Sana Bir Mailim Var        

Sana Bir Mailim Var        

İsmail Örgen
O, yaşanan gelişmelerin gerisinde kalmayanlardandı. Hatta, fazla ilerisine gidenlerden biri olduğu dahi söylenebilirdi. Hangi teknolojik yenilik olsa, onu herkesten önce öğrenip edinmeye çalışır; bunun kendisi için gerekli olup olmadığı, gerekliyse dahi ne kadar gerekli olduğu, nerede kullanıp nerede dur demesi gerektiği gibi konulara pek kafa yormazdı. En yeni aletler, en gelişmiş bilgisayar programları, en son keşifler.. o bu işlerin adamıydı. Arkadaşları ‘teknik adam’ adını takmışlardı bu yüzden kendisine.
Yaşadığı ülkenin internet denilen yeni gelişmeyle ilk tanıştığı yıllarda, bu gelişmeyle ilk tanışanlardan biri oydu. İnternete kendisini öyle kaptırmıştı ki, işten gelir gelmez bilgisayarın başına oturur, çoluk çocuğun yüzüne bakmadan önce e-mail var mı diye bilgisayara bakar bir haldeydi. En başta hanımı rahatsız olmuştu bundan. “Benim kumam bilgisayar” diye dert yakınmaya başlamıştı arkadaşlarına. “Kocam onun yüzüne bakmaktan bizi görmüyor.” Gün geçtikçe, arkadaşlarından da kocalarına dair benzer şikayetler almaya başladı. Birkaç kez, kocasına, internete kendini biraz fazla mı kaptırdığını sorgulamasını rica edecek oldu. Ama olmadı. İnternet ile dünyaya nasıl bir açılım sağladığını, dünyanın bilmem neresindeki insana chat yaparken İslâm’ı nasıl da anlattı kocası. “Bir kişinin bile imanını bu sayede kurtarmış olsak…” Kocasının internet hülyalarıyla yaşadıkları evin gerçekleri arasında bir uçurum vardı. Kocası bunu anlayacak durumda gözükmüyordu. O yüzden, kadıncağız, “Dünyaya açılım, eve karşı kapanım” gibi sözleri yalnız kendi kendine mırıldanıp durdu; bu çelişkiyi açma imkânını asla bulamadı. “Dünya kurtulurken evimiz gidiyor, bilmem neredeki hidayete gelirken çocuklar mahvoluyor” deme imkânını da.
Bu durum, yalnızca onu değil, çocukları da rahatsız ediyordu. Evin ufaklığı babasının kucağına birazcık oturup oynamak istese, “Hanım, alır mısın şunu? Şu an biriyle yazışıyorum” sözü duyuluyordu her keresinde. Ufaklığın olan bitenlerden haberi yoktu da, ortancayla büyük oğlanın durumdan pek memnun oldukları söylenemezdi. Büyük oğlan, en sonunda dayanamadı, aylardır doğru düzgün yarım saat konuşamadığı babasıyla onun anlayacağı dilden konuşmaya karar verdi.
O akşam eve gelip bilgisayara koşup internet bağlantısını kurduğunda, babası ekranda büyük oğlunun ismini gördü. “Sana mail’im var” diye bir e-mail yollamıştı oğlu. Baba, bu mail’i açma gereği bile duymadı. Açıktı herşey. Mahcup bir yüzle bilgisayarı kapadı, kararmış ekran karşısında birkaç dakika öyle oturdu, sonra yapması gereken doğru hareketi yaptı. O akşam da, sonrasında da. İnterneti yine kullandı; ama karısının ağzından “yeni kuma” tabirini bir daha duyan olmadı.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın