DOLAR 18,8116 0.01%
EURO 20,4382 -0.29%
ALTIN 1.164,52-0,15
BITCOIN 433310-0,01%
Adana
12°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin

ABONE OL
06 Aralık 2022 19:45
Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Adana Devlet Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu yeni oyunlardan biri olan ” Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin ” oyununu dün akşam büyük bir keyifle izledim. Oyun ile ilgili izlenimlerimi unutmamak adına, eve döndükten sonra hemen klavyenin başına oturup yazayım dedim.

” Y ” kuşağı jenerasyonundan gelen genç oyun yazarı, yönetmen ve oyuncu, Murat Mahmut Yazıcıoğlu tarafından kaleme alınan ve 2017 Afife Jale Tiyatro Ödüllerinde Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü ile yine aynı yıl TEB 2017 en iyi oyun yazarı ödülüne layık görülen ” Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” oyunu uzun süre gerek oyunla, gerek oyuncularının gösterdiği performansla Adanalı tiyatro sevenlerin aklından çıkmayacak. Şahsi fikrim bu oyunun özelikle oyuncu performansları açısından sezonun açılış ve yeni oyunu olan ” Macbeth ” i gölgede bırakacağıdır.

S0n yıllarda yazdığı oyunlarıyla Türkiye’de en çok ses getiren yazarlardan biri olan Murat Mahmut Yazıcıoğlu, minimal dekor düzeninde anlattığı bu hikaye, izlerken zihninize silinmeyecek biçimde girerken, diğer yandan da bu gerçek mi yoksa gösterinin bir parçası mı diye kendinize soruyorsunuz. Yazar oyunda kesinlikle karakterleri üzerinden şiddeti, ayrımcılığı ve basmakalıplılığı yeniden üretmemeye çalışmış, bu yönüyle de oyun daha dikkat çekici hale geliyor.

Çok fazla oyunu anlatmak istemiyorum ki, izleyiciler karşılaşacakları sürprizleri kendileri görsün. Oyun, İstanbul’un üç kuşağından, üç ayrı kadının, üç farklı zaman dilimindeki hikayelerini anlatıyor. Anlatırken de sanki bizler de o evin oturma odasına gelmiş misafirleriz. Bu oyunla ilk defa anneanne- kız ve torun üçlüsü şeklinde kuşaklar arası ilişki bağlamını görüyoruz. Oyunda üç ayrı kadının yaşam öyküsü aynı tasta eritilip ortak bir noktaya geliniyor. ” Yalnızlık ! ” Büyükşehrin karmaşası, kargaşası içinde savrulup giden hayatların öyküsü. Oyunda üç kadınla beraber bir şehrin yavaş yavaş ölüme giden sessizliği birleşiyor.

Anneanne, anne ve torun üçgenindeki hayaller bazen kurulmaya bile yeltenilmemiş , ortaya çıkan gerçekler de aynı İstanbul Boğazı’ndaki sert dalgalar gibi devamlı seyirciye vuruyor.

Oyun kocaman bir dram gibi gözükse de aslında karşımızda, yaşamları içinde yaşadıkları kötü olayları, komedi bağlamında yorumlayan kadınlar oturuyor. Oyun ilk andan itibaren seyirciyi sarıyor, kadın duygusu üzerinden yapılan analizlerle bitene kadar sizi kendisine bağlı tutuyor. Oyun tüm yaşantılar içinde “kadın – erkek ” çatışması üzerine kurgulu. Oyundaki üç kadın da, anneanne Ayfer, kızı Başak ve torunu Melis. Üçü de sevdikleri erkeklerden şikayetçi.

BU HABER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Bahçeli’den anket şirketlerine: Alayınızı birden çılgına döndüreceğiz

” Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin ” oyunu Adanalı seyirciye, sahne performansıyla göz kamaştıran yeni bir yüzü de tanıştırdı dersem abartmış olmam. Oyunda torun Melis rolünü oynayan ” Merve Nur TÜRKAN “. Oyuna bence biraz tedirgin ve heyecanlı girdi ama çok kısa bir sürede tedirginliğini atmış olduğunu ve sahneye adapte olduğunu gördüm. Nereden mi biliyorum ? Tam önümde oynuyordu da ondan. Özellikle oyun içerisinde vücut, mimikler, ses ve tonlamaları kendi içinde mükemmel bir uyum sergiliyordu. Gerçekten evin küçük kızı olarak çok sempatikti. Ağladığı sahnede çok inandırıcıydı ben bile çok hüzünlendim. Önümüzdeki yıllarda sahnede daha iyi pişeceğine ve kendi jenerasyonu içinde kalıcı bir yer edineceğine kendisini hiç tanımasam da gerçekten inanıyorum. Bu arada tabii “Bir fırın ekmek ” de yiyecek ve büyüklerinin nasihat ve görüşlerini, eleştirilerini can kulağıyla dinleyecek.

Anneanne rolünde oynayan ” Gözde KORBEK ” ve Başak rolünde oynayan ” Yeliz TEKMAN ” gibi yılların deneyimli oyuncuları arasında ezilmeden rolünün altından kalkıyor ve yönetmeninin yüzünü kara çıkartmıyor, büyük bir alkışı da hak ediyor.

Ben bu oyunu daha önce İstanbul’da seyretmiştim. Dün akşam oyuna giderken gerçekten oyuncuların performanslarını merak ediyordum. Şunu gerçekten söylemeliyim ki; her üç oyuncu da kendilerine düşen rollerin altından çok güzel kalkıyorlar. Hem takım oyunu oynarken hem de bireysel olarak performans sergilerken gerçekten oyunun hakkını veriyorlar. Her üç oyuncuda da oyun sonuna kadar tiratlarda ve monologlarda herhangi bir diksiyon bozulması görmedim. Tek düze kıyafetlerle, oyunun sonuna kadar bir sandalye üzerinde oturup bir saati geçkin bir süre aynı performansı sürdürerek oynamak kolay olmasa gerek.

Bu arada altını çizmeliyim ki her üç oyuncuda birbirine çok yakın muhteşem performans sergilediler. Karakter oyuncusu olarak bence bizlere en iyisini verdiler. Anneanne rolündeki ” Gözde KORBEK ” in de yaşlı kadın karakteriyle yaptıkları da gerçekten önemli. Zor bir noktada, oyunun temelinde yer alan bir çizgide rolünün önemini biliyor. Başak rolünde izlediğimiz değerli sanatçı ” Yeliz TEKMAN ” da kızını çok seven, hata yapmasını istemeyen yeri geldiğinde azarlayan, yeri geldiğinde şefkatini gösteren bir anne olarak rolünün hakkını veriyordu. Her üç oyuncu da rollerini yeterince sempatikleştirmişlerdi bu da izleyicinin oyun sonuna kadar oyundan kopmamasını sağladı diye düşünüyorum.

BU HABER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Altılı Masa’nın en çok konuşulan 12 seçim vaadi

Dekorun basit kullanımı, sade bir ışık tasarımı, oyunculara bırakılan geniş alan, oyunu daha da öne çıkartıyor. Oyuncuların sandalyede oturur biçimde oynaması da değişik ve zekice düşünülmüş bir hareket. Bir seyirci olarak görüşüm oyuncuların hareketleri biraz daha serbest bırakılabilirdi .

Oyunun yönetmeni Sayın Murat ASLAN’ı tebrik ediyorum. Gerçekten tabiri caizse rollerine “cuk ” diye oturan üç oyuncuyu bulduğu için. Bir de küçük eleştirim var kendisine. Oyun esnasında seyirciyi de oyuna sokmayı düşünmüşsünüz bu güzel bir fikir . Oyun esnasında o seyirci de tesadüfen ben oldum. Oyuncunuz ” Yürüteç ” in adını sordu oyun esnasında verdiğim yanıta da bilemedin dedi. Bende merak ettim eve geldim araştırdım. İstediğiniz kelime ” Walker ” mış. Kusura bakmayın ama kendi kendime güldüm. Sokağa çıkıp yüz kişiye sorsanız yüzü de buna yürüteç der. Belki karşımıza bir doktor ya da hemşire çıkarsa kelimeyi söyleyebilirler. Hala Atatürk’ün doğum tarihini bilmeyen büyük bir topluluğun yaşadığı ülkede bence böyle bir kelimeyi bulmak samanlıkta iğne aramaya benziyor. Umarım bu eleştirimi de hoş karşılarsınız.

Son olarak tüm Adanalılara tavsiyem bu muhteşem oyunu ve oyuncuları gidip görün. Hayatımda bir diziyi, filmi ve ya bir tiyatro oyununu çok sevsem de ikinci defa seyretmem. Eğer böyle bir kuralım olmasaydı mutlaka yine oyuna giderdim.

Son olarak elimdeki A.D.T. nin oyun takvimine baktığımda oyunun büyük sahneye taşınacağını gördüm. Benden söylemesi bırakın oyun yerine kalsın. Sahne büyürse seyirciyi oyunun içine zor çekersiniz. Yine de siz daha iyi bilirsiniz. Benimki naçizane bir öneri.


Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.