Sen ölünce yerler gökler agliyor

Sen ölünce yerler gökler agliyor

D. ALİ TAŞÇI
*Sen ölünce yerler gökler agliyor .*

Hayatın biricik gerçeği var:
Ölüm!
Ölüm, sıfır rakamı gibidir; parantez içindeki sayıları sıfırla çarptığınız
zaman, sonuç sıfır olur. Ne hayalleriniz, ne işleriniz, planlarınız vardır
hayatta, ama ölüm gelince hepsi bitiyor. Böyle olmasına rağmen ondan
kaçıyoruz. Aslında ondan kaçarken de ona doğru gittiğimizin farkında olarak!

* * *
“Gök ve yer onların üzerine ağlamadı.” (Duhan S:29 )
Tirmizi, Hazreti Enes’ten rivayet ediyor. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve
Sellem şöyle buyurdu:
“Her kişi için gökte iki kapı vardır. Birinden amel yükselir, öbüründen
rızık iner. Mümin kişi ölünce her ikisi de onun için ağlarlar.”

* * *
İbn i Abbas’tan rivayette şu da vardır:
“Yerdeki namazgahı( namaz kıldığı yerler) ve zikirgahı da onu kaybedince,
onun için ağlar. Firavun kavmi ise, onlar için yerde hayırlı bir şey
olmayınca ve gökteki kapılara hayırlar yükselmeyince, gök ve yer onlar için
ağlamamıştır.”

* * *
Muhammed bin Ka’b’dan başka bir rivayet de şöyledir:
“Yer, bazılarını sevdiği için ağlar, bazılarına da kızdığı için ağlar. Yer,
üzerinde kullukta bulunan kişi için ağlar, isyanda bulunan kişinin de
varlığından dolayı ağlar.”

* * *
Ata’dan bir başka rivayet de şöyledir:
“Semanın ( gök ) ağlaması, etraflarının kırmızılaşmasıdır.”

* * *
Kul eğer mümin ise, öldüğü vakit, sadece onu seven yakınları ağlamıyor, yer
ve gök bir alem onun için ağlıyor.
Allah celle celaluhu:
“Nedir sizi ağlatan?” diye sorunca, yer ve gök:
“Ya Rabbi! O, bizde nereye varsaydı illa seni zikrederdi.” derler.
Şimdi, bütün dünyayı sırtımızdan atarak düşünelim ve hafifleyelim:
Allah celle celaluhu ya gerçek anlamda kul olmuş bir insanın hali ne
güzeldir. Onun için aslında ölüm yok, alemin bir ağırlaması vardır. O,
sevgilisine kavuşan bir aşığın sevinci içindedir. Dünya sıkıntılarından
kurtulmuş ve ebedi mutluluğa ulaşmanın doyumsuz haz ve şevkiyle iç içedir.
O, herkesle dostluk kurmuştur: Başta Rabbine dost olmuş, O’nun rızasını
kazanmıştır. Sonra Peygamber’ine dosttur. Ailesine, akrabasına, komşularına
insanlara dosttur. Hayvanlara, bitkilere, taşa, toprağa dosttur.

* * *
Şuna bakınız:
Sen ölünce ayak bastığın, gezip dolaştığın yerler ağlıyor! Neden? Çünkü sen,
nereye gitmişsen Rabbini götürmüşsün. O’nsuz hiçbir yere adım atmamışsın.
O’nsuz bakmamış, O’nsuz duymamış, O’nsuz dokunmamışsın. Yaradılış sırrıyla
çelişmemişsin. Bir an ayağın kaysa bile hemen tövbe etmiş, pişman olmuş ve
kendine gelmişsin.
Dağların üzerine çıkmış, yaylalarda, ovalarda secde etmişsin. Şimdi sen
ölünce dağlar ağlıyor, yaylalar göz yaşlarını pınar diye akıtıyor, ovalar
delicesine ardından ağıt yakıyor.
Pınarlardan su içmiştin, su, göz yaşını hazin hazin akıtıyor. Bir ağaçtan
meyve koparmıştın, ağaçlar kara bağlamış, senin gidişine ağlıyor. Bir
hayvana, bir kuşa merhamet nazarıyla bakmışsın, hayvanlar ağıt yakıyor
ardından.
Düşünebiliyor musun, gökyüzü senin yasından kırmızıya boyanıyor!
Ey mümin, sen kendinin farkında mısın? Hani şair diyor ya:
“Ey insan! Doğduğun zaman sen ağlamış, yakınların gülmüştü; şimdi öyle bir
hayat sür ki, ölünce sen gül, yakınların ağlasın!”
Bir de düşün! Firavunun kavmi gibi isen, bu sefer de senin varlığından
ağlıyor, yer ve gökler. Çünkü yer ve gökler, Allah’ın zikriyle ayaktalar.
Onların bu haline ters düştüğün için, onlara azap ediyorsun.

* * *
Çağdaş çevreciler var… Onlar “çevreci” ha! Çevrenin kalbiyle bütünleşmeyen
insanlardan hiç “çevreci” mi olurmuş? Allah, Kitab’ında, O’nun korkusundan
dağlardan aşağıya doğru yuvarlanan kayalardan, içlerinden pınarlar fışkıran
taşlardan söz ediyor; yani yer “Allah Allah” diye kendinden geçiyor, sen
hala oyunda oynaştaysan ve bu sırra vakıf değilsen, senin çevre için
çırpınman kabuktan öteye gitmeyecektir. Ölmeden önce uyanamadın, çevrende
olup bitenleri göremedin diye alemdeki bu düzeni, bu uyumu yok mu sayacağız?

* * *
Mümin demek, Rabbini kalbinde taşıyan insan demektir. O, nereye giderse,
oraya rahmetle, merhametle gider. Ayak bastığı yerler onun aşkıyla
ayaklanır, dirilir; çünkü o, diriliş muştusunun bizzat kendisidir. Baktığı
yerler aşka gelir, kendinden geçer. Nereye dokunursa, orası can bulur. O,
barışın, düzenin, uyumun, sevginin simgesi; kısacası varlığın şifresidir.
Mümin olunmadan varlığın şifresi bilinemez, anlaşılamaz. Kim de varlığın
şifresini bilmezse, o, ebediyyen mahrum ve mahküm olur.

* * *
Buhari ve Müslim’den rivayetle Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyuruyor:
“Harre tarafında Cebrail’le karşılaştım. Bana dedi ki :
Ümmetini müjdele! Kim Allah’a şirk koşmadan ölürse, Cennet’e girer.
Ben :
Zina eder, hırsızlık ederse de Cennet’e girer mi? dedim ve bu soruyu üç
defa tekrarladım. Cebrail her defasında:
Evet, zina etse, hırsızlık etse de Cennet’e girecek. dedi. Sonunda da :
İçki de içse yine girecek. dedi.”

* * *
Yine Buhari ve Müslim’den biraz uzunca bir Hadis i Şerif naklederek yazımızı
bitirelim:
“Melekler, peygamberler ve salih müminler şefaatlerini yaptılar. (Allah)
Artık benim büyük rahmetimden başka bir şey kalmadı, buyurur ve hemen
avuçlayarak dünyada hiçbir ameli olmayan ve orada kömür haline gelenleri
Cehennem’den çıkarır ve onları Cennet kapılarındaki bir ırmağa atar. Bu
ırmağın adı, “Hayat ırmağı”dır. Bunlar, selin götürüp karada ve kenarda
bıraktığı yabani ot tohumları gibi ırmağın kenarına çıkarlar. Bu yabani ot
tohumlarından taş, ağaç; kenarlarında ve güneş karşısında olan tarafları
sarı ve yeşil, gölgede olan tarafları ise beyaz kaldığı gibi, bunlar da inci
gibi parlak oldukları halde çıkarlar. Ancak alınlarında damga vardır.
Cennetlikler onları bu mühür ve damgadan tanır da bunların Allahu Teala
tarafından azat edilmiş kimseler olduklarını bilirler. Ve hiçbir amelleri
olmadan, hiçbir hayır sunmadan Allahu Teala tarafından af edildiklerini
cennetlikler bilirler. Sonra bunlara:
“Cennet’e girin, gözünüzün gördüğü kadar yer ve her şey sizindir.” denir.
Bunlar da :
“Ya Rab, hiç kimseye yapmadığını, alemlerden kimseye vermediğini bize
verdin.” derler.
Allahu Teala:
“Benim katımda sizin için bu gördüklerinizden daha da kıymetlisi var.”
buyurur.
Onlar da :
“Bu verdiklerinden daha kıymetlisi ne olabilir?” diye sorarlar.
Allahu Teala:
“O da benim sizden razı olmamdır. Artık bundan sonra daha size kızmam.”
buyurur.”
Mesele, şirk koşmamak ve Allah celle celaluhu nun rızasını kazanmaktır.
Lütfen, şirkin ne anlama geldiğini de siz değerli okuyucularımız araştırsın.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın