“Sorumlusu biziz, yurttaş değil ”sözüne inanılıyorsa eğer…

“Sorumlusu biziz, yurttaş değil ”sözüne inanılıyorsa eğer…

“Oyumuz beklediğiniz ölçüde artıyor mu?

Hayır!

Artmalı mı?

Artmalı!

Oyumuz beklediğimiz ölçüde artmıyorsa sorumlusu kim?

Sorumlusu biziz, yurttaş değil!”

Soruları soran da, sorulara yanıt veren de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu…

Aslında bu olgu, “şu an” olaylara bakış/ anlayış bakımından “nereye” geldiğimizin de kanıtı!

Ortada bir kurum var, on yıldır iyileşme sağlanamamış, bu bilinmesine karşın “ilkesel/yönetimsel” çözüm yolları aramak yerine, salt “sorumlusu biziz” denerek geçiştiriliyor!

“İktidar” da böyle değil mi? Geçen onsekiz yıllık sürece karşın, sanki bugün “yetkilendirilmiş” gibi, “çıkış için” gerekenlerin yapılacağını söylemiyor mu? Bir kuşağın varlık/ yokluk olgusunu belirlemede yeterli olacak bir süreçte “neler yaptınız” demek gerekmiyor mu?

Kılıçdaroğlu’nun sözleri “iktidarın” tutumundan ayrı değil; al partinin geldiği yeri/ toplumun şu an yaşadıklarıyla içselle!

Benzerliklerle dolu…

***

Adının “daha ne olduğu da bilinmeyen “bizdeki” seçim sistemi için, her ne denli “ulusal istenç=milli irade” olarak ad konulmuş olsa da, okur-yazar olmayanın bile ”güldürmeyin beni” diyeceği kesin…

Seçmenden oy isteyecek; adayı kendi belirliyor, sıralamayı kendi yapıyor sonra “demokrasinin gereği” diyor!

Varsın, “öyle” demokrasi olmaz olsun; yurttaşın “bireysel” özgürlüğünü tanımayan “demokrasi” varsın yok olsun!

Bilime, geleceğe gözleri kapalı bir anlayışın içinde olanların, “biatı/ el-pençe durmayı/ susmayı” benimseyen bir düşüncenin yaklaşımı/ bakışı başka olabilir; ancak her solukta “insan haklarından”, her solukta “demokrasiden/ hukukun üstünlüğünden” söz eden bir yapının “aynı” tutumu göstermesi hoş görülemeyeceği gibi sorgulanır da…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Diyorsunuz ya; güldürüyorsunuz beni!

Sorgulanması da gerekli!

***

Bu ülkede yaşamını sürdüren, bu ülkenin yaşanan tüm yazgılarında içinde olan yurttaş “CHP’ye” neden oy vermeli?

Yıllardır dededen/ oğula/ toruna geçişlerde “başarısızlıklar” yaşamasının, bir-tek yetmişli yıllarda Ecevit’in kattığı “başkalaşımla” tadı damakta kalan olgunun anlamı nasıl açıklanmalı?

Ülkemizde oluşturulmuş bir yapı var! Bu yapının başında olanları “muhalefetten” ayırabilecek özellikler de “belirgin” biçimde gözlemlenmemekteyse; neden “yenisine” gereksinim duyulmalı? Şu an var olan “iktidara” karşı, “CHP’ye” neden olumlu bakılmalı?

Ortada gösterecek bir şey de yok!

“Salı konuşmaları” da artık “yinelenmekten” bayatladı!





***

“Biz 81 ile esnafla görüşmek için milletvekili gönderdik mi, gönderdik. Sorunları bizzat ayaklarına giderek saptadık mı, saptadık. Başka yapan parti var mı, yok. Vatandaşa güven vermek lazım, vatandaşa güveni çalışarak vereceğiz!”

Esnafla görüşüldüğü için, yurttaşın ayağına gidildiği için “yurttaşa güven verildiğini” söylemek istiyor ya genel başkan Kılıçdaroğlu; “iktidar”, İzmir’den yaşanan depremin ardından “neler” yaptıklarını allandıra-ballandıra anlatmıştı ya, ayrı bir yanı var mı birbirinden?

“İktidarsan” elbette bir doğal yıkım sonrasında yaraları sarmaya gideceksin, sorunları dinleyeceksin, destek olacaksın; yoksa “neden” varsın ki?

“Muhalefetsen” elbette yaşanan soruları yerinde göreceksin, kaygıları/ beklentileri dinleyeceksin, izlenimlerini meclis kürsüsünden “iktidara” anlatacaksın; yoksa “neden” varsın ki?

Birbiriyle nasıl içselleştirmezsin?

***

Hep ileri sürdüğüm “bir” konu var…

“İdeoloji” davranışlara yön veren düşünceler bütünü, olarak anlamlandırılır. Yaşanan ağır koşullar altında kimi zaman “yokluğu” gündeme gelmiş olsa da, “ideoloji” yok olmaz!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Duhan Suresi'nde ll.Bayezit ve Kurtarılan İsrailoğulları

CHP’den bunca beklentinin, CHP yöneticilerini bunca eleştirmenin nedeni de bu!

CHP’de “ideoloji” Atatürk düşüncesi demektir. Onun çizdiği/ gösterdiği yol haritasıdır.

“Çalışmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce saygınlıklarını, sonra özgürlüklerini daha sonra da bağımsızlık ve geleceklerini yitirmeye tutsaktırlar” özsözünde buluşmaktır.

Bunların “hangisi” yapılıyor CHP’de? Söz söyleme yetkisi olanlar, çeperlerine yaydıkları koruyucularla “çalışmadan, üretmeden” rahat yaşamanın yolunu bulmuşlar, yaşama “bu işi” yapmakla görevlendirilmiş gibi birbirlerine sıkı-sıkıya bağlı oldukları gibi, her dönem aradan çıkan “çatlak sesleri” dışarıda bırakmayı bilmişler!

Kasıla kasıla “oyumuz beklediğimiz ölçüde artmıyorsa sorumlusu biziz” demeyi bile göze alarak…

***

Genel Başkan olmasının ardından, girilen tüm seçimlerde “öngörüsünün” gerisinde sonuç alan bir yönetim anlayışının varlığını sürdürmesini doğru bulacak bir “bakış” düşünemezsiniz!

Üstelik bu durum “sorumlusu biziz, yurttaş değil” diye anlatılıyorsa “sürdürülebilirliği” anlamsız!

“İnatla” değişimi engelledikçe, “inatla” eleştirenleri dışarı attıkça, “inatla” başarısızlığa destek bekledikçe…

“İktidardan” ayıran özelliği kalmaz “muhalefetin!” Olan bu ülkeye, bu yurttaşa olur!

Sonucunda yitiren yine “muhalefet” olacaktır; çünkü istedikleri de bu değil mi?

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın