Soruların en kolay yanıtı

Soruların en kolay yanıtı

Kimsenin söyleme ‘cesareti’ mi yok, yoksa ‘cesaretliler’ de böyle bir algı oluştu; anlamaya çalışıyorum.

İsmet İnönü’nün söylediği belirtilen ‘bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça…’ diye başlayan tümce her geçen ‘anlamını’ yitiriyor!

Şunu diyorum:

Yaşananları ‘yaşandığı’ gibi değil de, kendine ‘yarar sağladığı’ biçimiyle değerlendiren bir yapıda ‘namus’ ne anlama gelir ki?

Önlerine verilenlerle ‘iyi’ yaşadıklarını düşünüp, verenlere ‘el-pençe’ durulan anlayıştan söz ediyorum.

‘Kral çıplak’ demek yok; en büyük ‘yanlışı’ krala yapmak pahasına!

***

Şunun altını belirgince çizmek, gizlememek, ‘eğri oturulsa da’ doğru konuşmak gerekiyor…

Ne ekonomide, ne eğitimde, ne sağlıkta, ne dış ilişkilerde, ne hukukta, ne adalette, ne insan haklarında, ne tarımda, ne doğa korumada, ne turizmde, ne de…

Evet, hangisine dokunursanız, hangisine bakarsanız-bakın ülke için olumsuzluklarla dolu birçok konuyla karşılaşacak, bu ‘olumsuzluklardan’ dolayı da hoş olmayan ‘tabloyu’ göreceksiniz!

***

Eğitime bakalım…

Başbakan, onbir milyarlık bütçesinin yüzyirmimilyara çıkarıldığını, söylüyor. Bir de ‘müfredatı günün ihtiyaçlarına göre, gelişmeleri dikkate alarak, uygun bir şekilde’ yenilendiğinden söz ediyor.

Eğitimde nerelerdeyiz; okulları dolduran etleri-kemikleri üleşilen öğrencilerin yaşadıkları döneme verebilecekleri ‘aydınlanmanın’ ölçüsü ne?

Dünya ortalamasından söz etmiyorum bile…

Matematikten, fizikten, kimyadan, biyolojiden…

Bilimden, sanattan…

Kendi dilini ‘kullanmada’ bile sıralamada gerilerde kalıyoruz!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın saptaması şöyle:

‘Sadece iki alanda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamış olmaktan dolayı üzgünüm; biri eğitim, diğeri kültür-sanat…’

***

Ya ekonomi…

Daha önce yazmıştım;

Ekonominin düzelmesinin yolu üretimdir. Üretmeyen, tüketimi kendine amaç edinen toplumlar er-geç bunalımlar yaşayacaklardır.

Vitrinlerin albenisi, televizyon dizilerin renkliliği, politikacının cıcılı-bıcılı sözleri ne olursa olsun; önce üretim…

İktidarın izlediği ‘neon ışıklı’ politika, salt günü kurtarma adına olmalı ki, kimi zaman bu ‘gerçeği’ görmezden gelip; her şeyin iyi olduğu yönünde, anlaşılması uzmanlık isteyen ekonomik terimlerle ‘avutma’ söylemiyle karşımıza çıkıyor.

Bu sabah duyduğum bir haber; ‘bankalardan kredi alan esnafın, aldığı krediyi bir başka krediyle kapatma yoluna gittiği, bazı esnafın da bunu gerçekleştiremediği için kepenk kapattığını’ anlatıyordu…

Haberi izlediğim sırada yanımda olan biri ‘ayağını yorganına göre uzatmalı’ dedi; ne yorganıysa, üzerinde yorgan olup-olmadığı da bilinmeden…

Üretim alanlarının talanı bilinmeden…

Üretenin gelişeceği değil, edilgenleşeceği ortamların oluştuğu görülmeden…

‘Yorgana göre uzan’ aldatmacası…

***

Başka…

Hukuk mu diyelim, adalet mi diyelim, insan hakları mı diyelim, tarım mı diyelim, doğa mı diyelim, turizm mi diyelim?

Hukuksuzluktan, adaletsizlikten ‘şikayetçi’ olmayan yok!

Doğanın anlaşılmaz biçimde bozulmasından, inşaatların acımasızca yaşam alanı olmaktan çıkmasından söz etmeyen yok!

Üstelik ‘bu ülke bizim, bu ülkeyi seviyorum, bu ülkeye gelecek her türlü kötülüğe karşı canımı veririm’ diyor da, buralara nasıl-neden gelindiği konusunda ‘cesaret’ göstermek konusunda edilgen duruşundan ödün vermiyor-veremiyor!

İki-üç gündür düzenlenen operasyonlar var…

Başbakanlığa, Tübitak’a, TRT’ye… Birçoğu bylock kullandıkları için gözaltına alınıyor.

Alınma sırasında da gezi eylemini, adalet yürüyüşünü ‘teröristlik’ olarak tanımlayan yandaşçılar, birazcık fırsat bulsalar ‘operasyonu’ buralara bağlamaktan uzak durmayacaklar!

İşte burada şu sorulmamalı mı?

‘Bunları buralarda görevlendirenler kim, arkalarında hangi bürokrat, politikacı, bakan var’ demiyor!

Bu soruların en kolay yanıtı:

‘Bunlar otuz yıldır devletin kadrolarında!’

120717

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın