Soruyoruz… Sorunca… Suçlu oluyoruz değil mi?

Soruyoruz… Sorunca… Suçlu oluyoruz değil mi?

Ne güzel, ne günümüze uygun, ne yaşananlarla içsel bir kurultay yaşadık böyle!

Gözlerini yaşartacak nitelikte diğer partilerin…

Atatürk, denerek…

Cumhuriyet, denerek…

Demokrasi, denerek…

Utkulardan söz edilerek…

Haktan, emekten, ezilenden, açtan, işsizden, adaletten…

Laf salatası olduğunu gördük!

Bugünkü yazısında Yılmaz Özdil, şunları yazmış!

‘Delegenin nüfusla, seçmen sayısıyla, yüz ölçümüyle, etnik kökenle, mezheple ilişkisi yoktur. Bu delege yapısı, başarısızların ‘partiiçi iktidarında başarısı’ için özel olarak dizayn edildi’.

Bu kurultay, bu delege sistemi başarısızların ‘partiiçi iktidarında başarısı’ sağlaması için…

***

Daha birkaç gün öncesinden il başkanlarının ‘sıraya’ girer gibi…

Bende delegelerimizle…

Bizde delegelerimizle…

İl Başkanları Genel Başkanın yanında ‘yer’ bulma yarışına girdi!

Bu parti yeri gelsin-gelmesin, mikronu ele geçirdiği tüm platformlarda demokrasiyi, demokratlığı, Atatürkçülüğü, cumhuriyeti ‘yere’ düşürmeyen konuşmalar yapsın bir de…

İlçelerin delege belirleme günlerinden tutun, kurultaya gelinene dek ‘ali cengiz oyunlarını’ elden bırakmayan bir anlayış…

Birine ‘benim adamım’ dediniz, o biri ‘adamınız olmayı’ içine sindirdi, şimdi o ‘adamınız’ ile birlikte belirleyeceğiniz Genel başkana herkesin uymasını isteyeceksiniz; öyle mi?

Bunun adına da ‘demokratik duruş’ diyeceksiniz…

***

Bu bir siyesi parti…

Gereken dönemlerde kongresi de olacak, seçimi de olacak, aday olanı da olacak…

Bunlar olmayacak olsa, seçmene ne gerek var ki?

KHK gibi bir yasa çıkarırsınız; seçim yapacağım, tek aday benim, hem anlatacaklarım var, dersiniz olayı bitirirsiniz!

Ancak öyle mi?

Nerde ‘söz alsanız’ KHK’nin ne denli haksız, ne denli adaletsiz, ne denli anti-demokratik olduğunu söylüyorsunuz ya; ikinci bir adayın olmasını neden sindiremediniz; anlam vermek zor!

Nereden mi anladım?

Anımsayın Muharrem İnce, Genel Başkan ile görüşmesi sonrasında şunları söylemişti.

‘Genel Başkan yardımcıları bazı arkadaşlarımızdan zorla imza topladıkları yönünde duyumlar aldım, bunları Genel başkanımızla paylaştım.’

Bu sözü duyduğunda herkes birbirinin gözlerine baktı kanımca; kim?

Sekiz yıldır süren, geçirdiği tüm seçimleri yitiren, birçok konuda yanıltılan bir Genel Başkanın karşısında bir değil, birden çok aday olmalıydı aslında. Aslında sekiz yıldır başarı gösteremeyen bir Genel Başkan ‘yeniden’ aday olmamalıydı!

Ama ne oldu?

Parti içerisine ‘çıbanbaşı’ olarak görülen, yeri geldiğinde ‘yönetimi’ eleştiren, yapılması gerekenleri anlatanların arasından çıkan bir isimin ‘aday’ olması engellenmeli!

‘Demokrasi, özgürlük, adalet’ demeyi sürdürün siz; engellenmeli!

Dün günün ortasında biline iki adatın konuşmasının ardından, ‘divanın’ iğdiş tutumu ortalığı karıştırdığı gibi, iktidarın medyasının da ayağa kaldırdı; haksızlar mıydı?

Muharrem İnce’nin sunduğu 166 imzanın 49 kişisinin ‘mükerrer’ olduğu söylendi…

‘Mükerrer’, her iki adaya da imza veren delege…

Burada ‘neden’ Kemal Kıılçdaroğlu’nun listesinden eksildiği konuşulmuyor, sorusu gelmiş olsa da; Genel Başkanın yardımcılarının hepsi bir ağızdan ‘İnce aday olamaz’ sözü çıkıyor!

Sonuca bakıyorsunuz, 116 imza bulamadı dediğiniz İnce 447 oy alıyor!

Aman olmasın, saltanatınızı sürdürün, yaşam size güzel olmalı; sevinsinler…

***

Artık iyice inanmaya başladığım, iyice sarıldığım ‘şey’; iktidarı, muhalefeti, barajı geçmişi-geçmemişi 2019’da yaşanacaklara koşullanmış durumda…

Bir zamanlar bir bankanın reklamında ‘Hepsi Osmanlı Bankası’ sözünü kullanırdı; bizdeki tüm partiler de aslında birbirinin aynısı, hepsi danışıklı dövüş… Önümüzde hepsi birbirine ‘kıran kırana’ olmuş olsa da; eğer değiştirmek istediklerimizin önünde kalın engeller oluşuyorsa; ne denmeli ki başka?

Eskiden yanlış yapan, toplumu sarsan, zamlara yol açan, terörü tırmandıran partilerin bir sonraki seçimde defteri dürülürdü.

En son Ecevit hükümeti, yazar kasa olayının da yaşandığı sürecin ardından bitti!

Onaltı yıldır onlarca ‘aldanmışlığı’ bir o denli de yurttaşı ‘aldatmışlığı’ açık açık söylenmesine karşın, muhalefet her seçimde güçlenmesi gerekirken eriyorsa sormak gerekmez mi?

Soruyoruz…

Sorunca…

Suçlu oluyoruz değil mi?

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın