29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

Sehl Bin Sa’d

Sehl Bin Sa’d

Medîne’de en son vefat eden sahâbî.

Sehl bin Sa’d çok genç yaşta olduğundan Peygamberimizle

hiçbir savaşa katılamadı, ama ondan, çok ilim öğrendi. Hazret-i

Sehl’in babası Sa’d bin Mâlik, Bedir savaşında çok yararlıklar

gösterdi. Müslümanlar arasında kahramanca savaşırken ansızın

yemiş olduğu bir darbe ile şehîd oldu. Peygamberimizin duasını

alarak, “Eshâb-ı Bedir” sıfatını kazandı. Bu sırada Sehl bin Sa’d

sekiz yaşlarında idi. Peygamberimiz yetim kalan Sehl’e Bedir

savaşında kazanılan ve dağıtılan ganimetlerden babasının hissesini

ayırarak verdi.

Sehl bin Sa’d, Uhud savaşı sırasında yaşı küçük olduğu için bu

savaşa da katılamamıştı. Diğer yaşı küçük sahâbîler gibi Medîne’de

kalmıştı. Ancak Peygamberimiz yaralandığı haberi Medîne’ye

ulaştığı zaman, herkes gibi O da çok üzülmüştü.

Hasır parçası

Bu arada Peygamberimizin sevgili kerîmeleri Hazret-i

Fâtıma’nın, babasının yaralanma haberini duyar duymaz hemen

O’nun yanına koştuğunu ve yardım etmeye başladığını, Sehl bin

Sa’d, şöyle bildirmektedir:

– Resûlullah efendimizin Uhud savaşında yaralandığı haberini

duyduğumuz zaman çok üzüldük. Kızı Hazret-i Fâtıma’nın bir kalkan

içinde su getirerek Peygamberimizin yaralarından akan kanları

temizlediğini, bir hasır parçasını yakarak küllerini Peygamberimizin

yaralarının üzerine sürdüğünü bizzat gördüm.

Sehl bin Sa’d, Hendek savaşına da yaşı küçük olduğu için

katılamadı. Çünkü bu sırada on-onbir yaşlarında idi. Fakat hendeğin

kazılmasında sahâbilere çok yardımcı oldu. Bütün sahâbilerin

hizmetlerinin hepsine koşardı. Ayrıca hendek kazımında da yardımcı

olur, Peygamberimizin yanından hiç ayrılmazdı. Her an O’nun

hizmetinde bulunurdu.

Sehl bin Sa’d, Hendek’te gördüklerini anlatırken der ki:

– Hendek’te Peygamberimiz ile hep beraber idim. Onlar hendek

kazıyor, biz küçük yaştakiler omuzlarımız üzerinde toprak

taşıyorduk. Bu sırada Resûlullahın şöyle dua buyurduğunu işittim:

“Yâ Rabbî! Bütün hayat, âhiret hayatıdır. Muhâcir ile Ensârı

magfiretine (afvına) nâil eyle.”

Cemâ’at çoğaldı

Sehl bin Sa’d, Peygamberimizin bir emir ve isteği olduğu zaman

hemen yerine getirir, hiç bir zaman geciktirmezdi. O’nun bu

durumunu Hazret-i Sehl’in oğlu Abbâs şöyle anlatmaktadır:

“Peygamberimiz hutbe okuyacağı zaman hurma ağacından bir

direğe yaslanır öyle okurlarmış. Bir gün Resûl-i ekrem buyurur ki:

– Artık cemâ’at çoğaldı, bir şey yapılsa da üzerine otursam.

Bunu duyan babam (Sehl bin Sa’d) hemen, okun yaydan

fırladığı gibi kalkmış ve gitmiş.

Kısa bir zaman sonra minberin direklerini getirmiş. Yalnız

babamın getirdiği bu direklerin kendisinin veya bir başkasının

hazırladığı hakkında bilgim yoktur.”

Daha sonra Sehl bin Sa’d’a, Peygamberimizin minberi hakkında

suâl sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

– Ben minberin hangi ağaçtan, hangi tarihte, hangi gün

yapıldığını, hangi gün kurulduğunu, Peygamberimizin ilk defa o

minberden hangi gün hutbe okuduğunu ve oturduğunu bilirim.

Sehl bin Sa’d, Peygamber efendimizin cömertliğini, kendi

ihtiyacı olan bir malı isteyen herkese verdiğini şöyle anlatmaktadır:

Kadının birisi Peygamberimize gelir, yanında getirdiği ve kendi

eli ile dokumuş olduğu güzel bir elbiseyi uzatarak der ki::

– Ey Allahü teâlânın Resûlü, bunu sizin için bizzat kendi elimle

dokudum, ne olur onu kabûl ediniz.

Peygamberimizin de bu şekilde bir elbiseye ihtiyacı vardı. Bu

hediyeyi kabûl ederek içeri girdi ve hemen giydi. Daha sonra dışarı

çıktı.

Giymek için istemedim

Bu sırada Peygamberimizin ziyâretine gelenlerden birisi, bu

elbiseyi görerek:

– Ey Allahü teâlânın Resûlü! Bu ne kadar güzel bir elbise, bunu

bana verseniz, dedi.

Peygamberimiz hemen içeri girerek elbiseyi çıkardı ve isteyen

sahâbîye verdi. Diğer ziyâretçiler, elbiseyi isteyen adama sitem

ederek:

– Hiç de iyi etmedin, Peygamberimizin bu elbiseye çok ihtiyâcı

vardı. Sen onu istemekle doğru bir hareket yapmadın. Bilirsin ki,

Hazret-i Peygamber kendisinden birşey istiyenleri hiç reddetmez ve

geri çevirmez, dediler.

Elbiseyi isteyen kişi ise şöyle cevap verdi:

– Ben bu elbiseyi giymek için istemedim. Aksine, o benim

öldüğüm zaman kefenim olacaktır.

Sonra öldüğü zaman bu elbiseyle kefenlendi ve gömüldü.

Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:

– Mü’minin; îmân sahibine karşı vaziyeti, bir kafanın vücuda

karşı vaziyeti gibidir. Îmân sahibinin her derdi diğer bir

mü’mine ızdırap verir. Nasıl ki kafanın her derdi bütün vücudu

üzüntüye uğrattığı gibi.

Sehl bin Sa’d diyor ki:

Birgün birisi Peygamberimize gelerek dedi ki:

– Ey Allahın Resûlü! Allahü teâlânın ve insanların, beni

sevecekleri bir işi bana öğretir misin?

Bunun üzerine, Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

– Dünyadan yüz çevir ki, Allahü teâlâ da seni sevsin.

İnsanların eline bakma ki, onlar da seni sevsin.

Dünyanın kıymeti

Sehl bin Sa’d şöyle anlatıyor:

Peygamberimiz, birgün bir topluluğa dünyanın boş, gerçek

hayatın âhirette olduğunu anlatmak için onları bir koyun ölüsünün

başına götürerek buyurdu ki:

– Şu gördüğünüz koyun ölüsünün, sahibi yanında bir

kıymeti var mı?

Eshâb-ı kirâm:

– Onun bir kıymeti olmadığı için onu buraya attı, diye arz ettiler.

Bunun üzerine Peygamberimiz buyurdular ki:

– Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim

ki, bu dünya, koyunun sahibi yanında olan kıymetinden ziyâde

Allahü teâlâ katında değerli değildir. Eğer dünyanın Allahü teâlâ

katında bir sivrisinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, Allahü teâlâ

ondan (dünyadan) kâfire bir yudum su içirmezdi.

Hazret-i Sa’d, Ensârın Hazrec kabîlesi kolundandır. Babasının

ismi Sa’d bin Mâlik olup, hicretten önce Müslüman olmuştur. Sa’d,

dört halîfe devrinde çeşitli savaşlara katıldı. Gittiği şehirlerde yeni

Müslüman olanlara dîn bilgilerini öğretti. 712 yılında Medîne’de vefat

etti.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın