîd bin Âmir’i niçin listeye yazdınız?

– Vâlimiz fakirdir, devamlı “Rüşvet alan da veren de

Cehennemdedir” hadîs-i şerîfini okur ve en küçük bir hediyeyi dahî

kabûl etmez.

Hazret-i Ömer, Saîd bin Âmir’e bin dirhem tahsis etti. Hazret-i

Saîd, bin dirhem ile hanımına geldi ve dedi ki:

– Hazret-i Ömer bize şu gördüğün bin dirhemi göndermiş.

– Ondan bir miktar parayla yiyecek ve katık alıp, kalanını

saklayalım, ileride lâzım olur.

Saîd hazretleri hanımına şöyle dedi:

– Ben bundan çok daha iyisini sana söyleyeyim mi? Biz bu malı

çok iyi bir şekilde kullanacak, işletecek bir kimseye ortaklığa verelim.

Onun kâr ve gelirinden de yeriz.

Hanımı, razı oldu:

– Peki, öyle olsun.

Saîd bin Âmir hazretleri bu parayla yiyecekler, iki deve, iki köle

satın aldı. Köleleri azâd ederek hürriyetine kavuşturdu. Aldıklarını

Humus’taki fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Kendine çok az

birşey dışında birşey kalmadı. Bir müddet sonra hanımı kendisine

dedi ki:

– Malı ortaklığa verdiğin kimseden paranın kârını al ve onunla

şunları şunları satın al.

Saîd hazretleri sustu. Ertesi gün evine döndüğü zaman

istedikleri şey olmayınca hanımı aynı istekleri yine tekrarladı. Saîd

hazretleri yine sustu. Birgün sonra hanımı hâlleri ve sözleri ile

Hazret-i Saîd’i çok üzdü. Saîd hazretleri ertesi gün eve hiç gelmedi.

Akrabalarından birisi hanımına gelerek dedi ki:

– Sana ne oluyor ki kocana eziyet ediyorsun. O malının

tamamını fakirlere dağıttı.

Hayırları terkedemem

Kadın üzüldü ve ağladı. Sonra Saîd hazretleri geldi ve şöyle

buyurdu:

– Allahü teâlânın râzı olduğu birşey, dünya ve dünyanın

içindeki her şeyden daha kıymetlidir. Eğer Allahü teâlânın râzı

olduğu iyilik, hayırlardan birisi gökyüzüne lâmba gibi asılsaydı,

onun nûru, yeryüzünü aydınlatır ve onun parlaklığı yanında

güneş sönük kalırdı.

İşte seni bu iyilikler için terkeder, senden ayrılırım. Fakat

senin için bu hayırları ve iyilikleri terkedemem. Her hal üzere

hayır ve hasenat yaparım…

Fakirlik ve sıkıntı içinde olduğu hâlde, parayı kendisi için

harcamadığını soranlara şöyle buyurdu:

– Resûl aleyhisselamdan işittim buyurdular ki:

Ümmetimin fakirleri zenginlerinden beşyüz sene önce

Cennete girerler. Zenginlerden biri kendini onların arasına atar

ve Cennete girmek ister. Melek onun elini tutar, fakirler

arasından çıkarır ve, “bekle, henüz senin Cennete girme

zamanın gelmedi” der. Beşyüz sene onu kıyâmetin kızgın

sıcağında hesap yerinde tutarlar. Malının hesâbını verir, sonra

Cennete girer.

Hazret-i Ömer zamanında, Humus vâlisi olan, Saîd bin Âmir,

Müslüman, gayrı müslim herkes tarafından çok sevilirdi.

Hazret-i Ömer, Saîd bin Âmir hazretlerinin, herkes tarafından

çok sevilen bir kimse olduğunu öğrenince Humuslulardan bir

cemâ’ata sordu:

– Peki vâlinin hiç kusuru yok mudur?

Onlar da ba’zı kusurları olduğunu söyleyip dört tanesini

zikrettiler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer, Saîd hazretlerini hemen

Medîne-i Münevvereye çağırdı ve aralarında şu konuşma geçti:

Aslı nedir?

– Yâ Saîd, senin ba’zı kusurların varmış. Bunların aslı nedir?

– Bunlar neymiş, ya Ömer?

– Vazîfene sabah namazından hemen sonra değil, kuşluk vakti

geliyormuşsun. Geceleri insanlar içerisine hiç çıkmaz,

görünmezmişsin. Haftada bir gün evine çekilir hiç kimseyi kabûl

etmezmişsin. Eshâb-ı kirâmdan, Hubeyb hazretlerinin şehîd edildiği

söylenince bayılıyor, kendinden geçiyormuşsun.

Bunun üzerine Hazret-i Saîd, şu cevâbı verdi:

– Yâ Emir-el mü’minin! Anlatılanlar doğru. Şimdi bunları sana

izâh edeyim:

1– Vazîfeme ancak kuşluk vakti, gelebiliyorum. Çünkü hanımım

hastadır. Evde bütün hizmetleri kendim yapıyorum. Hamur yoğurur,

ondan ekmek yapar, pişirir, abdest alır öyle çıkarım. Geç kalışım

bundandır.

2– Geceleri insanların içerisinde görünmeyişimin sebebi;

gündüzleri halkın hizmetleriyle meşgul olurum. Geceleri de Allahü

teâlâya hizmet ve kulluk için ayırdım. Böylece gündüzleri yaptığım

işlerin, verdiğim hükümlerin muhâsebesini yapar, yanlış kararlarım

varsa düzeltirim.

3– Haftada bir gün evime çekilip hiç kimse ile görüşmememin

sebebi, başka giyecek elbisem olmadığından, yıkadığım elbiselerim

kuruyuncaya kadar kimseyi kabûl edemiyorum.

4– Hubeyb hazretlerinin şehâdetini hatırlayınca bayılmamın

sebebi anlatılacak şey değildir. Çünkü Mekke müşrikleri Hubeyb

hazretlerini asarlarken yanlarında idim. Belki mâni olabilirdim, fakat

o zaman henüz îmân etmemiştim. Seyirci kaldım. Onun gösterdiği

cesâret ve celâdeti hatırladıkça, ne kadar kuvvetli bir îmâna sahip

olduğunu daha iyi anlıyorum. Niçin mâni olmadım diye üzüntümden

bayılıyorum.

Bunun üzerine Hazret-i Ömer:

– Yâ Saîd, Allahü teâlânın korkusu seni ne kadar yüceltmiş,

millete faydalı hâle getirmiş, dedi ve gözyaşı döküp ağladı.

Vâlilikten affet

Sonra, Saîd bin Âmir Hazret-i Ömer’den ricâ etti:

– Yâ Ömer, bundan sonra beni vâlilikten affet.

Hazret-i Ömer bunu kabûl etmeyip yine vâli olarak bırakmıştır.

Hazret-i Saîd bin Âmir, İslâmın koruması ve emniyeti altında

bulunan gayrı müslimlere karşı yumuşak davranır ve çok ilgi

gösterirdi.

Şam’daki zimmîler onun bu yüksek tavrından çok memnun

idiler. Bir defa Hazret-i Ömer, onun zimmîler tarafından çok

sevildiğini haber aldı ve oradakilere sordu:

– Neden ahâli bu kadar ona muhabbet gösteriyorlar?

– O, halkın dert ortağıdır da ondan.

Hazret-iÖmer bu duruma sevindi ve memnuniyetini belli etti.

Saîd bin Âmir, muhâcir olan Eshâb-ı kirâmdan olup, Hayber’in

fethinden önce Müslüman oldu. 641yılında Rakka’da vefat etti.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.