Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

Suskunluk

Suskunluk

Batı’nın demokrasi geleneğinin yapı taşlarının nasıl örüldüğünü Napoleon’un şu sözlerinden algılayabiliriz:

-Ten people who speak make noise than ten thousand who are silent.

Türkçe söyleyişle Napoleon Bonaparte demişki…

-Onbin sessiz kişidense, on konuşan kişi gürültü yapar.

Ülkemizdeyse hangi önder; halkına konuşmayı, sessiz, suskun kalmamayı önerir acaba?…

Tersine “söz gümüşse, sükut altındır” diye yetiştirilen halkın arasında, çokça konuşanlar, yaşananlara karşı çıkanlar,eleştirenler pek sevilmez toplumumuzda… Tersine “büyüklerimiz bizden daha iyi bilir” der, bir köşeye çekilenler
sevilir çoğunlukça…

Oysa Batılı öyle mi?…Hep tabandan gelir tepkiler, halk eylemleridir yaşananlar ki Fransız Devrimi; bunun en önemli örneği…

Bu nedenle iyi bilirler özgürlük, eşitlik, adalet kavramlarının değerini…

Bizdeyse; Tanzimat’la başlayan yenileşme, o günlerin deyimiyle “hürriyet ve musavat” arayışları ki günümüz Türkçesi ile “özgürlük ve eşitlik” kavramları, azınlıklar düşünülerek dayatılmış yedi düvelin öğretileri…

Bu sürecin sonunda, Cumhuriyet yönetimine varılan yolculukda; “ya istiklal, ya ölüm” diyen Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yurtdaşlarına altın tabakda sunduğu hak ve ödevler, dolayısıyla onlardan kaynaklanan özgürlükler…12
Eylül Cuntacıları’nın söylemleriyle; bu halka bol gelen Anayasalar…Ve giderek; 12 Eylül Anayasası’ndan da daha geriye düşeceğimize ilişkin endişeler, korkular, kaygılar…

Ama kimse sesini çıkarmıyor…Herkes nefesini tutmuş; olan biteni izliyor. Çoğunluk da; “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” havalarında, “tuzum kuru, bir şeycikler olmaz bana” aldırmazlığında… Sanki çoğunluk bitkisel
hayatda…

Geçmişde;”tepkisiz toplum” dendiğinde, alınganlık gösterirdi Türk yurtdaşları…Oysa şimdilerde boş, boş bakışlar…Özellikle de uluslararası toplum kendisiyle ilgili ne eleştiriler, ne ironiler, ne alaylar, ne aşağılamalar
yapıyor;hele ki bunlar hiç değil umurunda…




Örneğin; çocuk gelinler konusu…

Dünyada en çok Hindistan, Pakistan, Afganistan, Yemen gibi ülkelerde görülen bu aşağılık durum, bu insanlık ayıbı; sanki yalnızca Türkiye’de yaşanıyormuş gibi…Kadınların en çok cinsel saldırılara hedef olduğu, küçük yaşda
annelerin neredeyse her yoksul evde bulunduğu Meksika bile; ülkemizi eleştiriyor, Meksikalı bir karikatür çizerinin eliyle…

Adam çizmiş; yaşlı bir erkek, yanında da bir çocuk ve yakasına kondurmuş Türk Bayrağı’ndan bir rozet…Sanki Meksika’da her gün yaşanan çocuklara tecavüz etmekle, çocukları yaşlı erkeklerle evlendirmek arasında bir fark varmış
gibi; aklınca aşağılıyor Türkler’i…

Ama bizimkilerden tek bir ses çıkaran yok, tek bir tepki gösteren yok…

Oysa üç, beş yıl öncesinde; Peygamber Muhammed’e ilişkin bir karikatür çizilince Türk softalar ayaklandı, Araplar’dan önce…

Ve yine 90’lı yıllarda; dünyada uyuşturucu ticareti son hızla gerçekleşirken…Ülkesinde peynir-ekmek gibi uyuşturcu satılan, bağımlılara devlet eliyle uyuşturucu dağıtılan, uyuşturucu içerikli kekleri dünyaca bilinen Hollanda
ülkesinden bir karikatürist; Türk Bayrağı’nın üzerine eroin şırıngası olan bir karikatür paylaşmışdı da…Yine herkes dut yemiş bülbüldü, yine herkes suskun kalmışdı o günlerde de…

Sıra ülkemizde birbirimizi yemeğe, birbirimizle didişmeğe gelince; mangalda kül bırakmayan bu halk…Elin yabanı ülkemize, ulusumuza yönelik; küçük düşürücü bir tutum ve davranış içine girince…Bizleri alay konusu edince…Kimseden
çıt çıkmıyor.

Haydi sıradan halk, sokakdaki adam; yabancı dil bilmiyor, olan bitenin ayırdına varamıyor, dolayısıyla karşılık veremiyor, bizleri küçük düşürmeğe çalışanlarla baş edecek durumda değil.Ama onca özel okullarda yetişen ve de
o ülkelerde yaşayan, okuyan pek çok Türk neden sessiz kalıyor bu tür eleştirilere?…Neden karşılık vermiyor onlara; sizin toplumunuz dört, dörtlük mü diye?…

Üstelik onlara karşı çıkmak yerine; onların gözleriyle, gözlükleriyle, gözlemleriyle;hem de tepeden bakarak yaklaşıyorlar ülkemizde yaşanan her olaya, olguya, oluşuma…

Ve rahatlıkla; “Türkiye’ye dışarıdan bakınca çok korkunç, çok kötü görünüyor” diyebiliyorlar.

En çok da TEK ADAM yönetimini eleştiriyorlar ki çoğu İngiltere gibi; “Kraliçelerinin yönetiminde” yaşadıklarını unutmuşçasına…

İşte böylelerine üşenmeden, usanmadan anlatıyorum:

-Uluslararası siyaset bağlamında, her ülke diğerini karalamak için yapar kötü propaganda…Üstelik onların her birisinde KURTULUŞ SAVAŞIMIZ’ın, emperyalistelere karşı kazanılmış BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZ’ın kuyruk acısı var, yenilmişliğin,
ülkemizi paylaşamayışlarının öfkesi var, hıncı var.

Anlatıyorum, anlatıyorum; uzun, uzun…Tarih dersi verir gibi…Ve küreselleşme kavramını…Ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynaklarını…Özellikle de su kaynaklarını…Bütün bunları ele geçirmek isteyen küresel güçleri anlatıyorum…Bana
karşılık veriyor:

-Ay ne çok şey anlattın; beynim yandı…

Ve ben de soruyorum:

-Yaşadığın ülkede sana anlatılanları, yalan yanlış sözleri dinlerken; beynin yanmıyor mu?… Koyun kaval dinler gibi mi dinliyorsun onları?…

Mart yaklaşırken; ilkbahar, ardından yaz…Ülkemize akın, akın gelecek olan “gurbetçiler”…

Karşı tarafa ses vermek, söz söylemek varken; ülkemizde yaşayanlara tepeden bakan, bizlere küstahça saldırmağa kalkışan gurbetçileri düşünüyorum. Ne kadar da istekliler yabanın yalan söylemlerine, propagandalarına kanmağa…Ve
ne kadar da kapalılar; ülkemizin gerçeklerine, geçmişine, Türkün Tarihi’ni öğrenmeğe…

Böylesine alem budalası, el hayranı kişileri gördükçe; kompleksli, aşağılık duygusuyla benliğini yitirmiş zavallıları gördükçe…Diyorum ki sözüm ona dil biliyorlar, ama dillerini kullanmasını bilmiyorlar. Susuyorlar, suskun
kalıyorlar. Oysa on kişi bile konuşuyor olsa aralarında…Napoleon’un dediği gibi hiç değilse on kişi…

Ama demokrasi kültürü yerleşmemiş bir toplumda, her şey tepeden inme gelince; haklar, ödevler özümsenmemiş ya da benliklerine sorumluluk almak pek zor gelmiş ve büyüklerince de hep susturulmuş, daha sonrasında da suskunluğu
edep, erkan sanıp, erdem bilmiş…Birileri ona,ülkesine, halkına eleştiri oklarını gönderince de sanki dilini yutmuş gibi, yutkunmuş…




Yaz geldiğinde…Dövizleri Türk parasıyla değiştirince…Bir caka, bir fiyaka…Ezilmişliklerini; Kapıkule sınır kapısının dışında bırakıp, karışırlar aramıza… Ve onlara nereli olduklarını sorduğunuzda da; yanıt verirler
kasıla, kasıla:”Almanım, İngilizim, Fransızım” diye, ama bir türlü onurlu Türk olmayı beceremezler, kimliğine, ülkesine, ulusuna saldıran yabanın karşısında…

Ey güzel halkım,ey güzel insanlarım…Yeter öğrenin artık…Biliniz ki “suskunluk” erdem değildir asla ve asla!…Özellikle de yabanın karşısında…

Selma Erdal;Didim, 25 Şubat 2019

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN