DOLAR 9,3186-0.15%
EURO 10,86290.08%
ALTIN 532,330,49
BITCOIN 5825002,57%
Adana
27°

AÇIK

15:55

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışları

Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışları

ABONE OL
04 Ekim 2016 12:45
Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk tarihinde dört büyük imparatorluk vardır:

1- Hun İmparatorluğu (M.Ö. IV. y.y. – M.S. II. y.y.)

2- Göktürk İmparatorluğu (552 -745)

3- Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1040-1157)

4- Osmanlı İmparatorluğu (1299-1922)

 

İslam tarihinde de dört büyük imparatorluk vardır:

 

1- Emeviler (661-750)

2- Abbasiler (750-1258)

3- Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1040-1157)

4- Osmanlı İmparatorluğu (1299-1922)

 

 

Hem Türk, hem İslam tarihindeki etkileri çok büyük olan Selçuklular‘ın tarih sahnesine çıkışlarının temelleri Kavimler Göçü ile atılmıştır. Büyük topluluklar halindeki Türk boyları kuzeyden, güneyden, güneybatıdan batıya doğru yönelmişlerdir. Karadeniz ve Hazar Denizi kuzeyinden ilerleyen Türk boyları önemli olabilecek bir güçlükle karşılaşmamıştır. Ancak güneyden ve güney batıdan yürüyen Türk boyları Arap, İran ve Hint engellerine çarpmış fakat durdurulamamıştır.

 

Oğuzlar’ın Kınık boyundan olan Selçuk’un babası Dokak, Oğuz Devleti’nde Yabgu’dan sonra en üst yönetici idi. Oğuz Yabgu’su ile arasında çıkan bir anlaşmazlık sonucu Dokak, Hazar Hakanı’nı yaralayıp kaçmak zorunda kaldı. Bu sebepten 10. y.y. başlarında doğan Selçuk, Yabgu’nun yanında yetişerek Subaşı oldu.

 

Selçuk, kendisine bağlı çok kalabalık bir Oğuz tupluluğuyla 10. yüzyılın 2. yarısında Seyhun Irmağı kıyısından bulunan Cend şehrine geldi. Bu devirde bir çok Türk boyunun İslamiyet’i kabul ettiğini gören ve kendi geleceği açısından İslam’ı kabul etmenin faydalı olacağını anlayan Selçuk, kendisine bağlı Oğuzlar’la birlikte Müslüman oldu.

 

Bu olay hem Türk, hem İslam tarihi açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır.

 

Cend şehri çevresinde Müslüman olmayan Oğuzlar’la mücadelelerini sürdürerek bağımsızlığını ilan etti ve  Melik-ül Gazi ünvanını aldı. İslamiyet’i kabul eden diğer Türk boylarıyla birleşerek Karahanlılar veSâmanoğulları gibi iki büyük devlet arasında cesaret ve siyasetleriyle büyük başarılar elde ettiler.

 

Selçuk’un Mikail, ArslanYusuf ve  Musa  isminde dört oğlu vardı. Mikail bir savaşta ölünce Mikail’in oğulları olan ÇAĞRI ve TUĞRUL‘a dedeleri Selçuk baktı ve yetiştirdi. Selçuk yüz yaşlarında öldükten sonra oğlu Arslan tahta çıktı. Çağrı ve Tuğrul da “Bey” ünvanı alarak Arslan’a yardımcı oldular.

 

SELÇUKLU DEVLETİ’NİN KURULUŞU

 

Tükmenistan ve Maveraünnehir’de etkinliklerini artıran Selçuklular, Karahanlı ve Gazneli devletleri tarafından dikkatle takip ediliyorlardı.

 

1025 yılında Karahanlı hükümdarı Kadir Han ile Gazneli hükümdarı Mahmud Selçuklular’ın bu bölgelerden uzaklaştırılması için anlaştılar. Gazneli Mahmut, Arslan Yabgu’yu hile ile Semerkand ‘a getirerek tutuklattı ve Hindistan’daki Kalincar Kalesi’ne hapsetti. Arslan Yabgu 1032’de bu kalede öldü.

 

Çağrı ve Tuğrul Beyler daha güvenli yerler bulmak için keşif seferlerine başladılar. Çağrı Bey’in DoğuAnadolu’da Ermenistan ve Gürcistan’a kadar uzanan seferleri başarı ile sonuçlandı. Bu seferler, Çağrı ve Tuğrul Beyler’in bölgedeki etkinlikleri ve itibarlarının artmasına sebep oldu. Geleneğe uyarak amcaları Musa ‘yı Yabgu ilan ettiler.

 

1030 yılında Gazneli Mahmut ölünce, Gaznelileri’in Selçuklular’a karşı siyaseti de değişti. Selçuklular’a karşı daha müsamahalı davranmaya başladılar.

 

1035 yılında Çağrı ve Tuğrul Beyler, Musa Yabgu liderliğinde Ceyhun Nehri’ni geçerek Gazneli topraklarına girdiler. Selçuklu İmparatorluğu’nun  temellerinin atılacağı HORASAN çevresine yerleştiler.

 

Ancak 1038 yılında Gazneli Sultanı Mesud, Selçuklu genişlemesinin durdurmak için “Serahs” yakınlarında Selçuklular’a saldırdı. Gazneli ordusu ağır bir yenilgi aldı. Haziran 1038’de Tuğrul Bey, Horasan’ın merkeziNişapur ‘a büyük bir törenle girdi ve Sultan-ül Muazzam ünvanı ile karşılandı.

 

Selçuklular, hemen teşkilatlanarak çevreye memurlarını gönderdiler. Abbasiler de bütün Türkmenler’in başı olarak Tuğrul Bey ‘i tanıdılar.

 

Dandanakan Savaşı:

 

       1039 Yılında Gazneli Sultanı Mesud, tekrar hücuma geçti. Kasım 1039′ da Nişapur ‘u geri aldı. Selçuklular yavaş yavaş çöllere doğru çekildiler. Kuyuları zehirleyerek 100.000 kişiyi aşan Gazneli ordusunu çölde susuz bıraktılar. 22-24 Mayıs 1040 tarihinde Dandanakan ‘da üç gün süren savaş sonunda Sultan Mesud 100 kadar adamı ile ölümden zor kurtuldu. Hindistan’ a doğru kaçarken yolda adamları tarafından öldürüldü. Gazneli hazinesi ve ganimetleri Selçuklulara kaldı.

 

Savaşın son günü Cuma hutbesinde Tuğrul  Bey  SELÇUKLU SULTANI  ilan edildi. Tuğrul Bey; Abbasi Halifesi’ne bir elçi ve mektup göndererek “Kendilerinin padişahzade olduğunu ve bu sebeple İslam hakimiyeti ve saltanatının kendilerine ait olduğunu” bildirdi.

 

 

 

Selçuklu Fetihleri ve ALPARSLAN:

 

Dandanakan Savaşı’ndan sonra Selçuklular, geleneklere uyarak ülkeleri ve daha sonra kazanılacak toprakları paylaştılar. Ceyhun-Gazne arası Çağrı Bey’e, Büst ve Sistan çevresi Musa Yabgu’ya, Irak ve Batı bölgeleri ise Tuğrul Bey’e verildi. Bu üçlü yönetim sistemi devletin birliğini sağlamak için alınan bir karardı.

 

Çağrı Bey’in oğlu Kara Arslan Kavurd, Kirman ve kuzeyini (1051), Hürmüz Emirliği, Arabistan Yarımadası’ndaki Orman bölgesini ele geçirdi.

 

Çağrı Bey, kendisine verilen ülkelerin doğu taraflarında fetihlere başladı. Sırasıyla Belh, Cüzcan, Huttalam ve diğer Toharistan şehirlerini ele geçirdi. 1043’te Harizm bölgesi Selçuklu ülkesine katıldı. Çağrı Bey, 1044’te hastalanınca ülke yönetimi oğlu ALPARSLAN‘a geçti. Alparslan, 1050’de Fars bölgesini ele geçirdi. Selçuklu ülkesinin sınırları doğu, güney ve kuzeye doğru genişlerken, batıda da Tuğrul Bey, fetihlere devam ediyordu. Taberistan, İsfahan, Kazvin, Taberek, Dihistan, Dinever, Karmisin, Rey, Hemedan, Hulvan yöreleri de Selçuklu topraklarına katıldı.

 

Bu akınlar devam ederken Bizanslılar Türklere karşı harekete geçtiler. Tuğrul Bey 1046’da İbrahim İnal ile Kutalmış ve Musa Yabgu’nun oğlu Hasan komutasında bir orduyu Bizans üzerine gönderdi. Genceönünde yapılan savaşta Bizanslılar ağır bir yenilgi aldılar. Tuğrul bey İbrahim İnal’ı Azerbaycan valisi yaparak Anadolu’ya seferler düzenlenmesini emretti. Selçuklu kuvvetleri bu emir üzerine Erzurum, Van, Trabzon yörelerine seferlere giriştiler. Daha sonra 1054’te Tuğrul Bey Malazgirt’i kuşattı. Çoruh ve Kelkit vadilerini ele geçirdi.

 

17 Ocak 1055’te Tuğrul Bey Irak ülkesini de ele geçirerek büyük bir törenle BAĞDAT‘a girdi. 25 Ocak 1058’de halife tarafından Tuğrul Bey’e tac giydirilerek “Doğunun ve Batının Hükümdarı” ilan edildi.

 

BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU

 

 

Adaletli, dindar, zeki ve ileri görüşlü bir hükümdar” olan Tuğrul Bey yirmi beş yıl süren hükümdarlığı sırasında Selçuklular’ı büyük bir imparatorluk haline getirdikten sonra 70 yaşındayken 1063 yılında REY şehrinde öldü. Yerine Alparslan oturdu (27 Nisan 1064). Kendisine vezir olarak Nizam-ül Mülk‘ü tayin etti.

 

Alparslan’ın ilk hedefi Anadolu‘yu ele geçirmekti. 16 Ağustos 1064’te Ermeniler’e ait Ani kuşatılarak alındı. Ani’nin alınması İslam dünyasında büyük sevinç yarattı ve Sultan Alparslan’a “Ebü-l Feth” ünvanı verildi. 1065’te Ceyhun Irmağı’nı geçerek Türkistan’a girdi. Hazar kıyısındaki Kıpçaklar’ı yendi. Bu sırada Alparslan’dan aldıkları emirlere uyan Gümüştekin, Afşın, Ahmet Şah ve Horasan Valisi Malatya, Ahlat, Ergani, Siverek, Âmid, Silvan, Urfa, Adıyaman, Harran, Antakya, Kayseri yörelerini ele geçirdiler.

 

Kavurd İsyanları:

 

1067 yılında Kara Arslan Kavurd, Kirman’da Melik Şah adına okutulacak olan hutbeyi okutmamış ve Selçuklu tahtına varis olduğunu iddia ederek Sultan Alparslan’a cephe almıştı. Bu sebepten Alparslan, Anadolu seferlerini yarıda bırakarak Kirman üzerine yürüdü. Öncü kuvvetlerin karşılaşmasında Kavurd yenilince Alparslan onu affetti. Ancak Alparslan vasiyetinde Kavurd’a fazla güvenilmemesini istedi. Alparslan ölünce Kavurd tekrar sultan olmak istedi. Melik Şah ve Nizam-ül Mülk bütün kuvvetleri ile Kavurd ‘a karşı harekete geçtiler. Üç gün süren savaş sonunda Kavurd yenilerek tutuklandı.

 

Bu sırada Selçuklu ordusunda bazı askerler ücretlerinin artırılmasını aksi takdirde Kavurd’u sultan tanıyacaklarını bildirerek isyan ettiler. Bunun üzerine isyanın büyümesini önlemek için, o gece Kavurd boğdurularak öldürüldü (1073). Böylece ayaklanma bastırılmış oldu.

 

Malazgirt Savaşı:

 

İmparator Konstantinos X. ölünce Bizans karıştı. Karısı İmparotoriçe Eudoksia, duruma hakim olmak için komutanlarından Roman Diogenes ile evlendi (1068). Roman Diagones IV. imparator olunca Türkleri durdurmak için sefere çıktı. Ama Eskişehir’e kadar gelmiş olan Türkleri durduramadı.

 

Daha sonra kumandanlarından Manuel Komnenos’u yeni bir ordu ile Anadolu’ya gönderdi. Manuel Sivas’a kadar geldi. Ama burada Alparslanın eniştesi Er-Sagun tarafından yenildi ve esir edildi. Türklerin bu başarısı Roman Diagones ‘i çok kızdırdı ve büyük bir ordu hazırlayarak Alparslan üzerine yürümesine sebep oldu. 13 Mart 1071 ‘de “Selçuklu Sultanını yenmek ve Selçuklu Devleti’ni yıkmak” için İstanbul’dan ayrıldı.

 

 

 

Alparslan Bizans ordusunun hareketlendiğini haberini, Fatımi Devleti’ni yıkmak için Şam’a doğru ilerlerken aldı. Hemen Musul yoluyla geri döndü. Bizans ve Selçuklu arasındaki ilk çarpışma Ahlat önlerinde oldu (24 Ağustos 1071). Emir Sanduk komutasındaki Türkler bu çarpışmayı kazanarak Bizanslılar’ın elinde bulunan som altından büyük bir Haçı ele geçirdiler.

 

Alparslan, karısını ve hazinesini veziri Nizam-ül Mülk ile Hemdan’a gönderdi. Alparslan’ın emrinde Savtekin, Sanduk, Afşın, Süleyman Şah, Altuntaş, Atsız, Aksungur, Danişmend, Artuk, Saltuk, Çavlı, Çavuldur, Mengücek, Gevherayin, Porsuk ve Bozan gibi zamanın en güçlü komutanları idaresinde yaklaşık 45.000 kişilik bir ordu vardı.

 

Bizans ordusu ise, Frank, Norman, İslav, Peçenek, Uz, Gürcü, Abhaz ve Ermenilerden oluşarak 200.000 kişiyi aşıyordu.

 

Alparslan savaşı önlemek için Halife’nin elçisi Kadı Muhelban ile komutanı Savtekin‘i, Roman Diagones’e elçi olarak gönderdi. Gelen heyetin barış şartlarını kabul etmeyen İmparator, gücünden emin olarak “Kendisi ve atları için İsfahan mı, yoksa Hemedan ‘ın mı iyi olacağını” sordu. Halifenin elçisi “Atlarınız için Hemedan iyidir ancak sizin için neresi iyi olur bilemem” diye cevap verdi. Bunun üzerine Roman Diagones “Türklerin Rum ülkelerine yaptıklarını ben de İslam ülkelerine yapmadan geri dönmem” diyerek barışa yanaşmayacağını gösterdi. Bu savaş demekti.

Roman Diagones, ordusu ile Ahlat’tan 12 km. uzaktaki Rahva ovasına geldiğinde, ovaya hakim bütün tepelerin Selçuklular tarafından tutulmuş olduğunu gördü. 25 Ağustus 1071 gününü her iki taraf da savaş düzenine hazırlanarak geçirdi. Selçuklu askerleri Tekbir sesleriyle boru ve davul çalarak, haykırarak ve oklar atarak Bizanslıların moralini bozmaya çalışıyordu. Bizanslılar da geceyi çan çalarak ve dua ederek geçirdiler.

 

26 Ağustos 1071 Cuma sabahı olduğunda Bizans tarafındaki Peçenek ve Uz kuvvetlerinin bir kısmı Selçuklular tarafına geçti. Alparslan Cuma namazından sonra askerlerine “Ey askerlerim ve kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azınlıkta, düşman çoğunlukta olmak üzere böyle bekleyeceğiz? Ben kendim bütün müslümanların mimberlerde bizim için dua ettikleri bu saatte düşman üzerine atılmak istiyorum. Bu gün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bu gün ben de sizlerden biriyim ve sizinle birlikte savaşacağım.” diyerek atının kolanını sıktı, kuyruğunu bağladı, eline bir topuz aldı. Alparslanın bu konuşması askerlerine savaştan önce büyük bir moral kaynağı olmuştu.

 

Ordusunu dört kısma ayrıdı. İki kısmını savaş alanının iki yanındaki tepelere, bir kısmını geriye yerleştirdi. Bir kısmının da başına geçerek Bizanlılar üzerine saldırdı. Saldıran Selçukluların beklediğinden az olduğunu gören İmparator bunları hemen yok etmek düşüncesiyle karşı saldırıya geçti. Selçuklular yavaş yavaş geri çekildiler. Bizans ordusu çember içinde kaldı. Bizans ordusunun çoğu kılıçtan geçirildi. Bir çok generali esir edildi. İmparator da bu esirler arasındaydı.

 

Alparslan esirine; “Barış teklifimi neden kabul etmedin? Ben istemediğim halde savaşa sen talip oldun! Bu kötülüğün sonuçlarını nasıl görmezden gelebilirim? Eğer savaşı sen kazansaydın bana ne yapardın? ” diye sordu.

İmparator “ Fena şeyler. ” dedi.

Alparslan ” Gerçekten doğru söyledin, eğer bunun aksini söyleseydin o zaman yalan söylemiş olurdun! Şimdi sana ne yapacağımı sanıyorsun?” dedi.

İmparator “ Bana üç şeyden birini yapabilirsin! Birincisi öldürmek. İkincisi ülkende ibret için beni halka göstermek. Üçüncüsü ise affetmek.” diye cevapladı.

Alparslan “ Seni affetmek kararındayım. Seni serbest bırakacak para miktarını söyle! 

İmparator “ Sultan istediği miktarı da söylemelidir.

Alparslan ” On milyon altın ” istedi

 

Ancak İmparator bu parayı verecek gücü olmadığını söyleyince kurtuluş akçesi olarak bir milyon beşyüzbin altın, ayrıca her yıl Selçuklu Devleti’ne üçyüz altmışbin altın ödenmesi ve bütün Müslüman esirlerin serbest bırakılması şartlarıyla anlaştılar.

 

Malazgirt Savaşı, kavimler göçüyle başlayan uzun mücadelelerin Anadolu‘nun Yeni Türk Yurdu olmasıyla sonuçlanan önemli bir dönüm noktasıdır. Malazgirt Savaşı’ndan sonra akın akın gelen Türk göçleriyle Anadolu gerçek anlamıyla bir Türk yurdu haline gelmiştir. Aynı zamanda İslam Dünyası muhtemel bir Hıristiyan saldırı ve istilasından kurtulmuştur. “Türkler, Rumlar gibi kimsenin dinine ve inancına karışmıyor, hiç bir baskı ve zulüm yapmıyorlardı. ”

 

Halife Kaim Biemrillah, Sultan Alparslan’a değerli armağanlarla birlikte bir mektup göndererek ” Allah’ın desteğini alan, galip ve muzaffer evlat, en büyük sultan, Arap ve Acem hükümdarı, dünya hükümdarlarının efendisi, Müslümanların yardımcısı, insanların sığınağı, devletin kahreden bileği, dinin parlak tacı ” diye övmüş ve hitap etmiştir.

 

Bugün, üzerinde yaşamakta olduğumuz bu güzel yurdu, baştan başa fethedip bağımsız ve büyük bir devlet haline getiren Büyük Sultan Alparslan 24 Kasım 1072’de hnaçerlenerek öldürüldü.

 

Melikşah ve Fetihleri:

 

Melikşah, babası Alparslan öldürüldüğü gün “Sultan” ilan edildi. Önce devlet merkezini Rey şehrinden Isfahan‘a taşıdı. Malazgirt’te yenilen Bizanslılar, diğer Hıristiyan ülkelerinden yardım alarak Anadolu’da fetihlerine devam eden Türk akıncılarını durdurmaya çalışıyorlardı. 1075 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah, İznik‘i fethederek Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdu.

 

 

 

 

Bizans’ın karışıklıklar içinde buluınduğu bu dönemde; Artuk Bey Kelkit ve Yeşilırmak havzalarını; Mengücük Bey Divriği, Erzincan ve Şebinkarahisar yörelerini; Ebül Kasım Saltuk Erzurum ve Çoruh Irmağı civarlarını fethettiler. Danişmentoğlu Gümüştekin Ahmet Gazi Kızılırmak, Yeşilırmak, Sivas, Amasya, Niksar, Tokat, Çorum, Kayseri, Elbistan ve Malatya yörelerinde hakimiyet kurdu. Gümüştekin Çandar ise Diyarbakır, Nizip ve Urfa civarını fethetmişti. Emir Karatekin Sivas, Kastamonu ve Çankırı’yı almıştı. 1085 yılında uzunca bir zamandır Selçuklu Devleti’ne direnen Mervanlı Beyliği Selçuklu eyaleti haline getirildi. Artuk Bey, Karmatiler’in elindeki Ahsa ve Bahreyn’i aldı.

 

Selçuklular’ın hedeflerinden biri de Mısır’daki Fatımi Halifeliği idi. Alparslan’ın son yıllarında Atsız komutasındaki Türkmen birlikleri Filistin ve Kuduüs’ü ele geçirmişlerdi. Atsız 1077’de Kahire önlerinde yapılan savaşta Fatımiler’e yenilince Sultan Melik Şah, kardeşi Tacüddevle Tutuş’u Suriye Meliki tayin etti. Tutuş, önce Şam’ı kuşatan Fatimiler’i sonra da Atsız’ı ortadan kaldırdı ve Suriye’ye hakim oldu. 1085 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu Süleyman Şah Antakya’yı ele geçirdi. Bu durum Suriye Meliki Tutuş ile Süleyman Şah’ın arasının açılmasına sebep oldu. 1086 yılında Süleyman Şah Halep’i de kuşatınca iki Selçuklu prensi arasında savaş kaçınılmaz oldu. Aynselm‘de yapılan savaşta Süleyman Şah yenildi ve 5 Haziran 1086 ‘da intihar etti.

 

Bu duruma çok üzülen Sultan Melik Şah, büyük bir ordu ile İsfahan’dan hareket etti. 1086 yılının Aralık ayında Halep’e geldi. Daha sonra Süveydiye’de Akdeniz’e ulaştı. 25 Nisan 1088’de büyük bir törenleBağdat‘a girdi. Halife Muktedibillah, Melik Şah’a “Doğunun ve batının hükümdarı” ünvanını vererek iki kılıç kuşattı.

 

Sultan Melik Şah, 1087 yılında da Maveraünnehir seferiyle Buhara ve Semerkant’ı kuşatarak Karahanlılar’ı, daha sonra Özkent’i alarak Kaşgarlar’ı kendine bağlamıştı. Böylece Selçuklu sınırları Çin settine kadar uzanmış oluyordu.

 

1092 yılı sonbaharında Hicaz, Aden ve Yemen’in fethi kararlaştırıldı. Selçuklu birlikleri kısa sürede buraları ele geçirdi. Mekke’de Halife ve Melikşah adına hutbe okundu.

 

Melikşah son yıllarında tehlikeli bir duruma gelen Hasan Sabbah önderliğindeki Batınileri ortadan kaldırmak istiyordu. Bunun için kumandanlarına talimat verdi. Fakat Bağdat’ta bulunduğu sırada Şehzade Berkyaruk yerine, kendi oğlu Mahmud’u veliaht yapmak istiyen ve halifeyle gizlice anlaşan karısı Terken Hatun tarafından zehirletilerek öldürüldü (20 Kasım 1092).

 

38 yaşındayken öldürülen Celalüddevle Sultan Melik Şah devrinde Selçuklu imparatorluk sınırları Kaşkar İlleri’nden Boğaziçi’ne, Akdeniz’den Hint Denizi’ne ve Karadeniz’den Yemen’e kadar uzanıyordu. Sultan Melikşah’ın asıl amacı Dünya Hakimiyeti idi.

 
PARÇALANMA DEVRİ

 

Önce otuz yıldan beri Selçuklu vezirliğinde bulunan Nizam-ül Mülk’ün Batıniler tarafından öldürülmesi, bir ay sonra da Melikşah’ın zehirlenerek ölümü sonunda Selçuklu İmparatorluğu taht kavgaları sebebiyle dört kısma bölündü.

 

1- Irak ve Horasan Selçukluları (1194’e kadar)

2- Kirman Selçukluları (1187’ye kadar)

3- Suriye Selçukluları (1117’ye hadar)

4- Anadolu Selçukluları (1308’e kadar)

 

Taht kavgaları ve bölünme iki büyük tehlikenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Birinci tehlike, İstanbul’un doğusundaki bütün topraklarını kaybaden Bizanslılar’ın diğer Hıristiyan ülkelerin yardımıyla toparlanması, ikinci tehlike Melikşah’ın ortadan kaldırmayı düşündüğü Batıni hareketinin güçlenmesiydi.

 

Papa Urban II. Bizans’ının yardım isteklerini kabul ederek Batı Hıristiyanlarını  Haçlı Seferleri adıyla bilinen saldırılarla Anadolu Türkleri üzerine yönlendirdi (1096). Batıniler de Selçuklu Şehzadeleri arasındaki taht kavgalarından faydalanarak suikastler düzenleyerek karışıklıkların artmasına sebep oluyordu. Nihayet 1108’de Anadolu’da Bağımsızlığını ilan etmiş olan Muhammed Tapar, Alamut Kalesi üzerine yürüdü. Kaleyi elegeçiremedi ancak Batınilere çok büyük kayıplar verdirdi. Muhammet Tapar 1118’de ölünce kardeşi Sultan Sencer “Büyük Sultan” ünvanını alarak sultanlığını ilan etti. Batınilere karşı mücadeleye devam etti. Gurlular’a karşı bir sefer yaparak onları kendine bağladı. Karlıkları’ın çıkardığı isyanları bastırdı. Sultan Sencer böylece Doğu İslam Dünyası’nda adı hutbelerde okunan tek büyük hükümdar olarak kendini gösterdi. Bu sırada Orta Asya’da ortaya çıkan Karahitaylar Türkler’in çabasıyla yayılan İslamiyet’e karşı bir güç haline gelmişlerdi. Sultan Sencer hayatının ilk ve tek yenilgisini 1141’de Semerkand yakınlarında Katvan’da Karahitaylar’a karşı aldı. Selçuklu ordusu bu savaşta tamamen dağıldı. Sultan Sencer 1157’de öldü. Horasan, Oğuzlar tarafından işgal edildi. Sultan Sencer’in oğlu yoktu. Gurlular’la Harzemşahlar bağımsızlıklarını ilan etti. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun devlet olarak etkisi, Sultan Sencer’den sonra sona ermiş oldu.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET

 

Devlet Teşkilatı:

 

Selçuklu Devleti teşkilatı Türk ve İslam esaslarına dayanan kurumların birleşmesinden meydana gelmiştir. Abbasi, Karahanlı, Gazneli ve Sâmanoğulları’nın devlet teşkilatı Vezir Nizam-ül Mülk tarafından geliştirilerek benimsenmiştir.

 

  1. Hükümdar         :Devletin mutlak hakim ve yöneticisidir.
  2. Büyük Divan     :Devlet işlerinin yürütülmesi için sultan adına kararların alındığı bir kurumdur.
  3. Saray Teşkilatı  :Hükümdarın ailesi ve maiyeti ile içinde yaşadığı saray doğrudan Sultan’a bağlıdır. Sayarda;

-Hacip: Hükümdarın en güvendiği kişi

– Emir-i Candar: Saray muhafızlarının başı

– Emir-i Silah: Saraydaki silahların komutanı.

– Emir-i Alem: Hükümdarın bayraktarı.

– Câmedâr: Hükümdar’ın elbiselerinin koruyucusu

– Emir-i Çeşnigir: Yemek ve sofra hizmetlerini gören yetkili

– Vekil-i Has: Özel görevli kişilerin reisi

– Emir-i Ahur (veya İmrahor): Hükümdarın atlarına bakan kişi

gibi görevliler vardı.

 

d- Hükümet           : Vezir, Müstevfi (mali işler sorumlusu), Müşrif (Genel müfettiş), Emir-i Aruz-ül Ceyş (harbiye işlerinden sorumlu) den meydana gelir. Taşrada da Melik ve genel valilerin ayrı vezir ve küçükdivanları vardı. Şehzade ve Meliklerin yanında onları askeri, idari ve siyasi bakımdan yetiştiren Atabekler bulunurdu. Şıhne (Askeri konutan), Amid (Mülki amir), Reis (Halk tarafından seçilen) ve  Muhtesib (Belediye yöneticisi) küçük divan üyeleridir

 

       e-  Adliye               : Şer-i Kaza ve Örf- Kaza diye ikiye ayrılmıştır. Şer-i davalara Selçuklu’ya bağlı her ülkede bulunan Kadılar bakardı. Kadil Kuzad (Baş kadı) merkezdeki mahkemenin başıdır. diğer kadıları da denetler. Örf-i mahkemeler zabıta, devlet emirlerine karşı gelme ve siyasi suçlarla ilgili davalara bakar. Örf-i Kaza’nın başında da Emir-i Dad (Adalet emiri) bulunurdu. Ordu mensuplarının davalarına askeri kadılar bakardı.

 

Askeri Teşkilat:

Selçuklular’da ordu şu kısımlardan meydana geliyordu.

a- Gulaman-ı Saray: Sultana bağlı özel yetiştirilen birlikler

b- Hassa Ordusu

c-  Bağlı devletlerin orduları

d- Süvari birlikleri

e- Gerektiğinde halktan toplanan askerler

Dil ve Edebiyat:

 

Selçuklu dili ve edebiyatı büyük ölçüde Arapça ve Farsça’nın etkisi altında kaldı. Yine de Saray ve orduda varlığını koruyan Türkçe unutulmamıştı. Edebiyatın Farsça yapılmasının asıl sebebi Selçuklular’ın Gazneli Sultanların kültür geleneğine bağlanmış olmasıdır. Bu dönemde eserlerini Farsça yazan bir çok şairler vardı. Ancak ilerleyen zaman içinde Yunus Emre gibi şairler Türkçe’nin de bir şiir dili niteliği kazanmasını sağlamışlardır.

 

Sosyal ve Ekonomik Hayat:

 

Selçuklular devrinde sosyal hayat ve sınıflar arası denge iyi kurulmuştu. Herkesin kanuna karşı hak ve görevleri vardı. Köylü işlettiği toprağa göre vergi verirdi. Selçuklular başka din mensuplarını da korudular ve onlarla uyum içinde yaşadılar. Bir çok Hıristiyan tarihçi de bu konuda Selçuklu Sultanlarını övmüşlerdir.

 

Selçuklular ticaret yollarını sürekli kontrol ve güven altında tuttular. Ticaret kervanlarının güvenli seferler yapabilmesi için yol boylarına Kervansaraylar yaptırdılar. Tarımın gelişmesi için sulama tesislerine önem verdiler. En önemli tarım ürünü buğdaydı. Pamuk üretimi de çok gelişmişti. Şehirlerdeki zanaatkarların dayanışması için Lonca sistemi kurulmuştu. Böylece şehirlerdeki iktisadi hayatın da sağlıklı ve canlı olması sağlanıyordu.

 

Bilim ve Sanat:

 

Selçuklular’da ilme çok özen gösterildi. Nizamiye Medreseleri çok önemli bilim ve öğretim kurumlarıydı. Medreselerde üç çeşit ilim öğretilmekteydi.

 

1- Fıkıh, Tefsir ve Kelam gibi İslami ilimler

2- Astronomi, Coğrafya, Kimya gibi tabiat varlıklarını konu alan ilimler

3- Felsefe ve Edebiyat gibi düşünceye dayalı ilimler

Bunlardan İslami İlimler eğitimde öncelikliydi.

 

Selçuklu Dönemi sanat bakımından da parlak geçmiştir. En önemli sanat dalı mimari idi. Selçuklular Türk-İslam dünyasına mimari dalında Kümbet (Selçuklu sultanlarının özel kabirleri), Kervansaraylar ve abidevi görünümler taşıyan Camiler kazandırmışlardır.

 

 

 

KAYNAKÇA

 

– Gragory Abu-l Farac, Abul Farac Tarihi,Cilt 1 ve 2, Ankara 1987

– KÖYMEN Mehmet Altay, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi Cilt 1, Ankara 1993

– MERÇİL Erdoğan, Milli Tarih Cilt 6, 1997

– Meydan Larousse, İstanbul 1973

– SEVİM Ali, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi, Ankara 1993

– TURAN Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi, İstanbul 1995

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.