SANAL KLAVYE FAHİŞESİ FACABOK

SANAL KLAVYE FAHİŞESİ FACABOK

GEL GEL FACABOK’A GEL…

“İnsanın iştahı kabardıkça galeyana gelir ya! Bizim Bekir’in hikâyesi de böyle bir şey.
Piyangodan defalarca amorti vururmuş Bekir’e…

Bekir heyecanlanır, bir bilet, bir bilet daha diyerek ikramiye çıkar umuduyla elindeki iki kuruşu da bilete yatırırmış.
Bir bakmış ki bunun başı sonu yok; “Hep amorti, hep amorti! Cehennemin dibi ulan! Cehennemin dibi! Milli Piyango sende mi? Devletin tekelinde bir işletmeydin umutlarımı yedin ulan umutlarımı yedin!” deyip, dertli dertli tellendirimiş cigarasını! Bir gün seyre dalmış Boğaz manzaralı zengin yalısını…
Yalılardan yansıyan ışıklar yalın yalım parlıyormuş. Gümüş gibi altın gibi Boğaz’ın sularında yansıyormuş.
Bekir gözlerini kısmış, derin bir iç çekmiş. Bana ancak Facebook’tan piyango vurursa vurur demiş ve parlak bir plan kurmaya karar vermiş.”

(Facabook adlı öykümden alıntıdır)
*
Bazıları için Facebook, Milli Piyango idaresi gibidir. Kadın veya erkek hiç yüzünü görmediği insanlara uzay ötesi zar atarlarmış. Hatta Dübeş atar yek gelir, sanal ağa düşenler tek tek gelirmiş.
(Hiç umutlanmayın arkadaşlar bu işler hep kumar. Silme amorti çıkar! İkramiye yoktur hiçbir zaman.)
Bu sosyal ağ sapıkları, konu mankeni flu fotoğraflı tiplerle, oturdukları koltukta altlarına sıçana kadar yazışırlar, içi boş bir hayat yaşarlarmış.
“Selam”
“Selam”
“Nerden”
“Daha önce tanışıyor muyduk?”
“Yok, arkadaş önerilerinden!”
“Oki”
“Pardon bi iş görüşmem var da! Sana ilerleyen saatlerde dönsem olur mu?”
(Kesin karısı veya kocası, ya da diğer idare ettikleri olay mahaline yakındır ve uyutup dönecektir.)
“A tabii, ben gece bile müsaidim”
Yani şahıs müsait!
Yani yalnız!
Yani hayat hiç bitmeyecek sananlardan.
Kaidesiz ve amaçsız!
Bu tiplerin kelime hazineleri emoji yazışmalardan ibarettir…
“Cnm, öptüm, sevdam, oki, küsstüüüm, nerden? Ama askım ben simdi! Sen bensiz de olamazsın! Woow! Göstersene! Vermiycem, vermiyceeem, benim değil mi vermiycem!” Vs… vs…
Sanal duygu hırsızları, sanal sosyal fahişeler, sanal üzerinden her türlü dolandırıcılıklar, sanal seksler amme hizmetleri ful mesai!
Evlilerde olay daha farklı! Bu türlerin gece başlarmış sosyal mesaileri. Sabaha patlamaya hazır kurbağa gibi dolaşırlarmış ortalıkta.
Boş insan her zaman daha mutlu yaşadığını sanır ve hayat boş, pomp..la coş diyerek dolu dizgin, elle tutulmayan, hiçbir getirisi olmayan sanal muhabbetleri öyle ileriye götürürlermiş ki, finale yaklaştıklarında dam üstünde saksağan vur beline kazmayı misali, “Eee ne olduk şimdi” şaşkınlığıyla bir pisliğin içinde kaybolur giderlermiş. Bu durumdan ders çıkarmaz, şanslarını sürekli denerlermiş.
Serengete düzlüklerinde dolaşan çakallar gibi sanal âlemde pusuya yatarlarmış. Bu çakalların ağına kim düşürürse kabulleriymiş.
Kadın, erkek, biseksüel, trans, dayı, emmi, pala, teyze, nene hiç fark etmezmiş onlar için.
“Selam, nasılsın, müsait misin?”
Sosyal klavye sapıkları, karşısındaki in mi, cin mi, hırsız mı, gürsüz mü hiç düşünmezler, hatta ot mu çöp mü fark etmezmiş onlar için. Birde fulü çekilmiş iki selfi eklemişse sayfaya, hem de seksi poz varsa kim tutar Şaban’ı, kim tutar Kezban’ı? Balıklama boş muhabbetlere dalarlar, pembe hayaller kurarlarmış.
“Eee nerden? Nerden olacak canım Çamlıbel’den”
Boş ve ucuz muhabbetler havada uçuşurmuş.
Helal olsun sana sanal âlem! Boklarıyla boncuk oynattın onca insana!
Bu sosyal ağlara dert yandım.
“Kimlerin yuvasını dağıtmadın sen?”
Sosyal ağlar hazır cevap zaten. Doğal olarak kendilerini savundular.
“Kafası çalışan, burayı kendine katkı sunmak adına, araştırmak, öğrenmek ve öğretmek amaçlı kullanabilir, fakat üçüncü sınıf, kültürel donanımdan uzak tiplemeler vardır ki, benim üzerimden piyasa yapar.
Birçoğu birbirine boynuz takar, darda kaldıklarında da Behlül kaçar!
Yoldan çıkmışları terbiye etmek benim görevim değil, ama böyle arazi tiplerden kendini koruman senin görevin” dedi.
Doğru söze ne denir arkadaşlar!
Bu tür sanal sapkınların kapılarını huzursuzluklar, ayrılıklar, hastalıklar, dolandırıcılıklar ve en önemlisi yalnızlıklar çaldığında bir bakarmış ki elle tutulur insanlar yok yanlarında.
“Hayat nasıl da boş geçmiş bu sanalda” der, “Ulan sende mi Facebook” demeye kalmadan canlarıyla cebelleşirlermiş.
“Ama yine de lanet olsun son bir kez daha bir paylaşımda bulunayım” der, kollarında serumla, acıların hıyarı moduyla “hıyar kendini hasta hissediyor” diye fotoğraflar paylaşırlarmış.
Bazen bu sapkınların yüzüne şans güldüğü oluyormuş. O da milyonda bir!
“Dübeş attım yek geldi paracıklar hep geldi” umuduyla nikâh masasında soluğu alan çiftlerin yüzde doksanı üç aya kalmaz, nah parmağım gözüne” derlermiş.
Sosyal ağda özlü ve güzel sözlerden vurucu paylaşımlar yaparlar, taşı da gediğine koyarlarmış.
En vurucu sözleri ise , “Gönül boka konmuş, ot şok tabii” olurmuş.
Bizim Facabook Bekir, bu sosyal fahişeler departmanına tövbe ettirenlerdenmiş.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  PANDEMİ OLMUŞUZ!

NOT: Devamı öyküler kitabımda yer almaktadır.

Sloganımız “Öğrenmek ve öğretmek için buradayız” olsun dostlar.

AYÇA ÖZTORUN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın